Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Namaz
Sübhaneke Duası

     ANLAMI : Ey Allah'ım! Seni teşbih ve tenzih ederim. Sana hamd ederim. Senin ismin ne mübarektir. Senin şanın pek yücedir. Ve senden başka gerçek hiç bir ilâh yoktur, ancak sen varsın.
     AÇIKLAMASI : İbn Mesûd Hazretleri şöyle der : "Kulun sübhâneke duasını okuması, Allah'ın en sevdiği sözlerdendir. Bu dua, cennetliklerin birbirlerini selamlarken söyledikleri sözler ile başlamaktadır. Nitekim Allâh'u Teâlâ şöy e buyuruyor: inananların cennetteki duaları \Sübhânekellahümme '(Ey Allâhım seni teşbih ve tenzih ederiz: Oradaki selamlaşmaları ise 'selam" sözüdür. Duaların sonuysa; 'Elhamdûlillâhi Rabbil Alemin' (Hamdolsun kainatın Rabbi olan Allah'a), demektir." (yunus: 10)
     Cennet adaylarına düşen ise cennet te birbirlerine edecekleri duaları bilinçli olarak bu dünyada da tekrarlamalarıdır. Ama o şuurla ne dediğini bilerek, ağzımızın söylediğini kulağımıza ve diğer organlarımıza da işittirerek:
     Sübhânekellâhümme vebi hamdık: Ey Allâhım, tüm noksan sıfatlardan seni uzak tutarım. Sana hamdederek şanına yakışır kemal sıfatları sana has kılarım. Sana layık olmayan, sana yaraşmayan bütün sıfat ve özelliklerden seni uzak tutarım. Ama seni överek, sana hamdederek Zatını teşbih eder, yüceltirim. Çünkü senin lütfün olmasa layıkı ite ne sana kulluk yapabilir, ne de seni övebilirim.
     Dua, inancının Allah'ın istediği şekilde ve ona yaraşır bir şekilde gönüllerde yerleşip, hayata hakim kılınmasına dikkat çekerek başlıyor. Küfrün, şirkin, doğrudan ve dolaylı olarak Allah'ın ismine, sıfatlarına ve nizamına yapılan saldırıların etrafımızı işgal ettiği şu günümüzde, bu cümleleri bilinçli bir şekilde söylemeye ne kadar muhtacız.
     Allâhu Teâla çoğu insanlar tarafından gereği gibi tanınmıyor bugün. Yahut herkes kendi kafa yapısına, kendi hayatına uygun bir şekilde bir tanrı geliştirmiş ve ona tapıyor. Herşeyi ile bir olan'a tapmaları ve uymaları gereken insanlar, onu kendi düşünce yapılarına ve yaşayış biçimlerine uydurmaya yeltenmişler. Kimine göre, sadece inançla ilgili olan, kuru bir imanın dışında hiç bir şeye karıştırma yetkisi olmayan bir tanrı inancı. Kimine göre, tüm yetkileri sadece göklere hasredilen yeryüzünde ise hiçbir etkisi ve yetkisi olmayan bir ilah. Kimi "Beni yaradan ve fakat beni yaratması ile işi biten ve bana, hayatıma karışmayan bir gücü" kabul ediyor Allah olarak. Kimi inandığ tanrı ile, daha bir nice bir tanrıyı inançta olmasa bile icraat ve yetkide ona ortak koşarak, müşrikçe bir Allah'a inanıyor, yahut inandığını iddia ediyor. Tıpkı rabbimizin haber verdiği üzere : "Onların çoğu ancak şirk koşarak Allah'a iman ederler."
     (YUSUF: 106)
     Öyle değil mi? Bugün batıl din mensubu nice insan, yahudiler, hıristiyanlar, kapitalistler... ve hatta ko-ministlerin çoğu bile Allah'a inandıklarını söylüyorlar. Amerikan dolarlarının üzerinde 'Biz Allah'a inanırız' cümleleri yazılıdır. Lâkin onların inandıkları Allah, ekonomiden, iktisattan, devletler hukukundan, yönetim biçiminden, medenî hukuktan,... anlamaz. Yahut bu konuda Allah'ın gönderdikleri, artık eskimiş, porsumuş, çağ dışı îlân edilmiştir onlar tarafından. Ve artık bu insanların hayatlarına beşerî sistemler yön vermekte.
     Öyleyse öyle bir Allah inancını gerçekleştirmeliyiz ki; O her türlü eksik sıfatlardan uzak olacak. Her şeyi bilen, en gizlileri bile gören, herşeyden haberdar olan, evveli ve sonu olmayan, hiç ölmeyecek olan, en güçlü, türnherşeyin olup gerçekleşmesi ya da gerçekleşmemesi O'njjn iznine bağlı olan bir Allah. Bu esas gerçekleşmediği müddetçe söylenen bütün teşbihler, Wbirler, tahmidler, tevkidler,... ve istiğfar duaları boşuna olacaktır. Biz öyle bir Allah'a inanacağız ki; O bizim hem dünyamızı tanzim edecek, hem de ahiretimizi. Hakimiyet, egemenlik her yerde, her alanda ve her zaman O'na ait olacak. Camide O'nun dediği olduğu gibi, evde, çarşıda, dükkanda, dairede, ve kısaca tüm yeryüzünde O'nun istediği olmalı. İşte öyle olunca kendisi için namaz kıldığımız O Allah için yaşayacağız, alışveriş yapacağız, haramlardan kaçıp helâllere koşacağız, örtüneceğiz, her konuda sadece O'na teslim olacağız.
     Böyle bir Allah inancını gerçekleştirdiğimiz ve yaygınlaştırdığımız zaman göreceğiz ki, hayatımız değişecek, hem de O'nun istekleri doğrultusunda değişecek. Dünyaya bakış açımız, ibadetimiz, zu<me ve zalimlere boyun eğip onlara destek oluşumuz, küfürle uzlaşışımız,.. hep değişecek, islâm dışı buçukçu hayat anlayışımız hep son bulacak. Her şeyde evvel Allah olacak. O'nun nizâmı doğrultusunda bir hayat gerçekleşecek.
     Ve tebârekesmük : Tebâreke, arabça çekimi olmayan bir fiil olup yalnızca Allah için kullanılır.
     Senin ismin hayır dolu ve pek bereketlidir. Senin isminle başlanılan ve yapılan her şey de öyledir. Ya Rabbi senin ismin isimlerin en güzelidir. Başka hiçbir isim Senin isimlerine ne benzer, ne de onların yerini tutar.
     O'nun isimlerinin manaları hem geniş hem de kalıcıdır, hiç bir şekilde yok olucu değildir. Meselâ kullardan nakim ismini taşıyan biri, adaletle hükmetmeyebilir. Tâhir (temizleyici) adlı biri pek pis olabilir. Ama Allah'a ait olan isimler öyle değildir, Allah , Allah'ın kendine has özel ve güzel isimleri vardır.
     Ve teâlâceddük/Senin azametin, Senin şanın pek yücedir. Senden başkasının büyüklükleri senin yanında hiç olur. Tijm büyükler ve büyüklük taslayanlar
     Senin yanında pek küçük kalırlar. Onların büyüklükleri mecazidir. Senin büyüklüğün ise herşeyin üzerindedir.
     Allâhüekber. Allah en büyüktür. Artık bundan sonra kim büyüklük taslayabilir. Kim tekebbüre yeltenebilir? Buna böylece inanan hangi mümin, sahte büyüklerin, müstekbirlerin etkisi ve yetkisi altında kalabilir. Onlardan korkabilir? Ve hangi inançlı kişi dili ile defalarca Allah'ı büyüklerken, O'ndan başka şu veya bu kişilerin büyük olduğunu söyleyebilir. Büyüklüğü, yüceliği Allah'tan alıp, kullarına verenler istedikleri kadar tekbir getirsinler ve istedikleri kadar Veteâlâceddük, desinler. Onların bu deyişleri hem anlamsız, hem etkisiz, hem de boşunadır. Bazıları da lafla Allah'ın büyük olduğunu söyledikleri halde icraatlarında başkalarının büyüklüklerini kabul etmektedirler. Allah'ın emirlerini çiğneyerek şeytan ve tağutların emirlerini yerine getirip, onların güdümüne girenlerin durumları gibi.
     Velâ ilahe gayrük : Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Çeşitli şekillerde ilahlık taslayanlar hep sahte ilahlardır, putlardır. Kendisine boyun eğilecek, egemenliği altına girilecek yegane ilah sensin. Senden başka ibadet ve kulluk edilecek de hiç bir kimse yok.
     Dün olduğu gibi bugünde insan ve cinlerden ilahlık iddiasında bulunanlar veya çeşitli suretlerle ilahlık makamına çıkartılanlar olabilir. Firavunların dediği gibi ; "Ben sizin en yüce Rdhbinizim" ( nâziat : 24) 'Ben sizin benden başka bir ilahınızın olduğunu sanmıyorum" (kasası) diyenler hiç eksik olmamıştır dün ve bugün. Ama Ya Rabbi ben bunların tümünü işte reddediyorum. Onları ne tanıyacağım ve ne de egemenlikleri altına gireceğim.
     Allah Resulünün bizlere talim buyurduğu dua tevhid ile alâkalı olan tenzih ve teşbih (Allah'ı hertürlü eksik sıfatlardan uzak kılmak) ile başladı ve yine tevhidle mühürlendi. Yani her şeyin başı olan tevhid namazında başı oldu. Öyle de olmalı. Zira tevhid olmadan hiç bir şey olmaz. Tevhidsiz olarak gerçekleştirilen her şey boşunadır. Tevhid olmadan yeryüzü dolusu altın veya altın değerindeki şeyler harcansa, insanlığın.hizmetine sunulsa katında hiç bir değeri yoktur bütün bunların. İnsanlara ve yaptıkları işlere değer kazandıran ancak tevhiddir. Ama kelimenin tam anlamı katıksız karışıksız, tertemiz bir tevhid. İşte bu dua tevhidin veciz bir şekilde özeti tekrarlandı. Hemde Yaradanm huzurunda, O'nunla andlaşma yaparak ve O'na söz vererek. Artık bu duayı bu şekilde okuyan bir kimse için, hiç bir tağutî güç bağlayıcı ve etkileyici olamaz. Böyle biri için şirk, inkar, küfür asla söz konusu olmaz. Lâkin bu şuurla okuyan kimsi için tabi. Yoksa geveleyen, ne dediğini bilmez bir şekilde kelimeleri telaffuz ettiği halde manaları yutan kimseler için değil şüphesiz. Böyleleri bir ömür boyu hem bu ve benzeri duaları okurlar, sözleri verirler hem de tağuta, şeytana boyun eğerler, onlarla uzlaşırrlar, onları da Allah makamına çıkarırlar. Böylelerinin bu dua ile bir alakaları yoktur aslında. Ve bunlar dilleri ile papağanlar gibi tekrarladıkları bu dualarla çelişir ve çatışır dururlar hayatları boyu. İşte bunlardır yapmadıklarını ve yapmayacaklarını söylemeyi marifet sayanlar.
     Namazda yalnız olarak namaz kılan, imama uyan ve imamın kendisinin bu duayı her namazda okuması sünnettir. Hatta sonradan gelip cemeate katılan ve rukuda imama yetişeceğini akıl kesenkimsede süphânekeduasını okur onu terketmez, Sonra rukuya varır. Ve günlük olarak kıldığımız kırk rekatlık namazlarda bu duayı toplam onbeşdefa tekrarlarız. Evet onbeş kere tevhidi bu dua ile tekrarlamakta ve perçinlemekteyiz, her gün. Bilinçli kıraatlerle kılacağımız âdetlerden uzak ibâdet olma özelliğini taşıyan namazlarla dinin direği sağlam bir şekilde dikilmiş olacak. Ve ondan sonra da o sağlam temelin üzerine, namaz dışında da İslâm binası kâme edilmiş olacaktır. Namazda şarz olduğumuz tevhidi kuşanarak, tevhidin önderliğinde ve aydınlığında muvahhidce bir hayatı yaşayabilmemiz mümkün olacaktır işte o zaman.
     30-) İnşirah Suresi : 4
Abdullah BÜYÜK

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın