|
Kalbin Sesi - Teknur
İslâmda İman 
İslâm, imanı bir
aksiyon olarak ele alır. Yani önce onu kaçınılmaz bir gerçek sayar, sonra da
onun, akılcı bilimin tüm boyutlarında doğruluğunu ispatlar. Tıpkı matematik
aksiyonlarda olduğu gibi.
Kur'an'ın bir bilimsel mucizesi de; matematiksel aksiyon
sistemini, iman bahsinde ilme getirmesidir.
Bakara sûresi Allah'a imanı, gaybı îman (aksiyon gibi
kabullenip tartışmasız inanma) olarak zorunlu kılmış, sonra satır satır Allah'ın
varlığını ispatlayan bilgileri vermiştir.
İmanın yerleşim merkezi gönül olduğundan; onun var olması
aklın icadı ve buluşu değil, içimizde gerçeğin doğuşudur. Bu gerçek, kitabımızın
tüm bölümlerini okuduktan sonra daha iyi anlaşılacaktır.
Bizim kitabımızda akılcı bilimden birçok delilleri Allah
konusunda verebilme cesaretimiz, Kur'an'ın bu üslûbundan doğmaktadır.
Yoksa Tanrı'nın varlığı yanında, tüm bilimler karagöz
oyunundan öteye geçemez.
İslâm, imanın kalpde; gönüllerde doğduğunu, perçinledikten
sonra onu tanımlamak için iki önemli nitelik belirlemiştir : Sıdk (doğruluk) ve
ihlâs (içtenlik).
Kalbden gelişen tüm duygu ve sevgilerde özellikle de inançda,
kesinlikle bu iki nitelik vardır. Eğer kalbden doğmayan bir duygu, bizi, kalpden
geliyormuş gibi aldatıyorsa onu tanımanın en ilgine yolu sıdk ve ihlâs
aramaktır.
Gerek iman acısından gerekse duyguların gönülden olup
olmadığını tanıma acısından bu sıdk ve ihlâsı kısaca tanıtmak istiyorum.
1 — Sıdk: Kalbden gelen tartışmasız, sağlıklı bir
gerçektir. Parazitsiz bir beyan, samimi bir kabulleniştir. Din büyüklerinden Ebû
Bekir (R.A.) efendimize Ebû Bekir Sıddıyk denmesinin nedeni, Peygamberimiz
kendisine İslamiyet! ilk olarak teklif ettiği zaman, mütebessim bir cehre ile
«Hay Hay senden gelen her şey hakdır» demişti.
Gerçek bir sıdk örneği.
2 — İhlâs: Engin bir yürek genişliği ve içtenlikle kabulleniş demektir.
İhlâsa örnek: Hz. Ali efendimizin, peygamberimizin gizlice hicreti
gerçekleştirdiği gece onun yatağına girip düşmanları şaşırtmak için yatıp
uyumasıdır. Bir tereddüt ve korku duymadan.
İslâmiyette iman konusunda ikinci kural ise imanın bir bütün olarak benimsenmesi
gereğidir. Yani gerçek ve içtenlikle Allah'a inanıyorsanız O'nun istediği tarzda
inanmalısınız.
Zira iman kalbde gerçekten doğmuş ve ihlâs niteliğini taşıyorsa : Mutlaka
Allah'a ve Peygamberine iman yanında, Ölümsüzlüğe (ahirete), tanrı dileğinin
mutlak olduğuna (kadere)ve onu anlatan, kitaplara, o kitabların verdiği diğer
evren ve varlıklara (meleklere) da iman doğacaktır.
İslâmda iman kalbe yaklaşım oranında yücelir.
İmanın ilk başlangıç hali:
a. Biliştir (İlmel yakın) : İmanın 6 maddesini bilir ve inanır, bu iman
geçerlidir. İnsanın dürüst bir kul olmasını sağlar. İman sevgisiyle iç içe
yücelip coşkuya erişince;
b. Buluş (Aynel yakın) başlar. Kalb ile Allah'a ayine olarak O'nun güzelliğini
bulup O'na imandır, çok yücelere has bir imandır.
c. Oluş (Hakkel yakın) : Tüm kulluk evhamından kurtulup Allah sevgisiyle dola
dola teklik sırrına ermek, Allah'da yok olmaktır. İlerki bahislerimizde böyle
bir imanı daha iyi tanıyacağız.
İman konusunda Kur'an'ın getirdiği çok önemli bir mesele, iman edenlerin
kalplerinde bir gönül sırrı olduğu, etmeyenlerinse kalplerinin sağırlaştığı,
duygusunu yitirdiği kuralıdır.
Bazı Batı düşünürleri, imanın teşekkülünü bir ruhsal olay ya da fikir meselesi
sanmışlardır. Bir takım bilgisiz okumuşlar ise imanı yüzeydeki bilgilere
dayamışlar hatta bir eğitim meselesi kabul etmişlerdir. Yanlıştır. Allah'a İman
bahsinde en ehil kafaların, nice bilim adamlarının inandıklarını göreceğiz. Buna
karşın bilgisizliği tüm tarihçe bilinen Nemrut, Ebucehil inanmamıştır.
Hiç hatırdan çıkarmamak gerekir ki, inanmak bir gönül sanlatıdır. Evrenin seçkin
varlığı insana has bu san'attan yoksun olanlar helâkdedir, perişandır.
Dr. Halûk NURBAKİ
|