Kalbin Sesi - Namaz
|
Huzurdan ayrılmak için müsaade
isteyiş |
Hatırlıyacağınız gibi, mü'min Allah'u Ekberölye Rabbini ta'zim ederek huzuruna
durmuştu. Yine O'nun huzurundan ayrılmak istediğinde, Rabbimizden izin sadedinde
bulunmayı ifade eden, selâm salevat ve güzel dualar sunmaya başlar.
Bu yüce huzura girip o hizmet sebebiyle o huzurda durmak şerefini kazanmasına sebep ve rehber olan yüce Peygamberin lütuf ve
keremini hatırlayıp o feyz kaynağına tebrik ve selâm göndermeye başlar.
Oturur oturmaya fakat işi bir mi'racla kapatmak ister. Tahiyyatı okumaya
başladığı zaman, miraç yolculuğuna da başlamıştır artık. Bu kısmı yine
anlatmıyoruz. Tahiyyatın sonunda şehadet kelimesini okur. Lâ ilahederken,
şehadet parmağını kaldırır, illallah, derken'indırir. Şeytana süngü sokmuş gibi
içi rahat eder. .Sonra miracda kendisini hatırlayan Peygamberimizin üzerine
selavatı şerif getirir.
Namaz ibadetinden hakkın müsadesiyle çıkmak isteyen mü'min, o anda çok nazik bir
hayatın içerisinde olduğu için, fırsatı ganimet bilir ve bazı isteklerde
bulunur. Dünya ve ahiret işlerinde kendisinin Rabbimize çok muhtaç bilir. Her
iki dünyasının iyiliklerle dolmasını ister. Burada, anne ve babasını, mü'min
kardeşlerini unutmaz.
Bu şekilde kulluk vazifesini tamamlayınca mükellef olduğu diğer ibadetleri de
yerine getirmek ve her şeyi bir sebebe bağlıyan hikmet sahibi Rabbinin emrine
uyarak dünya ihtiyaçlarını sağlamak maksadıyle o yüce huzurdan hemen ayrılırsa
da gönlü yine orda kalarak yalnız yüzünü çevirmekle bütün bunları sağlamaya
çalışır. Hal diliyle demiş oluyor ki:
- Zaruret olmasaydı bu ayrılık acısını yudum yudum içmezdim. Bu şerefli vazife
ve büyük ziyafetten bir an ayrılmayı gönlüm istemiyor...
Şimdi kalblerinin temiz olduklarını söyleyenlere burunları göğü çizerek
alınlarını secdeye koymayıp, rükûa eğilmeyenlere soralım :
- Uyanık bir kalb ve aydın bir vijdan için bu ibadete denk sayılabilecek bir
zevk olabilir mi?
Biz yine namaz kılan müslümanın yanına gelelim Onun için ayrılmak zamanı
gelmiştir. Bu kısmı yine Hz. Mevlâna'nın dilinden dinleyelim :
Musallî selâm verirken sağ tarafına Enbiya ve büyük zatlar canibine yüzünü
çevirir... Ey ma'nevi sultanlar, şefaat edin ki bu leîmin ayağı da, kilimi de
çamura batmıştır, kalmıştır, der...
Nebiler derler ki: Çare günü gitti. Çare orada, yani dünyada idi. Şimdi o çare
aleti kayboldu.
Bu sefer yüzünü soldan tarafa ve hısımı, akrabası cihetine çevirir. Onlar derler
ki: Sus, Efendi, cevabını Allah'a söyle. Biz kim oluyoruz. Bizden elini çek ve
ümidini kes...
O zavallı adam herkesten ümidini kesince iki elini birden duaya kaldırır: İlâhi,
Herkesten Ümidim Kesildi. Evvel de Sensin, Ahir'de Sensin... (28)
İşte böyledir aziz müslüman, namaz dolduruluşa getirilerek yapılan bir hareket
değildir. O kılınırken, ihlâs ve samimiyet ister. Kim için yaptığını bilmeni
ister. Kendisini angarya kabul etmemeni taleb eder. Hakkını verdiğinde mizan
başında ve kabirde sana yardımcı olup şefaat edeceğini müjdeler.
Yeter artık şu ana kadar, bu ibaret üzerinde yaptığın hırsızlık. Yeter artık bu
kıymetli emanete gösterdiğin lâkayıtsızlık. Önüne konmuş olan yemeğe gösterdiğin ihtimam kadar, kalbinin baş gıdası olan, bu ibadetle ne zaman
tanışacaksın? Kullara takındığın hürmetin yarısı kadar bir saygıyı bu ibadete ne
zaman göstereceksin?
27-) Mesnevi : 3/134-354.
28-) Mesnevi : 3/185. (28) |
|
Abdullah BÜYÜK |
|