|
Kalbin Sesi - Teknur
Evrim Teorileri

Evrim yücelerek
gelişmeyi ifade etmektedir. Aslında evrim teorileri deyimi abartılmış bir
deyimdir. Teori; bilimsel ispatlara dayanır. Bir benzetiş ve düşünüşten ileri
geçemeyen evrim görüşü ancak bir hipotezdir.
Evrimi 2000 yıldır savunanlar olmuştur. Ancak bildiğimiz hali
ile bu teori Fransız Lamarck ve Buffon tarafından yumuşak hatlarda ifade
edilmiştir.
Bir süre sonra 19. yüzyıl sonlarında tıp okulunun 2.
sömestrisinden ayrılmış, papaz okulu mezunu Darwin, Lamarck ve Buffon'un
görüşlerinden habersiz; kendine tetkik edilmek üzere bir biyologun (Alfred
Russel) gönderdiği makaleyi abartarak kendi adına yayınladı ve Darwin'in bombası
böyle patladı. Onun makale, mektup ve kitaplarından çıkan evrim hipotezini şöyle
özetleyebiliriz :
Tüm canlılar tek hücreli amipden gelişmiştir. Bu gelişmede;
a. Temel tamamen tesadüftür.
b. Canlılar ayıklanma ve uyum
ilkeleri ile çeşitler kazanmıştır.
c. Uyamayan ölmüş, uyan
yaşamış milyonlarca yıl içinde bugünkü canlılar oluşmuştur.
d. İnsan da bu dizi içinde
maymundan gelişmiştir.
e. Tek hücreli ise yine aynı
kurallar içinde organik kimya maddelerinden doğmuştur.
Bu iddialar, matematik ve biyoloji bilmediğini mektuplarında
itiraf eden Darwin'indir.
Ne var ki sonradan pek çok biyoloji bilim adamı o yılların
maddeci etkileri altında teoriye sahip çıkmıştır.
Yüz yıldan bu yana teorinin taraftarları 2 konu daha
eklemişlerdir.
f. Evrim fizikten başlamıştır.
Nötron aynı esaslar içinde gelişmiş atomları doğurmuştur.
g. Mutasyon (Genetik kartların
değişmesi) evrimin en anlaşılır nedenidir. Bu olay, bilmediğimiz şartlarda
nesilleri tesadüfen doğurmuştur.
Fanatik maddeciler evrim sözüyle de yetinmeyerek
mükemmelleşme (kompleksifikasyon) şeklinde teoriyi yorumladılar.
Bilimsel hayvan tasnifleri, hayvanların o cağlarda
anatomilerinin öğretilmesi, yapılardaki benzerlik, sanki evrim teorisinin
delilleri gibi kullanıldı.
Bu arada Zoolojik araştırmalar, ele geçen fosiller, hep bu
görüşün ışığı altında değerlendirildi. Ve evrim biyolojinin baş köşesine
davetsiz misafir olarak oturdu günümüze dek. Ne var ki misafire yol göründü,
biyoloji öyle aşamalara geldi ki; onu artık evrim masalı ile uyutamazsınız.
Evrimcilerin tüm görüşlerini satır satır bilimsel olarak
cevaplayacağım.
Ancak daha önce. bilim tarihine piltdownman (piltdovn insanı)
diye geçen bilimsel bir skandalin öyküsünü anlatacağım. Böylece ateist ve
materyalist mizacın iç yüzünü sergilemek, konuyu anlaşılır hale getirecektir.
1912'de Dawson bulduğu kemikleri British Museum'a getirdi.
Müze elemanı Woodward'la birlikte bu kemiklerle bir insan başı meydana getirip
Piltdovn Adamı diye teşhir ettiler. Seminerler, konferanslar bir birini
kovaladı. Olay o kadar büyüdü ki, Darwin teorisi ispatlanmışcasına, bilimsel
tebliğler yayınlandı. Antropoloji ve Biyoloji kitaptan değiştirildi. Çünkü
ateist profesörler iskeleti 500.000 yıl önce yaşamış maymunla insan arası bir
canlıya ait sayıyorlardı. Tam kırk yıl bu baş iskeleti, müzede teşhir edildi ve
ateist bilim adamları iskelet üzerinde ne büyük buluşlar tespit etti. Piltdovn
Adamının neler yediği, nasıl yaşadığı bir bir anlatıldı.
Nihayet 1952'de K. Oakley isimli bir bilim adamı yaptığı flor
denemelerinde iskeletin, değil 500.000 yıllık, bin yıllık bile olmadığını iddia
etti. Zavallı biyoloji bilim adamı, bilim çevrelerinden bir fırça yedi ki,
hayretler içinde kaldı. Sanki tüm kutsal değerlere el uzatmışcasına. Bu
reaksiyonu hazmedemedi. Bu kez yanına aldığı kimya ve biyoloji hocaları ile
olayın peşine düştü (Prof. J. S. Weiner ve Prof. Gros Clark) ve bilim adamı ışın
(C-14) ve fluor deneyler ile kafa iskeletinin ayrı parçalardan oluştuğunu,
çenenin 60 yıl önce ölen bir maymuna, baş iskeletinin de 300 yıllık bir insana
ait olduğunu, ayrıca dişleri törpülenerek alt çene-üst çene uyumu sağlanmak
istendiğini, hatta bazı kimyasal maddelerle iskeletin suni olarak eskitildiğini
ispat ettiler.
Üç bilim adamı olayın yanılgı değil bir sahtekarlık olayı
olduğunu bilim çevrelerine kabul ettirdiler. Hatta Dawson hakkında yasal takibat
açıldı, ancak o zavallı çoktan ölmüştü.
Ne çare ki asıl yargılanması gereken bu sahte iskelet
üzerinde bilimsel atraksionlar yapanlardır. Fakat ateist dokunulmazlık onlara
ayıp ettiniz bile denmesine izin vermiyordu.
Yine ne çare ki Piltdovn masalı 40 yıl dörtyüz milyona
anlatıldı. Fakat Piltdovn skandalini 400 kişi duydu.
Daha sonraları Pekin Adamı, Java Adamı, Cro-Magnon Adamı da
aynı şekilde sahte olduğu ortaya çıktı.
Prof. John Durant'm dediği gibi: Darwin teorisi dikiş
yerlerinden patlamış geriye bozuk perişan bir düşünce yığını kalmıştır. ,
Ateist ve materyalistler evrim teorisinin çürüklüğünü
bildikleri için, onun tartışılmasını yasakladılar. Ne çare ki; Genetik ilmi, DNA
kimyası ve ihtimali matematik öyle gelişti ki, artık evrim hipotezini ayakta
tutmak mümkün değil. Önce evrimin temel iki ilkesinin matematik ve fizik olarak
nasıl imkansız olduğunu tesbit edelim.
1. Fizik evrim olur mu?
Atom çekirdeğinin fizik bilinci bölümünde çok kesin bir
şekilde ispat ettik ki fizik evrim olamaz.
2. Hücreyi doğurmak için
kimyasal bir evrim olabilir mi?
a. Hücrenin temeli proteindir,
bir protein amino asitlerden kurulur. Şimdiye kadar 20 kadar amino asidi
tanınmıştır. Bir protein zinciri 100 kadar amino asidden kurulur. Bu sıralanış
eğer belli bir sıra izlemezse, canlılık olmaz. Bu ihtimal Darwin'in
takipçilerinin sandığı gibi tesadüf olsaydı, 2x100100 kez bu bileşme
denenmeliydi; ki amino asidi miktarı böyle bir denemeye yetmeyeceği gibi (Tüm
dünya amino asidi deposu olsa bu denemeye yetmez) saniyede 1 deney yapılsa bu
hesap ile milyar kere milyar yıl zaman gerekirdi.
b. Hücrenin temeli olan DNA'nm
tesadüfen kurulma ihtimali ve kimyasal şartlan ise büsbütün hayret vericidir.
Tüm canlıların (mikrop, bitki ve hayvan hücreleri) zorunlu
yapısı DNA'dır. Bu madde : 1 - Riboz şekeri, 2 - Protein benzeri bazlar, 3 -
Fosforun özel bir halinin birleşmesinden doğar.
Organik maddeler dediğimiz canlının kimyasal yapısı karbonun
eksi değer taşıdığı bileşiklerdir. Bu bileşiğin kurulması için özel işlem
gerektiğinden, doğada normal şartlarda bulunmaz. Yani dünyanın eski cağlarında
organik yapı testleri yoktur. Bu maddelerin teşekkülü için diyelim ki bir
kimyasal mucize oldu ve organik madde doğdu. Bu madde bilimsel olarak en kolay
organik madde olan normal çizgili şeker olabilir.
DNA'da kullanılan sekerse kapalı şeker; ribozdur. Bu riboz
yalnız canlı hücrelerde yapılabilir. Değil tesadüfler, laboratuvarlarda bile
riboz elde edilemez.
'En umulmaz şartlarda Nuklitler tesadüf etse bile ribozun
bunlara bağlanmasını gerçekleştirecek olan ATP 10—45° ihtimalde 1 kurulur, bu üç
kimyasal imkansızlık, hücre DNA'sının tesadüfen kurulamayacağını kesinlikle
ifade ediyor.
Kaldı ki canlı proteinlerin tümü sol yanlıdır. Sağ proteinler
ölüdür, canlı mekanizmaya girmez. Tesadüflerin yaratacağı proteinlerde böyle bir
ayrım imkansızdır. Amino asitlerin sollarının serilip tertiplediği proteinleri
bir sıra halinde yazmak isteseniz, ihtimal hesapları o kadar yükselir ki kuruluş
tümden imkansızlaşır.
3. Tek hücreli amipten
solucana kadar bir evrime matematik ne diyor?
Bir mikrobun genetik kartında 500'e yakın nuklid vardır.
Bunların karekter oluşturması; yani diziliş şifresinde . tesadüfün bir evrim
yapması için, karttaki dizinin 1'den
500'e kadar bir kademenin tek tek ihtimali matematik içinde
sınanması gerekir. Diyelim ki amiplerden bir sonraki çok hücreliye geçmek için
135, 214, 418, 65 nolu nuklidlerin yer değiştirmesi, yani 39.1020 ihtimalinin
denenmesi gerekir. İkinci canlıdan üçüncüye, oradan solucana kadar bu kart
değişimleri en ilkel şartlarda ve evrimcilerin lehine bile yapılsa 3x10160
sayısı çıkar. Yani amipin genetik kartında tesadüfün bu mutasyonla solucan yapma
şansı 3.10160 da birdir, her saniyede bir şans denense bile tirilyon kere
tirilyonlarca senede bir solucan meydana gelebilir.
Daha ilginci maymundan insanın bir evrim geçirebilme
ihtimalidir. Bunun matematik hesabı da yapılmıştır. Maymundan bir insanın
evrimle olabilme şansı genetik kart hesaplarına göre 4 x I0ıaoo'de birdir; ki
matematik acıdan saniyede bir mutasyon olsa, böyle bir evrimin olma şansı bir
milyar maymunda birden başlasa insan evrimi (insanın genetik kartını yapma şansı
yine 3x10"520'de birdir) bu matematik sonuçla bir noktada bile bir evrimin zaman
düzenine sığamayacağını göstermektedir.
Şimdi çağımızın evrimcilerinin dilleri altında dolaştırıp
söyleyemedikleri bir soru kalıyor.
Bırak efendim tesadüf saçmalığını. Tanrı, evren bir linçi
emriyle böyle bir evrimi yaptırmış olamaz mı?
İşte o zaman mesele değişir.
Eğer ateist isyanından döner, maddeci evren bilincini kabul
ederse o zaman Tanrı'nın san'at sırrından bir yorum yapmak isteriz:
a. Evrende milyarlarca yıldız
üyeden kurulu yüzbinlerce galaksi vardır.
b. Yalnız dünyamızda bir
milyonu aşkın hayvan türü. yüzbini aşkın bitki türü, bir o kadar da mikrop türü
vardır. Her bir türden milyarlarca canlı, her bir canlıda milyarlarca hücre, her
bir hücrede milyarlarca atom...
c. Evrim ve seleksion
görüşlerinin tersine, canlılar aleminde akla gelen ve gelemeyen tüm oluşlar
sergilenmiş; ayrıca bunların dekore edilmesine özen gösterilmiştir.
Okyanusların derinliklerinde özel orman ve bahçeler, suyun
yüzünde nilüfer, kelebeğin kanadında ihtişam dolu güzellikler, böceğin sırtında
binbir nakşın gergefi...
Renk armonisi balıklar, burunlarında elektrik ışığı yakarak
deniz güzelliğini sergileyen canlılar.
Toprağa canlılık vererek bir kimyacı özeni ile azotu işleyip
bitki köküne sunan bakteriler.
d. Binlerce yıl sonra gelecek
sevgili insana yer altında hazırlanmış petrol (enerji depoları).
Ve bu dengenin fertleri hiç bir canlısının devamından
vazgeçmeyen elektronik bir denge.
Ve bir insanı meydana getirmek için günde 250 milyon sperm
hücresi.
Bu muhteşem zenginliğin, bu harikulade ince san'at sergisinin
kör, katı, sevimsiz ve kısır bir evrim yolunu seçmeye ne ihtiyacı olabilir?
Evrim ağır ve çaresiz bir yoldur, bu ateistlerin zihnidir.
Karanlık ve zevksiz.
Nitekim hayatın yıldırım hızı ile dekorlaşması 15 yıl önce
evrimcilerin gözü önünde ceryan etti ve onların pişkin yüzleri şaşkınlığa bir
kez daha büründü.
Yüzyılımızın altmışlı yılları sonuna doğru büyük bir deniz
depremi sırasında İzlanda yakınlarında yeni bir ada doğdu (Surtsey Adası).
Dünyanın dört bir yanından bilim adamları bu adada doğa
düzeninin nasıl kurulacağını izlemek üzre oraya koşuştu. Hatta bir çokları evrim
teorilerine mesnet arayacaktı.
İki yıl içinde akıl almaz biçimde bitki örtüsü, böcek ve kır
çiçeklerinin çoğu ortaya çıkıverdi. Gerçi büyük
ağaçlar ve hayvanlar yoktu. Fakat adanın iki yılda ulaştığı
zengin canlılar listesi evrimcilerin 50 milyon yıl fiat biçtikleri ve bize
öğretme çabası gösterdikleri listeydi.
Bilim adamları öylesine şaşırdı ki, adada Güney Amerika'da
yaşayan bir karınca cinsi bile yaygındı.
Ateist bir biyolog da «yer altı lavları aracılığıyla DNA
molekülleri yayılmış adaya» diyecek kadar ileri gitti. Ne var ki bir başka
biyolog : «üstad madem öyle, evrime ne gerek var, eski çağlarda çok yanardağ
vardı. Bol DNA çıktı ve tüm canlılar bir anda oluverdi» deyince bir gerçek
daha vuruldu ateizm'in suratına.
Elbette DNA'nın nazik yapısını bilenler onun değil
volkanlarda yaşamasını, güneş sıcağına bile dayanamayacağını bilir.
Bu adanın teşekkülü ve canlıların birden yayılımı
evrimcilerin uzun evrim masallarını ve nesillerin aynı anda teşekkülü ile türden
türe geçişi yalanladı.
Mevcut fosillerin tetkiki göstermiştir ki hiç bir zaman
canlıdan canlıya geçişi temsil eden bir arafosil bulunmuş değildir. Bütün
canlılar kambrium devrine aittir. Yani kanıların tersine Prof. Duan Gish'in
söylediği gibi canlılar büyük çoğunluğu ile tarihin aynı devrinde ortaya
çıkmıştır.
Şimdi seieksion; ayıklanma konusuna geçiyoruz.
Evrimciler çeşitli türlerin varlığını izah etmek, hem de
evrimi bir sebebe bağlamak için, şu görüşleri ileri sürdüler:
1. Seieksion; Ayıklanma
2. Tarih sayfalarında kalan
nesillerini yürütemeyen canlılar
3. Uyum ve buna bağlı
mutasyonlar
4. Hayvan ve bitki türleri
arasındaki benzerlik
Şimdi bu dört konuyu bilimsel-incelemeye tabi tutalım.
Bakalım gerçek evrimcilerin dediği gibi mi:
1. Seleksion; Ayıklanma:
Seleksion: Evrimcilere göre zayıflar çevreye uyamaz ölür,
güçlüler kalır yaşar. Bu ayıklanma bugünkü türleri meydana getirmiştir.
Bu konuyu incelemeden önce arınmayı ayıklanmadan ayırmak
gerekir.
Arınma: Meydana gelerek nesillerin iyi yönde genlerinin
secilmesidir. Nesiller kendi cins özelliklerini yitirmeden güçlü, güzel ve
sağlıklı genleri seçerek güzelleşir, bu arınmadır. Çift cinsle üremenin bir
nedeni bu arınmanın gerçekleşmesidir. Bunu seleksionla karıştırmamak gerekir,
çünkü ateistler bu bilimsel gerçeği allayıp pullayıp seleksion gibi yuttururlar.
Seleksion; yani ayıklanmaya gelince, türler tetkik edilirse
böyle birşeyin olmadığı görülür.
Çevreye çok zor uyabilen bir çok canlılar vardır ki, hayat
bunlar için çok zor olmasına karşın, bu canlılar milyonlarca yıl değişmeden
nesillerini sürdürüyorlar.
a. Köryılan gerçekte bir
kertenkeledir. Kertenkelelere göre hayat bu canlı için fevkalade zordur. Ve bu
yılanların genetik kartı, kertenkelelere o kadar benzer ki; ufak bir değişme
onları bu zor hayattan kurtarır, ayakları oluşur. Rahat bir çevre uyumu ve
hayata kavuşurlar. Üstelik bu hayvan arzın en eski sakinlerindendir. Böyleyken
kör yılan hiç değişmemiştir.
Hangi seleksion?
b. Dağ faresi için de durum
aynıdır. Hayat ön ayaklarının kısalığı yüzünden onlar için çok zordur. Fakat bu
çok eski hayvan, ne seleksiona uğrayıp telef olmuş, ne de ayaklarına uygun orman
ve bahçelere göçebilmiştir. Milyonlarca senedir yaşar durur.
Hangi seleksion?
c. Yeni Zelanda'da yaşayan bir cins
kirpi, yumurtadan çıkan yavrusunu kanguru gibi karnında taşır ve yavrunun
dikenleri karnına bata bata. Milyonlarca yıldır yaşar durur. Hem de beslenmesi
fevkalade güçtür. Neden ayıklanmaya uğrayıp diğer yumurtadan çıkan, benzeri
türlere dönmüyor?
Hangi seleksion?
d. Tarihin en eski
hayvanlarından birbirine yakın türde üç balık okyanuslarda yaşar.
Bunlardan biri elektrik sistemiyle; diğeri sonarik sistemle çevresini görür ve
düşmanlarından kaçar. Üçüncüsü ise bunlardan mahrumdur ve hemen yem olur. Fakat
seleksiona uğramaz. Neslini sürdürür. Neden bir başka türe dönmez, ya da
listeden silinmez. Hani seleksion?
Merak edip hayvanlar alemini iyi inceleyenler daha böyle
yüzlerce örnek bulur.
Tanrı böyle istemiştir. Hayat zor da olsa her cins kendi
varlığını korur durur.
2. Tarih Sayfalarında Kalan
Nesillerini Yürütemeyen Canlılar:
Tarih sayfalarında kalıp neslini yürütemeyen pek az sayıda
canlı büyük jeolojik olaylar nedeniyle yok olmuştur. Ya kara hayvanıdır, o bölge
aniden deniz olmuştur; ya deniz hayvanıdır o bölge aniden kara olmuş bu canlılar
sahneden çekilmiştir.
Sonraki devirde bu canlıların büyük çoğunluğu yine hayat
sahnesinde başka isimde yer almıştır (molloskaların büyük çoğunluğu).
Bugünkü molloskalarla pek az farkı olan fosillere bakıp
keramet yumurtlar gibi seleksiona uğradı diye hüccet çıkarmak ancak ateist
demagojidir.
3. Uyum ve Buna Bağlı
Mutasyonlar :
Mutasyonlar; genetik kartlarda değişme anlamına gelmektedir.
Hazır bu konuyu açmışken genetik şifrelere bir kaç cümle ile değinmek isterim :
Genetik kartlar; yani nesillerin kişilik şifreleri,
çekirdeğin özü (Nukleolus) içinde sistronlarda gizlidir. Bunlar dış etkilere
karşı öylesine korunmuştur ki ışın, kimyasal etkiler gibi güçlü olaylar bile bu
kartlara giremez.
Peki mutasyon nasıl oluyor?
Genetik kartlarda bir istidadın imhası ile mümkün oluyor.
Dikkat ediniz, kartlardaki şifre değişmez, bir noktası imha olur.
Müller'in drozofilalarda yaptığı ilk mutasyon da aynıdır.
Yeşil göz kartları imha olmuş, kırmızı gözlü drozofila böylece ortaya çıkmıştır.
Kimyasal maddelerin yaptığı mutasyonlar sakat bebekleri aynı
yoldan meydana getirmektedir. Kanserin özellikle leucemi'nin genetik tetkikleri
de aynı şekilde genetik kartların imhasından gelişmektedir.
Şimdiye kadar yapılan mutasyonlarda hiç bir kart değişikliği
olmamıştır. Bazı ünlü genetik bilim adamlarının, mutasyonla kompleksifikasyon
olabileceğini söylemeleri teorik alanda kalmıştır (Jacop).
Genetik kartların bu korunumu, mutasyonun bilinmesinden bu
yana 50 yıldır zorlanmış, bir türlü duvar aşılarak kartlar değiştirilememiştir.
Canlılar arasında birbirine en yakın tür sayılan bir
bakterinin kardeş iki türü; yalnız şekerin sağ ve sol izomerlerini seçerek yeme
farklarından dolayı ayrıcadır.
Yapılan bütün mutasyon denemelerine rağmen bu iki türü
birbirine çevirmek mümkün olamamıştır.
İşin ilginç yanı bu kartlar kemik iliği hücrelerinde her bir
saniyede on bin kez değişmekte; mezanşim hücrelerinden kompleksifikasyon sonucu
lenfosit ve monositler doğmaktadır. Bu mutasyon değil yeniden oluştur.
Halbuki yeryüzünde trilyonlarca bölünme olmasına rağmen, hiç
bir kart değişmesi olmuyor. Milyonlarca mutasyon deney ile bir kez kart
değişikliği yapılamıyor, ancak bazı istidatlar yok ediliyor.
Tek değişme olayı kemik iliğinde ve bu da mezanşim
hücrelerinin genetik kartında yazılı olan özel bir yeniden doğuştur.
Bu olayların tümüne genetik kartların (sistronların) korunumu
diyoruz ki, bu teori değil kesin bir biyoloji yasasıdır.
Ayrıca bu kartları korumak için hem nukleolus korunumu
vardır; yani çekirdek özel bir zarla çevrilidir. Bu zardan içeri ancak ölüm
girer.
Bu ya tam ölümdür, ya da kanser şeklinde özelliklerin
ölmesidir.
Kanser oluşması, bu hücredeki genetik değişmeler, bir yandan
da bize mutasyonun yeni bir kuşak değil, ancak kanser yaratabileceğini
göstermektedir.
Ayrıca canlıların yumurta şekilleri olsun, rahimdeki cenin
olsun gelişirken özel korunuma tabidir. Buna embriyon korunumu denir. Çok özel
tertiplerle sağlanan bu korunum embriyonu (cenin) ışınsal ve kimyasal etkilerden
korur. Demek ki meydana gelen canlının kendi cinsine has özellikleri kaybetmeden
doğabilmesi için üç korunum sistemi var:
1. Genlerin ve sistron
korunumu
2. Nukleolasun korunumu
3. Embriyon korunumu
Bir genetik kart embriyon teşkiline başladı mı, tüm
etkilerden azade kalır, etki büyürse ölüm ortaya 'çıkar. Cinsler arasındaki
farklar genetik kartlardaki dizi sırasında ve üç buutta DNA'ların açısal
pozisyonundan doğar, bu biofizik denge elektromanyetik ve fakat özel bir
kurgudur. Küçük enerjilerle bile bozulması kolay olan genetik kartların sırrı,
biofizik şartlar değişince tüm -sistronun ölümüdür. Bu genetik kartların kişilik
kodu Biofizik çhalon kilid ile garanti altına alınmıştır.
Böyle olmasaydı canlıların türü karma karışık olurdu. 4.
Hayvan ve Bitki Türleri Arasındaki Benzerlik : Evrimcilerin bir garip
iddiaları da, canlıların birbirine yakın benzerliklerini birbirine geçiş evrimi
olarak yorumlamalarıdır.
Hayvan ve bitkilerdeki benzerliğin gerçekte evrimle hiç bir
ilgisi yoktur. Hatta evrimi yalanlar, şöyle ki;
a. Birçok hayvanın büyük ve
minyatür cinsleri bir arada vardır: Kobay - domuz, kedi - arslan, orangutan -mamozet,
timsah - ağaç kertenkelesi gibi. Eğer evrim olsaydı değişme bir cins üzerinde
gelişirdi; yani fareden kobay evrimi olur. Domuz evrimi türler ağacına düşmezdi,
b. Ornitornik, kanguru ve
kirpi gibi birçok hayvanı biyolojik türler ağacında bir noktaya koymak mümkün
olmamıştır. Ayrıca, bir çok noktalarda anatomik benzerliklerin dış
benzerliklerle alakasızlığı ayrı bir mesele olmuştur.
c. Evrim varmış gibi yapılan
hayvan sıralanmasında da dizinin en altında yer alan canlının en üstteki
canlıdan çok gelişmiş olduğu tesbit edilmiştir. Yunus balığı gorilden çok daha
gelişmiştir.
d. Türler inceden tetkik
edilirse her cinsin tüm benzerleri tek tek cinsler halinde dizilenmiş, bir nevi
periodik cetvel meydana getirmiştir. O kadar ki, yalnız kelebek ya da böcek
türlerini bir koleksiyonda toplasanız kaç çeşit fizik, geometrik, estetik şekii
imkanı varsa, bu cetvellerde hepsini görürsünüz. Bu manzara bir türden diğer
türüngelişmesini değil; şahane ilâhi fırçanın sonsuzluk sırrı içindeki san'atını
gösterir.
İnsan, böyle bir canlılar cetvelinde mütâlâa edilemez.
Biyoloji ve gerçek insan ilminden nasibi olmayan ateistler, insanı da bu cetvele
koyma gayretini göstermiştir. Neden insan bu cetvele konmaz. Bunun cevabını
bundan sonraki bahisde göreceğiz.
Dr. Halûk NURBAKİ
|