|
Kalbin Sesi - Teknur
Evren Ve Evrenler

Ateistlerin büyük bir
yanılgısı da evren konusundaki kanaatleridir. 19. yüzyılda evren kavramları
şöyleydi:
Boşlukların belli yerlerinde, çılgın enerji yatakları dev
cehennemler halinde patlar durur, sonra bu enerjiler zayıflar, sakin gezegenler
oluşur, güneş sistemi ve dünyamız da böyle mutlu bir rastlantıdır.
Bereket, fizik ve matematiğin ehil kafaları var da, böyle
garip hayallere meydan vermiyorlar.
Yirminci yüzyılda evren konusunda 3 farklı görüş ortaya
atıldı:
a. Fred Hoyle Teorisi:
Sonsuz uzayda, sonsuz yıldızlar, galaxiler ve de yasalarla
oluşan büyük bir sistem.
b. Martin Ryle ve Allane Sandage Teorisi:
Aralarında evren yaşı konusunda ihtilaf var. Ryle 13 milyar,
Sandage 41 milyar yıl önce evrenin oluşmaya başladığını savunuyor. Bu.
bilginlere göre evren, tek bir noktadan sonsuz gücün dağılıp parçacıklar
oluşturmasıyle meydana gelmiştir.
Bir çeşit genleşme gibi statikden dinamizme geçen sonsuz
kudret 2000 milyar ışık yılı çapında sonsuza yakın bir çevreye doğru parçalar,
kuantlar dağıtmaktadır.
c. Andrei Satharow Teorisi:
Bugünkü evren 20 - 30 milyar yıl önce kaybolan evrenin karşıt
evrenidir. Bu teori parite teorisine dayanmaktadır.
Bu teorinin bir başka bilim adamı tarafından yorumu ise, her
iki evrenin birbirinin aynadaki hayali gibi devam ettiği iddiasıdır.
Uzuy çalışmaları ile, nükleer matematik ve kuant fiziğinin
bilime getirdiği -zaman kavramı- bu karışık teorileri kolay çözecektir.
Birçok bilim adamına göre. gerek dünyanın yaratılışına,
gerekse evrenin teşekkülüne ait astronomik zaman tahminleri temelde yanlıştır
Zamanı enerji kabul eden Prof. Kozirev ile, onu boyut kabul
eden Einstein'in görüşleri haklı çıkmaya başlamış; zaman akışının arzda, atomda
ve uzayda farklı olduğu ortaya çıkmıştır. Eğer zaman böyle bir değişkenliğe; bir
nevi esnekliğe sahipse eski çağlardaki akış hızı ile şimdiki çağda akış hızı da
farklıdır. Mesela; 100.000 yıl önce zaman hızlı akmaktaydı ve bizim on milyar
yıl öncesi dediğimiz hesaplama belki de 200.000 yıl öncesine aitti. Zamanda,
fizik olarak tespit edilen değişkenlik ortaya çıktıktan sonra çok eski yıllara
ait yapılan tüm tahminler, doğru hesaplamalarla da yapılmış olsa yanlış
olacaktır. Çünkü zamana ait ivme belli değildir.
Kaldı ki maddecilerin evren ve arz yaşı üzerinde de yaptığı
hesaplamalar tümüyle ampiriktir. Galaksilerin soğuma süresi tahmine
dayanmaktadır ki; bu hesaplamaların yapıldığı yıllarda kuant ve kuant matematiği
dahi bilinmiyordu. Novaların soğuması âdi ısı kuralları ile hesaplanıyordu *.
Evren konusunda; özellikle yalnız maddesel evren olabileceği
konusundaki tüm görüşler:
a. Hilbert'in delta mekanı
b. Einstein'in sonsuz boyut,
binlerce mekan kavramlarından sonra büsbütün çıkmaza girmiştir.
Gerçeğin temeli ise zamanın değişkenliğinde ve boyutların sonsuzluğunda
yatmaktadır.
Tanrı yalnız maddesel evren değil, birçok evrenler yarattı.
Çünkü sonsuz boyut alternatifiyle. bizim mekanın dışında bir çok mekanlar var ve
bu mekanlarda kurulu bir çok evrenler...
Şu halde maddesel evrenin yüzbinlerce galaksinin milyarlarca
yıldızının ihtişamı altında ufalıp kaybolma, aşağının aşağısı komplekse düşme
yerine; fiziğin gösterdiği yoldan başka mekanlardaki başka evrenlerin ihtişamını
düşünmek, Tanrı'ya açılan pencereden, insanın kavram sonsuzluğundaki güzelliği
sezmek gerekmektedir.
İnsana kendinin evrendeki yerini değil, evrenlerdeki bağını
kavramak, oradan sonsuzluğa açılan dünyalara bakmak yaraşır.
Ateist ve maddeci zaten insanı aşağılaştırma ve küçültme
yarışı içindedir.
Halbuki insan; (evrenin, kendi ihtiyariyle, Tanrı'yı sezen bu
tek varlığı) maddesel ve madde ötesi mekanların; evrenlerin yolcusu ve
misafiridir.
Peki isyanların, inkarların nedeni nerden geliyor?
Çünkü insan, Tanrı'nın kendine verdiği akıl, irade gibi güce
çevrilen nimetleri kendinin sanmakta; neden Tanrı değilim? diye çırpınmaktadır.
Ve kendi hiçliğini anladıkça da:
Tanrı'yı inkar etme, göz göre göre isyan etme yolunu
seçmektedir.
Yoksa ateistlerden bilincini yitirmemiş olanlar da
bilmektedirler ki; kesinlikle Tanrı vardır. Evren ve kendisi maddeden ibaret
değildir.
Ateist birçok Batılı bilim adamı dostlarımdan; bu itirafı
çeşitli kaçamaklar içinde almışımdır.
Gerçekte Tanrı inancı, içten gelen, isbat ve delil aramayan
kutsal bir duygu, dayanılmaz bir zevktir.
Batının en ünlü yazarlarından Oscar Wilde uzun yıllar inkar
kazanında çalkalandıktan sonra ölümünden bir yıl önce bir dostuna gönderdiği
mektupta :
«Şimdi çok mutluyum; Tanrı'ya inanıyorum. Meğer O'nu fikir
bunalımları içinde tartışmak ne cinnetmiş ve O'na inanmak, teslim olmak ne
güzelmiş» diyor.
Bizim buraya kadar dile getirmeye çalıştığımız bilimsel
eleştiriler, insan oğluna bilim adına yalan söylenmesini hazmedemediğimizden
doğmaktadır.
Yoksa, Allah, sonsuz boyutların binlerce mekanında
güzelliğini öyle perçinlemiş, öyle sanat şaheseri şeklinde yansıtmıştır ki, onu
görmemek için kör olmak yetmez.
NASİPSİZ olmalıdır görmeyen.
(6) Nitekim Prof. Monkoloski,
Afrika'da Viktorya civarında bulduğu fosilin bu hesap yolu ile 2 milyon yıl önce
yaşadığını tesbit etti. Buna göre ya hesap yanlıştı, ya evrimcilerin eski
tahminleri.
Dr. Halûk NURBAKİ
|