|
KUNUT DUASI/1
ANLAMI: Allâhım! Biz senden yardımını isteriz, bizi bağışlamanı ve bizi hidayete
ulaştırmanı dileriz. Biz sadece Sana inanır, Sana yönelir, Sana güvenir, tüm
övgü ve hayırlarla seni överiz ve Sana şükrederiz. Nimetlerine karşı nankörlük
yapmayız. Sana karşı gelenleri söker atar ve terk ederiz.
DUA HAKKINDA GELEN HABERLER : imâm Suyûtî bu dualar hakkında şunları söyler:
Kunut duası Allah'ın peygamber (a.s)'a indirmiş olduğu sûrelerden ikisi idi.
Araları besmele ile ayrılan iki sûre. Bunlardan birisi "Hal" sûresi diye
isımlendirilmekte, diğeri ise "Hafd" sûresi diye isimlendirilmekteydi. Sahâbe:i
Kiram bu iki sûrenin nesh edilip edilmediği konusunda ihtilaf etmişlerdir.
Hatta sahabeden Ubey Hazretleri bu iki sûreyi Kur"an sûrelerinden sayanlardan
olup, O'nun mushafında Kur'an sûrelerinin sayısı 114 değil, 116 idi. Zira O,
Peygamberimizi namazda bu iki duayı sürekli okurken görmüş bunları Kur'an'dan
iki sûre zannetmişti.
Dualar hakkındaki bu rivayetler, duaların sıradan dualar olmadığını,
peygamberimizin namazda sürekli okuduğu hadislerinden olduğunu ve bunun da
ötesinde Peygamberimize inen vahiy cümlesinden olduğunu ortaya koymaktadır.
AÇIKLAMASI :
Allâhümme innâ nestaînüke : Yine Rabbimizin huzurunda bir kul olarak O'na
sesleniyor, yalnız başımıza da olsak bile tüm inananlar ordusu adına O'ndan
istiyoruz "Allâhım! Biz muhakkakki Senden, Sana yaraşır ibâdet, kulluk edebilme
konusunda yardım istiyoruz. Hayatımızın her anında devamlı Sana ibadette
bulunmak ve günah işlememe hususunda yardım istiyoruz. Hayatımızın her anında
devamlı Sana ibâdette bulunmak ve günah işlememe hususunda senin yardımını
dileriz. Çünkü Senin yardımın olmasa, azgın, hep kötülükleri emreden
bir nefse sahip olan bizler Sana layıkıyla kulluk edemez, günahlara dalıverir,
yalnızca Sana olması gereken kulluğumuzu unutuvererek başkalarına kul
oluveririz. Yalnızca Sana ibadet eder ve sadece Senden yardım dileriz.
Venestağfiruke : Günahlarımızı örtmeli, Senin hoşlanmadığın halde bizden sadır
olan her şeyi set-retmeni, defterlerimizden silivermeni, onlar sebebi ile bizi
hesaba çekmemeni ve onlar yüzünden yarın kıyamet gününde herkesin gözü önünde
rezil ve rüsvay etmemeni dileriz.
Ve nestehdîk : Senden seni razı edecek şeye ulaştırmanı, işlerimizin tamamında
hak yola, hidâyet yoluna eriştirmeni istiyoruz. Zira bu konuda yegane kudret,
Senin kudret parmaklarının arasındadır. Dilediğini hidâyete erdiren, hidâyet
yollarını dilediğine açan Sensin çünkü.
Ve nü'minü bike : Sadece Sana imân ederiz. Tüm kemâl sıfatlarını Sana hasreder,
noksan sıfatlardan Senitenzîh ederek, Seni Senin hoşnut olacağın şekilde, Sen
kendi zatını nasıl övmüşsen öylece överek tüm kalbimizle Sana inanırız. Bu
imanımızı hayatımızda ispat edeceğimize de söz veririz.
Venetûbu ileyk : Bir daha işlememek üzere her türlü günahtan, Senden ve Senin
nizamından başka herkes ve herşeyden Sana döndük. İşlediğimiz günahlara
pişmanlık duyarak, elan onları terkederek, bundan sonra da bir daha onları
işlemeyeceğimize söz vererek Sana döndük. Çünkü biz biliyoruz ki, Seninle
irtibatı olmayan, bir an da olsa Seni unutan Seni layıkı veçhile tanımayan günah işler. Bizse tekrar Sana dönerek, Seni bilerek, Seni hatırlayarak Sana
dönüyor, tevbe ediyor ve yeniden Seninle bağlantı kuruyoruz.
Venetevekkelü aleyk : Acizliğimizi, güçsüzlüğümüzü itiraf ederek yalnızca Sana
güveniyor, bize düşenleri gücümüz yettiğince yaptıktan sonra tüm işlerimizi Sana
havale ediyoruz. Biz tam olmasa bile, bize düşeni yapmaya çalıştık. Senden de
şanına yaraşanı yapmanı bekliyoruz.
Ve nüsnî aleykel hayra küllehû : Mecbur olmadığın halde, sırf fazlu kereminden
ihsan eylediğin üzerimizdeki bütün nimetlerini itiraf ederek bütün övgüler ve
hayırların tamamiyle Seni övüyor, Seni yad ediyoruz. Peygamberimizin dediği gibi
diyoruz : "Sen kendini nasıl övüyorsan bizde öyle övüyoruz. Çünkü biz Seni
layıkı ile ve tüm yönleri ile tanımaktan acizken, layıkıyle Seni övmemiz nasıl
mümkün olsun? Bütün hayırların, iyilerin, güzelliklerin kaynağı Sensin Yâ
Rabbî!"
Neşkürük : Sana şükrederiz. Nasıl mı : Bizlere karşılıksız verdiğin tüm
organlarımızı ve üzerimizdeki diğer bütün nimetlerini, yaradılış gayelerine
uygun olarak Senin rızan için ve Senin yolunda kullanarak... Sana teşekkür
ederiz: Nimetlerine karşı şükürle mukabele ederiz. Bunca nimetlerine karşı Sana
yaraşır ve yakışır bir şekilde şükretmekten aciz olduğumuzun bilincinde
Rasûlünün dediği gibi demekten başka çare bulamıyor ve O'nun diliyle
sesleniyoruz Sana: "Şanı yüce olan Rabbim hamd Sana mahsustur. Sana yaraşır övgü
yapmaktan aciziz, Sen kendini övdüğün gibisin." Bununla birlikte Sana layık
şükürlerde bulunabilme konusunda
Senin yardımına muhtacız, Sen lütfeyle Yâ Rabb!"
Ve lâ nekfürük : Bütün nimetlerin sahibi Sensin. Bu konuda hiç bir güç ve hiç
bir kimse Sana ortak olamaz. Ve Sen bizlere sayısız nimetler lütfedensin. Bu
konuda işte Senin buyruğun ."Hem de size, istediğiniz şeylerin hepsinden verdi.
Öyleki Allah'ın nimetlerini saysanız bitiremezsiniz. İnsan gerçekten çok
zâlimdir, pek nankördür." (İbrâhîm :34> İşte biz de bu hakikatin ışığında
üzerimizdeki sayısız nimetlerine karşı şükreder, haber verdiğin üzere nankörlük
yapanlardan olmamak için çaba sarfederiz. Şunu da biliriz ki, hamd ve şükür
dille söylenmekten ibaret kalmamalı, davranışlarımızla da isbat edilip,
desteklenmelidir.
Ve nahleu ve netrükü meyyefçürük : Küfrü ve kâfirleri, şirki ve müşrikleri,
nifak ve münafıkları, fışkı ve fâsıkları, fucûr ve tacirleri, onlardan
kaynaklanan, onlara dayanan, onlarla bağlantılı olan her şey, onların sevgisini,
gidişatlarını tüm onlarla ilgili olanları... Hepsini hepsini reddediyor,
terkediyoruz. Devenin yularını kaldırıp attığımız gibi, bir pisliği kökünden
kazıyıp attığımız gibi, onları da kalbimizden, elimizden, dilimizden,
düşüncemizden, yaşayışımızdan söküp atıyoruz Yâ Rabbi! Onların kalıntılarını
çöplüğümüzde bile barındırmayacağız Allahım.
Burada duada geçen şu tabiri çok iyi kavramak zorundayız. "Fâcir..." Günah ve
haramlara götüren, çağıran... Allah'a isyan eden, O'nun emirlerine karşı
gelen... O'nu her ne şekilde olursa olsun yalanlayan, O'ndan uzak duran herşey
ve herkes buna göre, Sana
karşı günah işleyen herkes ve her şeyi, Senden kaynaklanmayan, Senden uzak olan
seninle ilgi ve alakası olmayan herkesi ve herşeyi... Tüm bunları herşeyimizle
ve tüm gücümüzle red ve terk ederiz.
işte ilk Kunuttaki sonsuz manalardan anlayabildiklerimizden bazıları... Her gün
söz veriyoruz Rabbimize müminler adına. Bütün bunları yapacağımıza dair and
içiyoruz... Ve bütün bunların yanında bunca günah ve hatalara dalıyor, şeytana
ve nefse uyuyor, tâğutlara adamlık yapıyoruz. Olmaz böyle şey! Özümüzü
sözlerimize uydurmadığımız müddetçe kendimizden başka hiç kimseyi kandıramayız.
Hatta kendimizi bile. Ancak onu oyalamış ve avutmuş oluruz. Öyleyse bütün bu
verdiğimiz, hemde Allah'a verdiğimiz sözlerden sonra, onların ışığında tüm
hayatımızı bir gözden geçirmeli, özümüzü sözümüze uydurmaya gayret etmeliyiz.
Aksi takdirde kendi nefsimize bile söz geçiremeyen bu sözler anlamsız ve hatta
boşuna olmaya devam edecek demektir.
Tıpkı bir âlimimizin dediği gibi. O öyle diyordu günümüz müslümanlarının, hem de
namaz kılan ve namazlarında kunut okuyan müslümanların yaşayışlarına, sözleriyle
bir uygunluk göstermeyen özlerine bakarak şöyle diyordu :
"Ey Müslümanlar! Ya şu hayatınızı düzeltin, ya da okumayın şu kunutu, okumayın
namazlarınızda. Çünkü kunutu okumak namazın vaciblerindendir. Onu okumasanız
sehiv secdesi ile namaz tamam olur. Lakin kunutu okuduğunuz halde, kunuta ters
bir hayatı yaşamaya devam etmeniz sizi yalancı, sahtekar, dönek
durumuna düşürmekte. Namazı sehiv secdesi ile kılmak, sahtekâr olmaktan yeğdir..
."Burada bu âlimimiz, bizden kunutu terk etmemizi istemiyor, fakat hayatımızı
kunutta verdiğimiz sözlere uygun hale getirmeye teşvik etmek için böyle diyor.
Yoksa Kur'an'dan bir sûre olduğu bile iddia edilen bu kutlu duadan bizleri
uzaklaştırmak değildir onun dileği. Belki de kunutla tenakuz arzeden ve çatışan
müslümaniarın şu içler acısı hayatları onu böyle feryat ettiriyor...
KUNUT DUASI/2
ANLAMI: Allâhım! Biz ancak Sana ibâdet eder, Senin için namaz kılar ve yalnızca
Sana secde ederiz. Ancak Sana yönelir ve Sana koşarız. Senin rahmetini umar,
azabından da korkarız. Şüphesiz ki Senin azabına kâfirler lâyıktır.
AÇIKLAMASI :
Allâhümme iyyâke na'büdü : Allâhım! Yalnızca Sana ibadet eder, kulluğumuzu
sadece Sana has kılarız, senden başkalarına değil. Senden başkasına ne boyun
eğer ne de kullukta bulunuruz. Rütbelerin en şereflisi olan kulluk rütbesi ile
huzurunda olmaktan zevk duyarız. Hz. Mevlâna'nın dediği gibi : "İlâhi, tüm
köleler azad olunca sevinir. Biz ise Sana kul olmakla sevinir, ancak ol zaman
huzur buluruz."
Zira biz biliyoruz ki, Sana kul olmayanlar mutlaka başka şeylere; nefislerin,
paraların, kadınların, ta-ğutlarm, makam ve mevkilerinin kul ve kölesi olurlar.
Allâha kul olmayanları başkaları kul ve köleliğe beklemekteler. Biz ise Sana
kulluğu başkalarına köleliğe tercih ederek, tüm bağlardan sıyrılarak her
şeyimizle Sana teslim olarak gerçek hürriyetin tadını tatmak istiyoruz. Hz.
Ali'nin buyurduğu gibi : "Bazıları var ki sevap, cennet kazanmak için kullukta
bulunur, ibâdet yapar. Bu tacirlerin işidir. Zira kâr elde etmek için ibâdet
ediyorlar. Bazıları korkudan Allah'a kullukta bulunurlar. Bu kölelerin
ibâdetidir. Bazıları ise Allâha şükretmek için kullukta bulunurlar, işte bu
gerçek hürlerin işidir. Çünkü gerçek hürriyet gerçek kulluktadır." Bu ifade ile
Allah'tan korkarcasma insanlardan olmayacağımıza da söz vermekteyiz.
Ve leke nüsallî ve nescüd : Senin için, Sen emrettiğin için, yalnızca Sana karşı
namaz kılar ve senin huzurunda secdelere kapanırız. En değerli başımızı Senin
huzurunda yerlere koruz, Senin büyüklüğün karşısında bir hiç olduğumuzu
vurgulamak için küçülür küçülür, küçülebildiğimiz en küçük hali alır ve
huzurunda kapanırız yerlere. Seni büyükleyerek ve Seni,yücelterek. Ama tüm
bunları yalnızca Senin için yaparız. Yoksa, görsünler, övsünler, beğensinler,
spor olsun diye değil.
Şu dünyanın çirkefliğinden kurtulabilmek için, Sana yakınlığımızı artırabilmek
için, kuluna en yakın olduğun an olan secdelere varıyoruz tekrar tekrar.
Senin yüceliğin karşısında küçülüyor, kıvrılıyor, tıpkı bir kapı halkası gibi
yusyuvarlak olarak Senin rahmet kapını "Sübhâne Rabbiyel alâ" (Senin sânın en
yücedir Rabbim) diyerek çalıyoruz. Buyur kulum
diyerek huzuruna, kulunu kabul etmek ise ancak Sana, Senin merhametine yaraşır.
Ve ileyke nes'â ve nahvid : Ve her şeyimizden sıyrılarak, başka kapılarda
aradığını bulamayan bir kul edası ile yine Sana yöneliyor, rızanı kazanabilmek
için koşa koşa süratle tüm gayretimizi seferber ederek Sana geliyoruz. Ve bundan
sonra da sadece Sana geleceğimize, Senin kopmaz ipin (Urvetül vüska) Kur'an
nizamına sarıılacağımıza söz veriyoruz. "Allâh'aın zikrine koşunuz", "hepiniz
Allah'a kaçınız", emirlerine uyarak, Hadis-i Kudsideki şu sözüne güvenerek:
"Kulum bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir zira (bir kulaç) yaklaşırım. Bana
yürüyerek gelene ben koşa koşa gelirim. (Ya bir de kulun koşa koşa Sana gelirse
Ya Rabbi.) Benim huzuruma Bana hiç bir şeyi şirk koşmadan, yeryüzü dolusu hata
ile geleni Ben bir o kadar mağfiretle, afv ile karşılarım."
Ve şimdi bu sözlerimizden sonra bir düşünelim: Namazda okuduğumuz kunut
duasında, tüm her şeyi ile Allah'a, O'nun nizamına koşacağına ve yalnız O'na
kulluk edeceğine söz verdiğimiz halde, nasıl olurda namazın bitiminde mâsivaya,
tâğuta koşabilir, şeytana kaçabiliriz? Onlara koştuğumuz ve kaçtığımız takdirde,
bu okuduklarımızı nereye koyacağız? Ve bizim durumumuz ne olacak?
Nercû Rahmetek : Senin huzuruna gelecek, Senden isteyecek yüzümüzün olmadığını
biliyoruz. Ama bildiğimiz bir şey daha var. O da Senin rahmetin. Gazabını geçmiş
bulunan rahmetin. İşte ona güvenerek
Sana geldik ve Senden istiyoruz.
Biliyoruz ki büyük padişahların kapısına eli boş gidilmez. Ama hedliye olarak
padişahın yanında bulunan şeylerde götürülmez. Önemli olan onun katında hiç
bulunmayan veya ender bulunan şeylerle gitmektir, işte bizde, Senin katında hiç
bulunmayan bir yığın günahımızla, isyanımızla, dininden verdiğimiz
tavizlerimizle... geldik. Ama ümitle geldik. Kerim olan Rabbimize güvenerek
geldik. Ne olur ümitlerimizi boşa çıkarma. Kullarından İbrahim Ethem'in. sözü
ile seslenmek tek çaremiz: "İlâh?, isyankar kulun kapına geldi, günahlarının
itirafı içerisinde yakararak geldi. Bunca günahına rağmen şayet lütfünla
günahlarımı bağışlıyarak kulluğuna beni kabul edersen Sana zaten bu yakışır. Yok
günahlarımın çokluğuna bakarak beni terkedecek, kovacak olursan Senden başka kim
bana merhamet eder Allâhım.."
ve nahşâ azâbek: Engin rahmetini umarız, lakin rahmetine güvenerek gevşeklik
gösterivermeyiz. Senin azabından da korkarız. Korku ile ümit arasında bulunuruz.
Ne rahmetine güvenir tamamen emeli terk eder, ne de günahlarımızın çokluğuna
bakarak yes'e düşer, ümidi keseriz. Çünkü mümini bu konudaki tavrını Önderimiz
şöyle açıklamış: "Müminin korkusu ile umudu bir terazide tartılacak olsa, ikisi
bir birine eşit olurdu."
"Deki: Allah'ın rahmetinden sapıklardan başka kim ümidini keser." (hicr.56)
İnne azâbeke bil küffârı mülhık : Şüphesiz Senin azabın kâfirlere müstahap,
onlara layıktır. Hak olduğu ortada iken Senin yegane nizamını örtbas eden,
görmemezlikten gelen ve Seni tanımayan kâfirlere. Çünkü Cennet kolay değil,
Cehennem ise boşuna değil. Öyle ise yaşasın kâfirler için Cehennem.
Ve günün kapanışında, Rabbimizin huzurunda durmanın son anında, günün son namazı
vitrin son rekatında bütün bunları söyledik, bunları haykırdık. Kimimiz bilinçli
olarak, kimimiz ise ne dediğini bilmez bir halde. Ama ne olursa olsun tüm bu
okuduklarımızla, yaptıklarımızı, hayatımızı bir mukayese etmek borcunda
olduğumuz, şüphe götürmez bir gerçek.
Genel olarak buraya kadar işlediğimiz namaz duaları mana olarak bir bütünlük
arzetmekte ve İslâm 'in temel konularına parmak basmakta. En veciz, en özlü bir
biçimde. Sâri (Şeriat hükümlerini koyan) bu duaları o kadar yerinde sezmiş ki,
günümüzün değişik anlarına serpiştirilerek sürekli okumamız istenen bu dualar,
bizler için birer hayat iksiri mesabesinde. Manevi besin kaynağımız hep onlar.
Her tekrar edişimizde bizlere ayrı ayrı mesajlar ve ikazlar sunan bereket
menbâları. Her okuyuşumuzda bizde mutlaka bir değişiklik meydana getirmesi
gerken, hayatımızda Rabbani inkilablar gerçekleştiren hakikat manzumeleri. * ■
Sübhâneke duası ile temeli sağlamca atılan tevhid, hemen hemen bütün dualarda
kendini göstermekte, kökleşen o tevhid ile tahiyyat duası bizi Allah ve
Rasûlü'nün huzuruna çıkarmakta. Salâvâtlar islâm Tarihinin derinliklerine
bizleri götürerek tarihi din bağını perçinlemekte ve huzur-u Peygamberîyi
ziyaret et- tirmekte. Rabbena duaları ise, dünya ve ahiret dini İslâm erinin dilinden
düşürmemesi gereken özlü duaları, Allah'tan isteme yollarını sunmakta.
Kunutlarda ise tüm duaların temeli mesabesindeki veciz ifadelerle en güzel
şeyler istenmekte, reddedilmez dilekçeler sunulmakta. Ve hepsinde yaradana
verilmiş nice sözler, akidler, ahidler ve andlar yer almakta. Emrediciler ve
yasaklayıcılar sıralanmakta...
Bunların şuurunda ve bilincinde bu duaları okuyup, onlardan tam anlamıyla
istifade edenlere ne mutlu. İşte ancak onlardır bu duaları, papağanvari, ne
dediğini bilmez bir biçimde gevelenmekten kurtaranlar. Ve duaların kendilerinden
hoşnut olduğu, sergiledikleri hareketlerde duaların taşıdıkları hakikatleri
okuyanlar... Ötekiler ise... Allah hidayet, şuur ve anlayış lütfeylesin. Âmîn.
|