Kalbin Sesi - Namaz
|
Kaide-i Ahire |
Namazın rükûnlarından biri de namazın sonunda turmaktır. Son oturuş (ka'de-i
ahire = kuudu âhır) İmam-ı Malikten başka bütün alimlerin icmai ile farz olup
ihtilâf onun miktarındadır. Bizce farz olan tahıyyatı okuyacak kadar oturmaktır.
Tahıyyatı Rasulullah (s.a.v.) bizzat İbn-i Mes'ud Hz.lerine öğretmişlerdir.
Son oturuşu namaz erkânının en sonunda yapmak da farzdır. Binaenaleyh unutulup
da sonradan hatırlanıp ifa edilen secdelerden sonra kuud'u ahire tekrarlanır.
Tekrşrlanmazsa namaz fasid olur. #
Çıplak olan kimsenin namazı oturarak kılması efdaldir.
Son oturuşta farz olan, lafızlar sahih olacak şekilde süratli olarak tahıyyatı
okuyacak miktar oturmaktır.
Kuudu evvel (ilk oturuş) namazın va-ciplerindendir.
Mesbukun (mıanla^sorrfadan uyan) sonradan ettiği kuud dahi hükmen kuudujevveldir.
Dört rekatlı farzın üç rekatına yetişemeyen ırıesbuk üç ka'da yapar ki bunlardan imama uyarak yaptığı ilk oturuş farzdır. Diğerleri ise vaciptir.
Misafir olan bir kimse geçirmiş olduğu dört rekattı bir namazda aynı vaktin
namazını kaza edecek olan mukim imama uyamaz. Çünkü ka'da-i ûla misafir hakkında
farzdır. Dolayısıyla kuvvetlinin zayıfa iktidası olmuş olur. Bu ise caiz
değildir. Vaktin namazında uyması ise sahihtir. Çünkü bu durumda misafirin
namazı da dört rekat olmuş olur.
ilk ve son oturuşta teşehhüdü okumak vaciptir. Bir miktarını unutarak terkinde,
hepsini terkde olduğu gibi sücûdu sehiv lâzım gelir.
Ka'de-i ûlâ da tahıyyatı müteakip hemen üçüncü rekâta kalkmak farzdır. Bir rükün
yapacak kadar geciktirmekle sücûdu sehiv gerekir. Başka bir tabirle ka'de-i
ülâda teşehhüdden sonra unutarak "Allâhümme Salli Âlâ Muhammedin ve Âlâ Ali
Seyyîdina Muhammedi" dese secdei sehiv yapar. Sahih olan budur.
Kade'i ülâdan kıyama kalkarken özürsüz olduğu halde ellerle yere dayanmak
mekruhtur.
Kuudu (oturuş) iki secdeden evvel, veya iki secde arasında yapan, terkettiği
secdesini kaza eder. Ve onun kuudu batıl olur. Tekrar bir kuud daha yapar.
Tahıyyatı son secdede okuyan kimse, onu, mahallinin gayrinde yapmış olacağından
kuudunu yaptıktan sonra secde-i sehiv yapar. Teşehhüdü kıyamda kıraattan sonra
da okusa durum böyledir. Fakat kıraata (fatihaya) başlamadan teşehhüdü okursa
bir şey lâzım gelmez zira burası dua mahallidir.
Tahıyyatı kuudun başında okumak da vaciptir.
Şayet onu dua ve bir âyetten sonra okursa secde-i sehiv gerekir.
İmama, oturarak yetişen kimse, "Sübhaneke" yi okumaz. Başlangıç tekbirini alır
ve ondan sonra tekbir alarak hemen oturur.
Son kâdenin tamamını uyuyarak geçiren uyandıktan sonra tekrar îeşehhüd miktarı
oturmalıdır. Oturmazsa fasid olur. Diğer rükûnlar için de durum böyledir. Kısa
gecelerde kılınan teravihlerde sık raslanan bu durumdan insanların çoğu
gafildir. Dikkat edilmelidir. *
Bir kimse iki rek'at sabah namazını kıldıktan sonra oturmadan üçüncü rekâta
kalkarak secdeyle o rekatı kayıtlasa namazı nafileye dönmüş olur. Ve bir rek'at
daha ilave eder, ka'deyi yapar. Üç ve dört rekâtlı namazlarda da böyledir. Son
rekâttan sonra oturmadan fazla bir rekât daha kılınsa namaz nafileye döner. Ve
rekât sayısını çiftler, imam-ı Muhammed (r.h)'a göre böyle bir kimsenin namazı
nafile de olmaz, batıl olur. 7
Bir kimse dördüncü rekâtta oturup selâm vermeden sehven ayağa kalksa secde
etmedikçe hemen oturur ve selâm verir. Sehiv secdesi yapar. Böyle bir kimse
ayakta selâm vermez^jeğer beşinci rekat için secde yaparsa farzı tamam. olur. Bu
fazla bir rekâta diğer bir rekât daha ekler. Ve bu iki rekât nafile olur.
Sonunda ihtiyaten secde-i sehiv yapar. Akşam ve sabahın farzını kılanın durumu
da şöyledir
iki kere selâm vermek vaciplerdendir. Mahallinin gayrinde meselâ kâde-i ûlâda
selâm veren kimse namazını tamamlar ve sonunda sehiv secdesi yapar.
Ka'dede erkekler sol ayaklarını yere yayıp sağ ayaklarını parmaklar kıbleye
yönelecek şekilde otururlar ki bu sünnettir. Parmakların kıbleye döndürülmesi
gücün yettiği miktardadır. Küçük parmağın kıbleye döndürülmesi güçlükten hali
değildir.
Kadınlar kaynağı üzere oturup ayaklarını sağ tarafa yatık bulundururlar (teverrük).
Namazda özürsüz olduğu halde bağdaş kurmak (terabbu') mekruhtur.
Tahıyyatin teşehhüdünde yalnız sağ elin şehadet parmağı kesik olan diğer parmağı
ile işaret etmez.
Şehadet esnasında (Lâ İlahe) derken parmağı kaldırmak ve (İllallah) derken
indirmek gerekir. Diğer parmak bükülür, başparmak ile orta parmak halkalanır.
Bir çok kimseler bu sünneti yapamazlar. Bu sebeple terkini uygun görenler de
vardır. Fakat sünnet olduğu da unutulmamalıdır.
Teşehhüdü gizli okumak, ka'de-i ahirede ta-hıyyattan sonra salli, barik ve dua
okumak sünnettir.
Sallı* ve barik dualarında "Seyyidina" demek mendup; "İnneke hâmidün mecid"öer\
önce "fil âlemine" demek sahihtir.
Namazda arapçadan başka lisanla dua okumak haram olup arapça duada insan sözüne
benzememelidir. Ayet ve hâdisden iktibas olunmuş dualar okunmalıda. "Rabbena"duası
gibi.
Bunları namazın sonunda âyet kasdıyla okumak mekruhtur. Ve her iki tarata "Esselâmü
âleyküm ve-rahmetullah" diyerek selâm vermek de sünnettir. "Veberâkatü"
kelimesini ziyade etmez. Bidattir diyenler olmuştur.
İmamın her iki tarafa selâm verirken erkek, kadın, çocuk ve hunsalara; hafaza
meleklerine, salih cinlere ve kendi nefsine sünnettendir. Bu sünnetlere dikkat
etmek gerekir. Zira bunları yapan ehli ilim dahi azdır.
"Allâhümme sallı âlâ seyyidine ftiuhammedin ve âlâ âli seyyidine muhammed
kemasalleyte âlâ seyyidine. ibrahime fil âlemine inneke hamidün mecid.
Vebarik âlâ seyyidine muhammedin ye âlâ âli seyyidine muhammed kemabârekte alâ
seyyidine ibrahime ve âlâ âli seyyidine ibrahime fil âlemine inneke hamidün
mecid." tT
İmam ikinci selâmda sesini biraz alçaltır.
Mesbuk imamın namazdan ayrılışını yani selâmını bekler. Mesbuka bu bekleyişte
lâyık olan (imam duaları okurken) tahıyyatı ağır ağır okumasıdır.
Musallinin -kâbenin karşısında olsa bile- ^kuudda) kucağına.^eiâmda^ omuz
başlarına bakmadı adaptandır.
İmam hataen son oturuştan sonra kalkarsa rc^uktedi ona uymaz, onujjyjırVak için
"Subhanâllah"der\ Eğer imam kalktığı fazla rekâtı secde ile kayıtlarsa mu^tedi
onu beklemez, yalnız olarak selâm verir. \
Eğer imam kuudu ahireden evvel fazla rekata kalkarsa muktedi onu îmam secdeyle kayıtlamadan geri dönünceye kadar onu bekler.
İmam geri dönerse beraberce selâm verir. Şayet muktedi kendi kendine selâm
verirse farzı fasîd olur. Muktedinin bu selâmı imamı secdeyle kalktığı rekâtı
kayıtlamadan önce olsun, sonra olsun fark etmez.
İmamın teşehhüdünden sonra ve selâmından evvel muktedinin selâm vermesi tahrimen
mekruhtur. Fakat namaz sahihtir.
Ka'de-i ahire namazın son rüknüdür. Musalli onda teşehhüd miktarı oturduktan
sonra namaza mani fiil ve amelde bulunursa namazı sahihtir. Şu kadar var ki
vacip olan namazı terkettiğinden namazı yeniden kılması vacip olur. Kerahatı
tahrime ile eda olunan her namazın hükmü budur.
Mesâil-i isnâ aşere olarak bilinen on iki meselenin altı tanesi kuud ile
ilgilidir. . Tafsilât fıkıh kitaplarında. |
|
Abdullah BÜYÜK |
|