Kalbin Sesi - Namaz
|
Son sözümüz |
Üzerinde ihtilâf edilemiyen, terkedilmesi caiz olmayan, hakkında sayısız
denebilecek İslâmî hükümler bulunan namaz ibadeti, İslâm ümmetinin kadın-erkek,
akil baliğ olan herkese farzdır, işlenmesinde büyük bir sevap, terkinde imanın
zayi olma korkusunu bünyesinde taşıyan namaz, imanın alâmeti olarak
gösterilmiştir. Bir kimsenin müslüman kabristanına gömülmesi, müslüman bir
hanımla evlenebilmesi namaz kılması ile alâkalıdır.
Her vaktinde ümmet için ayrı bir hayır ve şifa olan namaz, peygamberimiz
tarafından ısrarla üzerinde durulan bir ibadettir.
"Sabah ve yatsı namazını cemaatla kılmanın ne kadar sevap olduğunu bilselerdi
dizleri üstünde
emekliyerek de olsa gelir, cemaatle kılarlardı"
Buhari.
Günün bitiş ve çıkış zamanlarında ümmetin bir araya gelmesi isteniyor. Sanki
cami cemaatının yoklaması yapılıyor. Cami cemaatına vazifeler taksim ediliyor.
Gelmeyenler soruşturuluyor.. Dertler ortaya konup dermanlar aranıyor. Mihraba
sırtını vermiş olan imam, ümmetin derdini dinliyor. Allah ve Peygamber adına iş
yapan İMAMIN emir ve isteklerini tebeasına naklediyor. Bütün bunlar gün doğmadan
veya gün battıktan sonra ele alınıyor. Bitişin ve çıkışın arasındaki zaman
dilimlerinde ümmetin muhakemesi ve muhasebesi yapılıyor. Zaten 27 derecelik
sevap farkı uhdesinde bu meziyetleri taşıdığı için, ferdin kıldığı namaza bu
farkı koymaktadır. Birbirlerinden habersiz olarak camiye girip-çıkan cemaat, bu
27 derecelik cemaat farkını alır mı almaz mı? Bunu düşünmek lâzım.
"insanın her azasının, her gün bir namazı vardır." Bu söz üzerine cemaatten bir
adam şöyle dedi :
- Bize emredilenlerin en zoru bu. Resulüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) :
- "İyiliği emredip, kötülüğü yasak etmen namazdır, güçsüze yumuşak davranman
namazdır. Pisliği yoldan temizlemen namazdır. Namaza gitmek için atmış olduğun
her adım namazdır."
İbn Huzeyme Terğib ter: 1/314
Namaz, müslümana öyle tarif edilmiş ki, onu terkeden bir kimsenin tarifini
yapmak da güç. Ne diyeceğiz? Hıristiyanı tanıyabiliyorsunuz, Yahudiyi
tanıyabiliyorsunuz, müslümanı neresinden tanıyacağız? Maturudi mezhebi, ehl-i
kıble tekfir edilemez demiştir. Yani yönünü kıbleye çeviren bir kimseyi kâfir
saymayız demiştir. Suçu, günahı ne olursa olsun, ehl-i kıble tekfir edilemiyor.
Peki kıbleye bir defa olsun yönelmeyen kimse ne olacak?
"Camiye devam eden üç özelliğe sahiptir:
1. Faydalı bir kardeştir,
2. Hikmetli sözler dinler,
3. Allah ona rahmet eder."
Ahmed-EI Müsned.
Yukarıdaki mealini verdiğimiz hadisi şerife bakarak cami cemaatını gözden
geçiriniz. Acaba bu üç özelliği görebilecek misiniz. Bankaların isimleri yazılı
olan sıralara, oturaklara cami avlularında dizilmiş, namaz vaktini bekleyen
cemaata bir bakınız. Birbirlerinin aleyhinde nasıl konuşur, boş ve batıl sözleri
birbirlerine nasıl aktarır ve böylece Allah'ın gazabını üzerlerine çekerler?
Camiin içerisinde olduğu halde hayata mahkûm olan müslüman bunlara pek iltifat
etmez. Namazı, namazsızlara mesaj olarak vermeyen müslüman ciddî meselelere
eğilmez. Pasivize seyrindeki yaşayışının karşılığını Cennet olarak gören
Müslüman; Eğ başını, gör işini, kıl beşini sözünün meddahlığını yapar. Namaz
dediğimiz en büyük ibadet, böyle müslümanların arasında adet haline sokulmuştur.
"Ayakta kıl, kadir değilsen oturarak, (ona da) kadir değilsen yan üstü kıl da,
olmazsa imâ et"
Buhari.
Görülüyor ki namazı idare etme yönü yoktur. O mutlaka kılınmalıdır. Müslüman
olan bir kimse namazını kılmalıdır. Kalbinin temizliğini bahane eden insan
namazını kılmalıdır. Hak olan mezheblerin ölçülerinde, ta'zir, hapis, dayak,
idam cezası olan ve namaz kılmayanlara terettüp eden bu cezalara çarpılmak
istemiyen insan namazını kılmalıdır. Babaları hoca olanlar, evlerinde islâm
harfleri ile yazılmış kütüphanesi olanlar, evleri caminin kapısına bakanlar,
namazlarını kılmalıdır.
Vazifesi, zamanı, işi, vücudu ne olursa olsun ben müslümanım, diyorsa bir kişi,
namazını kılmalıdır. Vücudunda noksanlık olanlar, savaşlarda kâfirlere kan
kusturanlar, vakit girince silâhını bırakıp münavebeli olarak namazlarını
kılmalıdır. Biz namaz kılmayanlara kâfir demeyiz. Fakat ne var ki kâfirler de
namaz kılmaz. Ben müslümanım diyen kimseler mutlaka namazlarını kılmalıdır.
işçi, işveren, âmir, memur, muallim, talebe v.s. hammal, tellal, komisyoncu,
ayakkabı boyacısı mesleği ne olursa olsun namaz kılınmalıdır. Okunan kelime-i
tevhidin geçerliğini görmek isteyenler namaz kılmalıdır. Kızının çehizine Kur'an-ı
Kerim hediye edenler, perşembe akşamları TV de inanç dünyasını seyredenler namaz
kılmalıdır. Cesetlerinin tabut içerisinde musallaya getirilip, cenazelerinin
ortada kalmamalarını isteyenler namazlarını kılmalıdır.
Namaz kılmamakla, bu boşluğu başka şeylerle doldurmanın sevdalısı olanlar namaz
kılmalıdır. Kendilerine gerici de deseler, siciline işaret konulacağını da
bilseler, namazsızlar, namaz kılmalıdır. Zorlamıyoruz, baskı yapmıyoruz. Sadece
islâmın hükümlerini aktarıyoruz.
Namaz risalesini de bu niyetle hazırladık. Neden, niçin, nasıl soruları ile
ortaya çıkan kardeşlerimiz için namazın kısaca mahiyetini ortaya döktük.
Denizden bir damla dahi olmayan, kıymetini mahiyetini anlamaktan aciz kaldığımız
namaz, kılınmalıdır. Neden ve niçinleri aranmadan kılınmalıdır. Her yerde ve her
vakti girince kılınmalıdır. Karşılığını yüce Allah'tan isteyecek olan namazlı
müslümanlara müjdeler olsun. Yer yüzünün her tarafının kendilerine mescid olarak
verildiğinin şuurunda olan müslümanlara müjdeler olsun. |
|
Abdull1ah BÜYÜK |
|