|
Kalbin Sesi - Teknur
İmanın Tarihçesi 
İnsanın dünyaya ayak
bastığı ilk andan bu yana onun her adım atışında imanı, iman ihtiyacının
izlerini görmemek imkansızdır.
Çeşitli devirlerde çıkarlar, imanı saptırmış da olsalar hiç
bir bilim adamı inkar edemez ki; iman insanda en az içgüdü kadar derin bir yapı
çizgisidir.
Toplumlar, en ilkel örneğinden en yeni çağma kadar imanla
dengelenebilmektedir.
Geçen yüzyılda batı dünyasındaki sert maddeci ve ateist
rüzgarlar tüm toplumları ve uygarlığı yok edecek noktaya gelmişken, batıyı bu
felaketlerden yine dîni inançları kurtarmıştır.
Yine, batı sosyologları ve psikologlarının incelemelerine
göre inançları alıp götüren ateist ve maddeci akımlar, böyle dîni bir dirençle
karşılaşmasalardı, insanların, son yüzyılda geçirilen 3 savaştan sonra % 80'i
çıldırmış olacak ve uygarlık çökecekti.
En iyimser rakamlarla: insanların % 30'unun
inançsızlıktan doğan psikolojik sapmalarla, ruhi denge sınırlarında titreyip
durdukları kabul edilmektedir.
Dekart (1596-1650) Batı'da hurafeleri ayıklayıp inançları
berraklığa ulaştırmasa belki de Batı bu materyalist akımı karşılayamazdı.
Batının, özellikle Amerika'nın dinsel inançlarını koruyarak
çöküntüden kurtulmalarında modern fiziğin ustaları çok olumlu etki yapmışlardır.
Kanıların tersine bu modern fizikçiler; başta Einstein olmak üzere dindardı ve
materyalist propagandaların, ünlü fizikçilerin kilisede görülmesiyle tüm balonu
patlıyordu.
Doğudaki ülkelerde aynı neticeler başka açılardan gelişti.
Sömürgeci ulusların doğuda işgal ettikleri halklar, inançlarını koruyabildikleri
için yüzyıllar boyu dağılıp yok olmaktan kurtuldu. Akıl almaz ekonomik çıkmazlar
içinde kalmalarına rağmen, bu çileye yıllar boyu inanç gücü ve birliği sayesinde
dayanabildiler.
Bu tarihsel gerçeklere rağmen tarihte pek gösterişli
imparatorluklar 100 yılı bulmadan inançsızlık nedeniyle yıkılıp dağıldılar
(Moğollar - Batı Hunlar).
Roma bile, sapık bir putperest inancı ile yıllarca ayakta
kaldığı halde; bir avuç esir fakat gerçek inanca sahip hıristiyan karşısında
yıkıldı, gitti. Roma'nın azgın hakimleri Hz. İsa'yı çarmığa germe emrini
verdikleri an kendi imparatorluklarının idam fermanını da imzaladılar.
Hıristiyanlar! yakan çılgın Neron, asıl Roma'yı yakan;
imparatorluğu yok eden davranışının farkında bile değildi. İnanan insanla
inanmayan insanın gücündeki farkları; inanmayan toplumların bir kül gibi en ufak
sosyal rüzgarlar önünde nasıl savrulduğunu, tarihi ciddiyetle okuyanlar pek çok
örnekleriyle görürler.
Bu gerçeklerin yanılmaz bir nedeni var: İnsan iman etmesi
için yaratılmıştır. Onu inançsızlığa yönelttiniz mi suyu tersine akıtırsınız.
Toplumlar fertlerin vicdan ahengi dengeleriyle kurulur ve yürür. Onların vicdan
ahengindeki ortak cereyan inançtır
Toplumlar hangi kılıkta görünürse görünsün ya inancı bulacak,
ya da ne kadar sağlam yapılı görülürse görülsün dağılıp ufalacaktır.
Beyaz zehirin yaygınlaşmasının organizatörleri yalnız mafia
değildir. Bu felâketin temelinde inançsızlık buhranı yatmaktadır ve bu tehlike
bilenlerce, savaşlardan korkunçtur.
Kendilerini inançsız ayakta duruyor sanan modern toplumların
hepsi, yasalarını inançlı toplumlardan almışlardır. Kötülükleri, sapık
ihtirasları, polisler yerine, vicdanlarla önleyen inanç gerçeği; uygarlığın,
toplum bilincinin tek teminatıdır.
İnancın içgüdüden daha derin bir insanlık çizgisi olduğunu
bilerek, ona gerçeğine uygun bir kanal bulabilen insan mutludur. Tüm telaşından
sıyrılmıştır.
İnançsızlık insanın kendi kendine başlattığı ve sonu daima
yenilgiyle biten bir savaş çıkmazıdır.
İnancın toplumlara etkisinin iki örneğini tekrar ederek
konumuza geçeceğim.
Bir avuç hıristiyan koskoca güçlü Roma imparatorluğunu
yıkmış, 19 uncu yüzyılın çılgın batı vahşeti Afrika'daki küçücük Gine toplumunun
bünyesini yüz yıllarca zorlamış yıkamamıştır.
Çünkü Roma'da inanan hıristiyanlar; Gine'de inanan
müslümanlar vardı.
(1) Paul Davies: Modern Fizik ve
Allah İnancı.
Dr. Haluk NURBAKİ
|