ANLAMI : Allah'ım, Muhammed ve âline selâm olsun. İbrahim ve âline selam ettiğin
gibi, O'n.a da selâm et. Şüphesiz ki en övülmeye lâyık olan ve sânı yüce
olansın.
Allâhım İbrahim ve âlini bereketli, mübarek kıldığın gibi, Muhammed ve âlini de
mübarek ve bereketli kıl. Şüphesiz ki Sen, Hamîd ve Mecîdsin.DUA HAKKINDA GELEN HABERLER :
Kâ'b b. Acre (r.a) der ki : "Biz, Allah Rasûlü'ne kendisini nasıl
selâmlayacağımızı (O'na nasıl salâvât getireceğimizi) sorduk. O da şöyle deyin
buyurdu ve yukard ki salavât dualarını bize talim buyurdu."
SALÂVÂT GETİRMENİN HÜKMÜ :
1 - Farz Olan Salâvât : Hayatta bir kere Peygamberimize salavât getirmek.
2 - Vacib olan Salâvât: Efendimizin ismi anıldığı zaman salavât getirmek.
3 - Sünnet Olan Salâvât: Namazda tahiyyattan sonra son oturuşta, bilhassa
yukardaki gibi salavât getirmek. Dolayısıyla beş vakit namazda bu dua, iki
sabah, üç öğle, üç ikindi, iki akşam, beş yatsı namazında olmak üzere toplam
onbeş kere okunur. İkindi ile yatsının ilk sünnetlerinin ilk oturuşlarında da bu
duaları okumak sünnettir. İnsanların çoğu ise bundan habersizdir.
DUANIN AÇIKLAMASI :
Allâhümme salli alâ Muhammed : Allâhım selâm olsun Muhammed'e. Sıradan bir insan
değil, Allâh'dan sonra mahlukâtının en üstünü olan bir zatı selâmlamak,
elbetteki rastgele cümlelerle olmaz. Bunu çok iyi bilen sahabe, bu konuyu
bizatihi kendilerine danışıyorlar ve nasıl selâmlanacağını O'ndan öğreniyorlar.
İşte bizde rastgele sözlerle, rastgele bir şekilde değil, O'nun bize armağan
ettiği ve O'nun hoşnut olacağı sözlerle O'nu selâmlıyoruz. Hem de Allah'ın
selâmı il®. Selâm olsun'nun manası ise : "Adını, davetini yüceltmek, şeriatını,
nizamını kıyamete dek sürekli kılmakla, dünyada O'nu yücelt, şan ve şerefini
artır Allâhım. Ahirette de ümmetine şefaatçi kılarak, ondan başka hiç kimseye
nasip olmayacak olan Makâm-ı Mahmud (övülmüş makam)' a O'nu ulaştırmak ve bütün
canlıların önüne geçirmekle O'nun şerefini, büyük ve yüce eyle Allâhım",
demektir. Aslında biz bu şekilde dua etsek j&e, etmesek de O'nun hem dünyada hem
de ahirette şan ve makamı en büyük. Çünkü O'nun şan ve şöhretini yüceltmeyi
bizzat Allah üzerine almış. En son ve en üstün Peygamber olarak O'nu gönderen
O'nun nizamınıçağlar üstü, evrensel bir nizam yapan O. O'nun kitabı Kur'an'ı
kıyamete kadar korumasını üzerine alan O. Hep O, hep O. O'nun yücelttiğini ise
hiç kimse al-çaltamaz. O'nun alçalttığını hiç kimsenin yü-celtemeyeceği gibi.
Yani Efendimizin bizim bu dualarımıza hiç mi hiç ihtiyacı yok. Lâkin bizim bu
duaları etmeye ihtiyacımız var. Zira biz bu duaları etmekle, değer ve sevab
kazanmış, Rabbimize karşı yakarışlarımızı süslemiş olmaktayız. Hasan b. Sâbit'in
dediği gibi. "Ya Rasûlullah! Seni öven şiirler söylemekle hâşâ size bir değer,
bir şeref kazandırmış olmuyorum. Fakat sizi övmekle sözlerimi süslemiş,
değerlendirmiş oluyorum." *»
Ve alâ âli Muhammed : Muhammed'in âline de selâm olsun Allâhım. Yani Müslüman
olanlarına veya Nevevî'nin dediği gibi daha geniş mânası ile tüm Muhammed
ümmetine aynı şekilde selâm olsun. O'nun ümmetinden olmaya layık herkese.
Kemâ Salleyte Alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim:
İbrahim ve âline selâm ettiği gibi selâm Yâ Rabbi. O kutlu aileye selâm ettiğin
gibi. Burada bu benzetmeden Hz. İbrâhimin, Hz. Muhammed'den üstün olduğu
anlaşılmamalıdır. Peygamberlik rütbesini taşıma adına bütün Peygamberler
eşittir. Lâkin üstünlük bakımından Efendimiz onların en üstünüdür. Bütün mareşal
rütbesini taşıyanlar rütbe olarak aynı değerde olmalarına rağmen, kendi
aralarında birbirlerinden farklı farklı oldukları gibi.
İster istemez insanın aklına geliyor, Kur'an-ı ' Kerim'de yirmibeş Peygamberin
ismi geçtiği halde niçin burada özellikle ibrahim (a.s)'ın ve sadece O'nun ismi
anıldı da, bir başka peygamber değil, diye. Evet Niçin İbrahim peygamber?
O'nunda diğerlerinin yanında ayrı bir yeri ve değeri var da onun için.
Halbuki Peygamberimiz bir hadislerinde; "Tüm peygamberler
babaları bir kardeş mesabesindedirler, anneleri ayrı ayrı olsa da. Onların
hepsinin dini de birdir. (İsiâmdır)" Buna rağmen niçin diğerleri değilde İbrahim
(a-s)?
Çünkü ibrahim peygamber hem Arablar ve hem de bu ümmet
tarafından daha çok tanınmakta ve diğerlerinin arasında ayrı bir yeri ve değeri
varda ondan. Çünkü onun hakkında Kuı"an şöyle diyordu : "Şüphesiz sizin için
İbrahim ve onunla beraber olanlarda uyulacak güzel örnekler vardır." (mûmtahİne
:4) O İbrahim peygamber ki putperestlikle amansız ve tarihi bir mücadele
yapmıştı. Bu uğurda tüm her şeyini seferber etmekten geri durmamıştı. Çünkü
O'ydu canını nirâna (ateşe), kalbini rahmana, gönlünü irfana, dilini burhana
(delili konuşmaya), oğlunu kurbâna, malını da ihvana (mümin kardeşlerine)
bezneden, feda eden. Yani O, Allah uğruna her şeyinden vazgeçmesini bilmişti,
geride en güzel örnekler bırakarak. Öyleyse 'İbrâhime selâm olsun." (SAFFAT:109)
O'nun daha başka özellikleri ve güzellikleri de var. Oda
Kabe'nin kutlu temellerini yükseltirken başta Peygamberimize olmak üzere, tüm
ümmete dua ediyordu, kurbanlık oğlu İsmâîl ile birlikte. Hem de Kur'an'a geçecek
bir dua ile :
"Ey Rabbimiz! İkimizi de Sana teslim olanlardan kıl.
Soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibâdet yollarımızı
göster, tevbemizi kabul buyur. Çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan
ancak Sensin. Ey Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin âyetlerini okuyan, kitabı ve
hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir Peygamber gönder. Doğrusu
güçlü ve Hakim olan Sensin." (bakara : 129-130)
Bu ayeti kerimede gönderilmesi istenen Rasûlden kasıt bizim
Peygamberimizdir. Çünkü İsmâîl (a.s)'ın soyu içerisinde, bizim peygamberimizin
dışında bir başka peygamberin gelmediğinde ittifak vardır. Nitekim Peygamberimiz
şöyle buyurmaktadır: "işte Hz. İbrahim ve oğlunun yıllar öncesi yaptıkları bu
duasına bir şükrânelik olarak, Muhammed ümmetine namazlarında salâvat duaları
ta'lim ve tavsiye olunmuştur."
İbrahim peygamberin isminin anılması He tarihi tevhid
bağı ve din bağı bir kere daha tekrarlanmış oldu. Müslümanın tarihi ile Hanîf
İslâm dinin tarihi. Zaten Hz. Adem (a.s)'den itibaren gelen bütün Peygamberler
ve ümmetleri arasında kopmaz bir din birliği vardır.
İnneke hamîdün Mecîd : Şüphesiz ki hâmid ve Mecidsin Allâhım! Hamîdsin, yani
övülmeye layık olan, övülmek, sânından olan, tüm yaptıkları ile kı-nanmayıp
övülen, her halükârda hep övülmeye layık olansın. Mecîdsin, yani Senin şanın,
şerefin pek yücedir. Nimetlerini acilen, haketmeden, peşin peşin kafir -mümin
tüm kullarına sunmakla övülmeye layık olan, hakedenlere azabını geciktirmekle
lütuf ve keremi sonsuz olan Sensin Yâ Rabbi. Bu ifade İbrahim (a.s)'ın
ihtiyarlığında oğlu ishâk (a.s)'ın doğacağını müjdelemeye ge len meleklerin,
Allah'ı öven sözlerinden alınmadır.
(BK: HÛD: 73)
Ve dua, yine tevhid ile", Allah'ın şanını yüceltmekle son buldu.
İkinci duada da aynı lafızları tekrarlıyoruz. Şu farkla ki onda da Bârik
diyoruz. Yani mübarek kıl.bereketli kıl. Sonu olmayanlardan, saman alevi gibi
gelip geçici olanlardan kılma Ya Rabbi manasına.
|