Kalbin Sesi - Namaz
|
Her şeyiyle rüku |
Namazın sahih olması için gerekli rükünlerden birisi de rükûdur. Ayeti kerimede
(rükû ediniz) Duyurulmuştur. Rükûnun farziyeti kitap, sünnet ve icma ile
sabittir.
Rükû lugatta eğilmek demektir. Şeriatta, namazda sırt ve baş ile beraber olan
inhina (eğilme) dir ki, hem baş ve hem de sırtın eğilmesidir. Bunun da en
aşağısı, eller dizlere ulaşır olması; en âlâsı, sırtı yayıp baş ile sağrı bir
istikamette bulunmasıdır. Tam rükû da budur.
Eğilme tam olmadığı vakit itibar çoğunluğa göredir : eğer rükû vaziyetine daha
yakınsa rükû sahih, kıyama daha yakınsa rükûsu sahih olmaz. Sünnete uygun bir
rükûda 90 derecelik bir açı meydana gelir. 45 dereceden daha büyük açı yapacak
şekilde özürsüz eğilmekle rükû sahih olmaz. Şekil ile ifade edecek olursak :
Sahih ve Sünnete uygun rükû
Sahih fakat mekruh rükû
Sahih olmayan rükû
Oturduğu halde namaz kılan kimsenin, rükû ederken alnı dizleriyle aynı hizada
olacak şekilde arkasını eğmesi gerekir.
Ahdeb (kanbur) olup, yaratılıştan rükû halinde olanlar yalnız baş eğerler. Yoksa
onların kanburluğu rükû yerine geçmez. Başını biraz olsun eğmelidir.
Rükûnun sahih olması için secdeden önce yapılmalıdır.
Üryan (elbise bulamamış çıplak) olan kimse namazı ayakta kılabilir ise de efdal
olan, oturarak kılmak, rükû ve sucudu ima (işaret) ile yapmasıdır.
Rükûda mafsallar mutmain, her uzuv kendi mahallinde müstakar oluncaya kadar
sükun ve rahatlık içinde bulunmalıdır. (Tâdili erkan). Farz olan rükûnların
tamamlayıcısı olduğundan tadili erkan vaciptir, imam Ebu Yusuf'a göre farzdır.
Rükûdan doğrulduktan sonra vücut azaları tam olarak yerine gelecek şekilde
durmanın hükmü de böyledir, (kavme)
Rükûya varırken (Allâhüekber), rükûda üç kere : (Sübhane Rabbfye lazîm) demek
sünnettir. Teşbihin en azı üç, en fazlası yedidir. Teşbihi terk etmek tenzihen
mekruhtur, imam teşbihi üçten fazla getirmez. Teravihlerde cemaata yorgunluk
verse bile üçten eksik de etmez. Tek olarak namaz kılan ise tek olmak üzere
dilediği kadar artırabilir. Cemaat imamın teşbihleri artırmasına rıza
gösterirlerse fazla söyleyebilir.
İmam cemaate yeni gelenin yetişebilmesi için -rükûya, Allah'a takarrub için,
ibadet maksadıyla değil- uzatsa tahrimen mekruh da olur. Bunu yapan imam tekfir edilmese de şirke
düşeceğinden korkulur. İmamın takarrub içinde olsa gelenin yetişebilmesi için
rükûyu uzatmaktan şiddetle sakınması gerekir.
Rükûda elleriyle dizleri tutmak erkeklere sünnettir. Bayram namazının ancak 1.
rükûna yetişen bu sünneti terk etmemek için zaid tekbirleri rükûda el
kaldırmayarak yapar ki buna edaya benzer kaza denir.
Erkekler dizlerini parmakları açık olduğu halde tutarlar. Kadınlar parmaklarını
biribirinden ayırmayarak ellerini dizleri üzerine hemen koyuverip, dizlerini de
tutmazlar.
Erkekler rükûda inciklerini, dizlerini ve dirseklerini dik, arkayı düz tutarlar.
Kadınlar bütün bunlarda erkeklerin hilâfına hareket edip, sırtlarını da eğri
tutarlar. El parmaklarının iyice açık olduğu yer (tefric) namazda sadece
rükûdur.
Sünnet denilmişse de sahih olan görüşe göre rükûdan doğrulmak vaciptir. Unutarak
rükûdan doğrulmayan kimseye secdei sehiv gereklidir.
Rükû da özürü olmayan kimselerin topuklarını birbirine yapıştırması (ilsak) da
sünnettir. Topuklar secdede de bu şekilde bitişik olur.
Özet olarak rükûda elleri dizlere parmaklar açık olarak koymak, dizlere dayanmak, topukları yapıştırmak ve dikmek, sırtı dümdüz tutmak hepsi sünnettir. Bütün bunlar erkekler hakkındadır. Kadınlar tesettüre en uygun olduğundan bunların hilafını yaparlar.
Rivayet olunmuştur ki, Nebi (s.av.) rükûya vardığı zaman sırtını dümdüz yapardı. Hatta sırtına su dökülse su olduğu yerde dururdu.
Çünkü o rükûda başını ne eğer, ne de yukarı kaldırırdı. Bazılarının yaptığı gibi
rükûda yay gibi eğilmek mekruhtur.
Rükûda ayaklara bakmak adaptandır. Eğer namaz kılan âmâ ise, yahut karanlıkta
ise Allah'ın büyüklüğünü düşünmesi yeterli olur.
Kıraatten sonra tekbir alıp her musalli rükûa varır. Bu tekbire eğilmeye
başlarken başlayıp, tam eğilince bitirmek gerekir ki evla olan budur.
Rükûda teşbihlerden sonra "Semiallâhü iimen hamideh" (tesmi) diyerek başını
kaldırır. Bir adam "Semiallahülimen hamideh"deki nun yerine lam okusa "semiallahülimel
hamideh" okusa namazı batıl olur. Çünkü bu sözü lağv olmuş olur. Dili dönmüyorsa
tesmiî söylemez.
Kavme de "Rabbena lekel hamd" der. (Tahmîd)
Musalli, imam yahud münferid ise bunların ikisini de der. Muktedi sadece tahmid
eder. tahmidi "Allahümme Rabbena Velekel Hamd"diyerek söylemek en efdalidir.
Harf sayısı arttığından sevab'da artar.
Sabah namazında şâfi imama uyan hanefi sabah namazının ikinci rekatı rükûundan
sonra safiler kunut okurlar susar ve elleri yanıbaşında salık olarak durur.
Muktedi imamdan önce rükûdan başını kaldırırsa geri tekrar rükûa döner. Bu
surette rükûsu iki olmuş olur.
Muktedi, rükûda üç kere teşbihi söylemeden imam başını kaldırırsa muktedi ona
uyar.
Musalli (namaz kılan) ima ile namaz kılarken rükû, sücud yapmaya kadir olursa
İmam-ı Azama göre namaz fasîd, İmameyne göre caizdir. (Bu mesele fıkıhta mesâali
isna aşeredendir = 12 mesele)
imamdan evvel rükû edip kalkan ve onu imam ile beraber yahut ondan sonra iade
etmeyerek namaza devam ile imanla beraber selam verenin namazı fa-siddir.
Muktedi, rükûya imamdan evvel varır ve imam rükûya varıncaya kadar beklerse
namaz sahih fakat mekruh olur.
Kıraati rükûda tamamlamak mekruhtur.
Rükûa varırken ve rükûdan kalkarken el kaldırmak mekruhtur.
Rükûda teşbihleri elle saymak mekruhtur. Bu ikiye ayrılır: Biri parmak yumarak
saymak ki imamı Azama göre mekruhtur. Biri de parmak uçlarını basarak, yani
parmaklarını hafif harekette ve kalben saymak bu mekruh değildir. Teşbih
namazının teşbihi bu suretle sayılabilir.
Elbisesi rükûda cesedine yapışarak azalı belli olmamak için musalli ameli kalîl
ile silkelemesinde ve elbisesini topraktan sakınmasında beis yoksa da terki
evladır.
Vitrin üçüncü rekatında kunutu unutup da, rükûda yahut rükûdan doğrulduktan
sonra hatırlayan kimse kunutu kurnaz, namazın sonunda yanılma secdesi (secde-i sehiv) yapar.
Kunutu hataen rükûdan sonra yapan kimse rükûu tekrar etmez. Kunutu tehir
ettiğinden secde-i sehiv yapar.
Musalli, bir rekatta, terkettiği sûreyi o rekâtın rükunda hatırlarsa doğrulup
onu okur ve sonra yine rükû eder. Çünkü kıraat ile rükû arasında tertip farzdır.
Rükû tekrar edilmezse namaz fasiddir.
Rükû ve sücud ederek namaz kılanın îma ile namaz kılana uyması caiz değildir.
Namazın bir mikdarını ima ile kılmış olan hasta, namazda oturarak olsun rükû ve
sucuda kadir olursa namaza devam edemez, yeniden başlar. Çünkü bunda kuvvetliyi
zayıf üzerine bina vardır.
Sucuda gücü yetmeyen hasta rükûyu da ima ile yapar. Sücud için rükûdan biraz
daha fazla işaret eder. Ta ki arada fark olsun. Eğer arada fark yapmazsa namaz
sahih olmaz, ima da hafif eğilmek kâfidir.
Oturarak rükû ve sücûd eden hasta namazda iyi olsa namaza devam eder.
Rükûyu uyuyarak yapmanın rükûsuna itibar olunmaz.
imama rükûda yetişip ona müşareket eden o rekâta yetişmiş olur. Rekâta yetişmiş
olmak için şart; ya kıyamın cüzünde, ya da kıyam hükmünde olan rükûnun cüzünde
imama müşarik olmaktır.
Kıyamın bir (bölümünde) imama (iştirak edip de) onunla beraber rükû edemeyen o
rekata yetişmiş fakat lahık olmuş olur. Rükûyu sonra kaza etmesi gerekir.
İmam rükûda iken yetişip rükûnun bir cüzünde iftidah tekbirinden sonra imam
rükûdan başını kal-dırıncaya kadar oyalanan muktedi o rekata yetişmiş olmaz.
İmama rükûda yetişmek isteyen kimse, biri iftidah ve diğeri
rükû için olmak üzere iki tekbir alması gerekmez. Bir tekbir alır ve onunla
iftitahı değil de rükû niyet eylese de caiz ve niyeti boş olur. Fakat
tekbiri mutlaka ayakta almalıdır.
İmamı secdede bulan kimse hemen secde etmeyip kendi kendine
rükû ettikten sonra imamla beraber iki secdeyi yaparsa namazı sahih olur;
fakat o rekata yetişmiş sayılmaz. Böyle yapması ise mekruh olur. Eğer bu
durumda yalnız bir secdeyi imamla yaparsa namazı batıl olur.
Herhangi bir namazın bir rüknünü tekrar etmek sehiv secdesini gerektirir.
Bir rekâtta iki defa rükû etmek gibi. Rükûda Kur'an okumak da böyledir.
Rükûda secde ayeti okuyana secde-i tilavet vacip değildir.
Namazda secde âyeti okuyan kimse (Tercih edilen) kavle göre
rükû suretinde secde-i tilavete kalben niyet etmelidir.
Secde-i tilavet niyetiyle namazda yalnız rükûa varmak da
yeterlidir. Rükûa vardıktan sonra doğrulur ve bir kaç âyet daha okur sonra
namazın rükûna gider. Eğer sureyi bitirmişse diğer bir sûreden bir kaç âyet
okur. Çünkü secde-i tilavetten kalkar kalkmaz böyle bir kaç âyet okumadan
namazın rükû ve sücüduna gidilmesi mekruhtur.
Namazın dışında yalnız rükû etmekle secde-i tilavet eda
edilmiş olmaz. |
|
Abdullah BÜYÜK |
|