Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Namaz
Tekbirden sonra kıraat

     Manevi huzura kabul edildiği sevinci ile elini bağlayıp saygı, hürmet duruşuna geçen müslüman, kendisini huzura kabul eden Rabbini yüceltmek ister. O'nu noksan sıfatlardan tenzih kılar. Kendisinden başka hiç bir ilâhın olmadığını söyleyerek, sohbetine başlamak ister. Bu arada insana ebedî ve ezelî bir düşman olarak takdim edilen Şeytan'ın vesvesesinden kurtulmak için eûzt/Vü okur. Bu açık Allah (c.c.) düşmanını sahibine teslim eder. Şerrinden yaratanına sığınır. Kalbi rahatlayınca besmeleyi şerifeye geçer ve kendisine cesaret gelir.
     Ve sohbet başlamıştır. Rabbisinin kendisi ile aralarında taksim ettiği fatiha suresini okur. Okuduğu bu sure, surelerin anasıdır, reisidir. Bu sureyi okumakla mü'min gerçek hakimiyeti Hz. Allah'a verir. El açılacak yardım dilenecek varlığın Hz. Allah olduğunu kabullenir.
     Kendisinin, hidayete talib olanların peşinden gitmesini rabbinden ister. Yol kaçkınlarından, onların saflarında yer almamasını sohbet ettiği yüce Mevtasından diler. Bütün ihtiyaçlarını hep O'na açar ondan ister.
     O Fatiha suresi öyle bir suredir ki, müfessirler kendisinden on bin mesele çıkarılacağını beyan etmişlerdir.
     O öyle bir suredir ki, tefsiri ile alâkalı hükümler ortaya konulsa 70 devenin çekemiyeceği bir yük meydana gelir.
     O öyle bir suredir ki onu okuyan müslüman, âlemlerin rabbinin ancak Hz. Allah olduğunu tasdik eder ve kalbine konulan yüzlerce putlardan uzak kalır.
     O öyle bir suredir ki kendisini okuyan, ne nükleer güçten ne de elektronik tekniğin kaba kuvvetinden korkar. Çünkü onu okuyan "Ancak senden yardım dileriz" itirafında bulunmuştur. Bugün dillerin söyleyip, kalblerin haberi olmayarak okunan fatiha suresi, bizlere birşey vermemektedir.
     Senelerce, bir asırdır Kur'an gibi hayat nizamı olan kitabımızın bizlerle olan alâkasını makamla, tecvitle, güzel sesle kurmak isteyen zihniyet ilâhî divandaki hesaplaşmaya hazırlansın. Dışını öperek alnına koyup fakat içini, özünü kendi içinden atan zihniyet büyük gündeki duruşmaya hazırlansın. Kız veya oğlunun Kur'anı okuduğunu yahut ezberlediğini duyunca birinin bileğine saat, öbürünün bileğine bilezik takıp, evlâtlarının hayatını Kur'andan uzak tutanlar ulu divandaki mahkemeye hazırlansınlar.
     Namaz kılan ümmetten bir fert, işte Fatiha suresini okurken onunla iç içe olur. Kudsî hadis kendisine bu ruhsatı vermiştir:
     "Fatiha suresini benim ile kulum arasında ikiye böldüm. Yarısı benim, yarısı onundur." Böyle bir müjdeyi manevî sohbetinin içerisinde yaşayan müslüman, niçin Allah'a hamd etmesin? Niçin O'na elini açmasın? Niçin O'nu Rabb kabul etmesin?
     Fatiha suresinin son kısmını dua ile bitiren kimse nefes alır ve (âmin) der. İsteklerinin kabulünü rica eder. Sûreler içerisinde en kıymetli olanı ile Rabbine iltica ettiğini söyler. "Ya Rabbî, Peygamberimizin diliyle va'dettiğin gibi duamızı kabul et."...
     İş bununla bitmiyor. Kıyamını Fatiha sûresini okumakla kapatmıyor. Çünkü iyi bir fırsat yakalamıştır. Hem kıyamını uzatmak, hem de O'nun emirlerine mutlak teslimiyetini ifade etmek için bir sûre daha okuyor. Bu sûreyi okumakla, sohbetinden usanmadığını, emirlerinin baş-göz üstüne olduğunu, her derde ilacın ancak ve ancak kendisinde bulunduğunu bir daha itiraf ediyor.
     Fakat daha fazla tahammül gösteremiyor. Bu istek ve itiraflarında samimi olduğunu göstermek için, hemen başını eğiyor. Kendisinden başkası için eğilmesi caiz olmayan tavrını rükûa varmakla isbatlıyor...
Abdullah BÜYÜK

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın