Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Namaz
Eser için Bir kaç söz

     " Sonra arkalarından öyle kötü bir nesil geldi ki namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular, işte bunlar da azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır." (1)
     " (Bununla beraber) eğer tevbe ve rücu ederler, namazı kılarlar, zekat verirlerse, artık dinde kardeşlerinizdir onlar. Biz ayetleri bilecek bir kavim için açıklarız. " (2)
     "(Namazı) ayakta kıl, ona kadir değilsen oturarak, (ona da) gücün yetmezse yan üstü kıl da olmazsa ima et." (3)
     Hakkında yüzlerce ayet ve hadis bulunan ve İslamın direği olarak müslümanlara farz kılınan namaz üzerinde ısrarla durulması icab eden bir ameldir, bir İbadettir..
     Namaz kelime olarak farscadır. Salat ise lugatta dua demektir. İslam şeriatında namaz, bilinen bir takım fiiller ve hususi bir takım rükünlerdir. Bazı alim geçinen cahillerin iddia ettiği gibi, sadece dua demek, yalvarış ve yakarış demek değildir. O sadece kelime manasıdır.
     Hakiki manası ise birtakım şartları, birtakım rükünleri, birtakım vacip sünnetleri ile harekettir, eylemlerdir...
     Namaz, Allah için yapılan amellerin en büyüğü ve en mühimidir. Bir ağacın meyvesinden istifaade etmek İçin ekilmesi, sulanması ve korunması nasıl gerekli ise ki ondan sonra meyve vermeye başlar; tıpkı dinde bir ağaç gibidir ve bu ağacın meyvesi namazdır. İçerisinde oturulan evleri dine benzetirsek, bu binaları ayakta tutan sütun ve direklerde namazdır.
     Son zamanlarda bazı fikir üreten kafalar şöyle demektedirler; Müslümanlar önemli problemlerle karşı karşıyalar. Namazdan evvel yapılacak çok önemli işlerimiz vardır. Cihad farz-ı ayn olmuştur... gibi.
     Şimdi düşünelim, din için, islam için hizmeti öne sürerek, namazı arka planlara atmak isteyenler, tutundukları dalı kesiyorlar. Hem dinin direği olan namazı terk edeceksin, kendi elinle dinin direğini yıkacaksın, sonra da insanları dine davet edeceksin. Bu bir manada insanın kendi kendisi ile çelişkiye düşmesi demektir. Bu hal öyle bir noktaya gelmiştir ki, konuşmalarınızda, sohbetlerinizde illa, tağuttan, bel'amdan, düzenden bahsedip, onları yerle bir edeceksin. Şayet konuşmalarının arasına namazdan, abdestden, zekatdan bir kaç mesele sıkıştırsan, günah işliyormuşsun gibi gözlerin çoğu s^ni bulur..
     Evet şu hususu bizde kabul ediyoruz ki, bu memlekette müslümanların bilgisi mızraklı ilmühalden öteye geçmemiş veya geçirtilmemiştir. Tevhid, şirk, tağut, cahiliye mutlaka ve mutlaka antatılmalıdır. Bunu yaparken, müslümanların günde tam beş defa yanyana geldiği namaz ihmal edilmemelidir.
     Üzülerek söylüyoruz ki bugün, cihatta ön safta olduğunu iddia eden kardeşlerimiz, namazın şartlarını bilmekten acizdir, imama üçüncü rek'atda kavuşan kardeşlerimizin çoğu, geriye kalan rek'atları tamamlama bilgisinden mahrumdur. Bir mesbuk, bir lahik kelimelerini sorsanız sadece yüzünüze baktığını göreceksiniz.
     Müslümanı teneşir tahtasına.kadar takip eden namaz, cihadın son merhalesi olan kıyam ve kıtal de bile fiilen mücahidlerin arasındadır.
     Nisa süresinin 102. nci ayeti fiili cihad içinde olan müslüman mücahidlerin namazlarını nasıl kılacağını beyan etmektedir. Azılı bir düşmanla çarpışma durumunda olan mücahidlerin namazlarını tehir etmeleri bile caiz olmuyor.
     Son asrın müfessirlerinden merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, yazmış olduğu tefsirin 2. nci cildinin 1444. ncü saifesinde şu açıklamayı yapıyor:
     "Ya Muhammed, sen korkulu halde bulunan, namazı kısaltmaya me'zun olan mücahidlerin içinde bulunupta onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber dursunlar. Yani askeri evvela iki kısım yap, bir kısmı düşman karşısında beklesin, bir kısmı da seninle beraber namaza dursunlar. Ve namaza duranlar dahi silahlarını bırakmayıp yanlarına alsınlar. Bunlar secde edip rek'atı bitirdilermi arkanızdan düşman karşısına çekilsinler ve kılmamış olan diğer kısım gelsin. 2. nci rek'atı da seninle beraber bunlar kılsınlar ve bu ikinci taife namaza gelirken uyanık ve hazır olsunlar ve silahlarını üstlerine alsınlar.
     Şimdi düşünelim bir kere. Namaz ne kadar ehemmiyetli bir ibadettir? O kadar ki, savaşta kızışma ve çekişme anında dahi bırakılmasına müsaade olmayıp ancak içinde bulunduğumuz hal icabı sadece şekli değiştirilmiş ve kolaylaştırılmıştır.
     Namaz ibadetinin farz olduğuna inandığı halde, onu tembelliğinden dolayı terk eden kimse fasıktır. Diğer mezheplerde olduğu gibi, hadden veya küfren öldürülmeyip sadece dayak ve haps olunur. Ya namazı kılar veya hapiste ölür. Namazı inkar eden veya hafife alarak terk eden mürted muamelesi görür. (4)
     Namazı bile bile terk edenler hapsediliyor, dayak atılıyor, öldürülüyor gibi hükümleri mezhep imamları kayda bağlarken, bu hükümleri gayr-i müslimler için vermemişlerdir.
     -Ben müslümanım, babam hocaydı, fakat namaz kılamıyorum fakat kalbim temiz, diyen kimseler için bu hükümleri vermişlerdir. Dinde zorlama yoktur, ayeti ile bu mevzuyu karıştırmamak lazımdır. O icbar sadece gayr-i müslimler için yapılamaz.
     Yine İslam fıkhında geçen şu ibretli sözlere dikkat edelim;
     -Bir kimsenin iki eli kesik olsa, ona abdest aldırtan ve teyemmüm ettirende bulunmasa, bu kimse yüzünü ve kollarını duvarlara sürüp o vaktin namazını kılar tehir etmesi ve terk etmesi caiz değildir.
     -Denizde boğulmak üzere çırpınan bir kişinin eline bir tahta parçası geçse, tahtaya tutunarak biraz kendine gelse o anda herhangi bir namaz vakti de girse, o haliyle ve ima ile o vaktin namazını kılmakla mükelleftir. Tehir etmesi veya terk etmesi caiz değildir.
     -Bir kadın doğum yapma esnasında, daha kan gelmemiş olsa ve bir vaktin namazıda girse, çocuk kısmen görünür halde de olsa, ayakta veya oturarak bunada gücün yetmez ise ima ile o vaktin namazını o kadın kılmakla mükelleftir. Kazaya bırakamaz, tehir edemez, terk edemez.
     Bu kaideler katı kuralları temsil etmiyor, bu kaideler namaz ibadetinin ne kadar ehemmiyetli bir ibadet olduğunu bildiriyor. Ve bu ibadetin basit sebebler değil, en ağır sebebler yüzünden bile tehirinin veya terkinin caiz olamayacağını beyan ediyor.
     Bazılarının cahili fikirleri vardır. Aman kendinizi belli etmeyin.. Namaz kıldığınızı kimse bilmesin. Niyetinizi nasıl olsa Allah biliyor, diye iyi niyettende olsa söylenilen bu sözlerin islam da yeri olmasa gerek.
     İslamiyet namazı terketmeyi küfrün başlangıcı saymış, namaza devam etmeyi de imanın alameti kabul etmiştir. Namaz kılarak ve devam ederek en büyük sabır silahına sahip olan müslüman, ahiret aleminin hazırlığı
     içindedir.
     Şu hususuda bilmeliyiz ki, üzerinde olduğumuz namazın kıymet ve şerefini öğrenmiş olalım:
     -Bilesinki, dünyada namaz mertebesi, ahiretten! rü'yet (Allah'ı görme) mertebesidir. Dünyada Allah'a yakınlığın nihayeti namazdadır. Ahirette yakınlığın nihayeti ise rü'yettedir. Sair ibadetler dahi, namaz için birer vesiledir. Ama esas maksatlar arasında namaz vardır. (5)
     -Gamlılara lezzet getiren namazdır. Uzaklık ve ayrılık eleminden hasta olanlara rahat getiren namazdır. Resulullahın "Beni rahata kavuştur ey Bilal" buyurması buna işarettir. Namazın hakikatına erişmiş bir musalli, namazını eda ettiği zaman, bu dünya hayatından çıkar, ahiret hayatına geçer. Bu da Mi'raç'la mümkündür. Nitekim, bu devlete ermek için dünyadan çıktı, Mi'raç gecesi ahiret hayatına geçip cennete girdi. (6)
     Kılındığında kendisine meleklerin üstüne çıkarma husisiyetine sahip olan namaz, terkedildiğinde ise, hayvanların derekesine indirtir. Bunun hassasiyetine dikkat çekilen bir hadiste Peygamberimiz mealen buyururlar ki :
     "Bizim ümmetimiz arasında (kendilerini birleştiren) bir anlaşma vardır ki, oda namazdır. Her kim onu (namazı) terkedip bırakırsa ;
     -Ya bu kimse (davranış bakımından bizden ayrılıp) kafir gibi muamele görür, yahutta İslamın açık alameti olan ve kafirlerde görülmeyen namazı terketmesi ve onlarla müşterek olması sebebi ile bizde onları (namaz kılmayanları) kafirlerden sayarız." Büreyde (r.a.) rivayet etmiştir.
     Her nekadar İslam düşüncesine göre namazı terkeden kafir sayılmasa bile, kafirlik arameti taşıyor demektir. (7)
     Yine İbn Ömer'in (r.a.) rivayet ettiği bir hadiste yüce resul: "Yanında namazı bulunmayan (yani namaz kılmayan) bir kimsenin dini de yoktur. Namazla din arasındaki münasebet, başın gövde ile münasebeti gibidir." (8) ,*£ ^_
     Müslüm'ün sahibinde : "Gerçekten kişi ile şirk ve küfrün arasında namazı terk etmek vardır." bu-yurulur.
     Yani bir müslümanı küfür ve şirkten men eden şey namaz kılmasıdır. Namazı bıraktımı artık o kimse ile şirk arasında mani kalmaz demektir.
     İşte bu ve buna benzer daha nice nice ayet ve hadisler, islam f ıkhındaki hüküm ve kurallar, bu ibadetin, yani namazın kılınmasını emretmekte ve terkini şiddetle yasaklamaktadır. İslamın son halkası olarak tarif edilen yasaklamaktadır. İslamın son halkası olarak tarif edilen namazı kılmalıyız, kılmalıyız ki tekrar ilk halkasınada sahip olmamız ortaya çıksın. Namaz ibadeti, bütün ibadetleri bağrında taşıyan, muhtevası zengin, mesafesi önem arzeden bir ibadettir.. Bir insanın başı olmayınca diğer uzuvlarının bir kıymeti kalmaz. Namazın dindeki yeri budur. Kılındığında insanda günah.diye bir şey bıraktırmayan ve sahibine ahirette şefaat edecek olan namazı kılmalıyız, kıldırmalıyız...
     Gerek Darul Harb de gerekse Darul İslamda müslümanların günde beş defa haşır neşir olduğu namaz ibadetini hüviyeti ile taşıdığı manası ve hikmeti ile müslümanlara sunmak bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın giderilmesi için elinizde bulunan "Namaz" isimli küçük bir eseri ortaya koymaya çalıştık.
     Elhamdülillah ihtiyaç duyduğumuz bu eser müslümanların ihtiyaçlarını karşılamada faydalı olmuş ki, şimdiye kadar bir çok defa baskı yapıldığı halde, şu anda mevcudu kalmadığını öğrendik.
     Önce Ribat dergisi, peşpeşe 3-4 baskı yaptı, her basımında rakam oldukça kabarıktı. Sonra Vahdet gazetesi yayınları arasında çıktı. İki kez basıldı şimdi ise çiçeği burnunda olan Ribat Neşriyatın yayınları arasında tekrar basılmaya ihtiyaç duyuldu.
     Kitap üzerinde hiç bir iddiamız yoktur. Sadece müslüman kardeşlerimizin hüsn'ü teveccühleri boldur. Cep kitabı halinde olan "Namaz" isimli esere rağbetleri çoktur. Bunun yanında bizler için yaptıkları dualar ise ayrı bir hususiyet arz etmektedir.
     Eseri, müslüman kardeşlerimize kazandırmada emeği geçen, Muhterem Ramazan Altıntaş, Muhterem Ali Akpınar ve Muhterem Musa Gün hocalarımıza teşekkürü borç biliyor, dualarını bekliyoruz. ,
     Son baskısı için, aylardır bekleyen ve basımına karar vererek hiç bir fedakarlıktan çekinmeyen Ribat Neşriyatın sahibi Muhterem kardeşimiz Halis Nükte beye kalbi muhabbetlerimi sunarım.
     Çalışmak bizden, Muvaffakiyet Hz. Allah'tandır.
     Abdullah Büyük Konya-1 Recep H. 1411
     1-) Meryem Suresi 59.
     2-) Tevbe Suresi 11.
     3-) Buhari. Büluğu'l Meram: 1/415
     4-) Nimet-i İslam : 307
     5-) Mektubat : 311
     6-) Mektubat: 611 '
     7-) Hayatül Müslimin : 236 8-) Taberani, Evsat
Abdull1ah BÜYÜK

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın