|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Haktan Alır, Halk'a Saçarız

Devr-i
Veledî'den sonra âyin başlar. Semâzenler usulünce hırkalarını çıkarır, yâni
dünyevi gailelerden soyunur, mezarlarından sıyrılırlar. Bu sırada şeyh postun
önüne doğru yürür, başkeser ve herkes ona uyar. Semâzenbaşı ilerleyerek şeyhin
sağ elini öper, şeyh de onun sikkesini. Bu sema'a destur, yâni izin almaktır.
Bundan sonra birer birer semâzenler şeyhle görüşür ve sema'a kanat açarlar. Semâ
ederken kol açan semâzenin sağ eli dua eder gibi yukarıya, sol eli aşağıya
açıktır. Bu. "Hak'tan alır, halk'a saçarız, hiçbir şeyi kendimize mal
etmeyiz, görünüşte var olan, vasıtalık eden bir suretten başka bir şey değiliz"
anlamına gelmektedir. Bir başka ifadesiyle de, "Göğe ağarız, yere
yağarız, varlığımız Hak'kın rahmetinde yok olmuştur" demektir. Semâzenler
hem kendi etrafında döner, hem de meydanı devrederler. Feleklerin, gezegenlerin,
yıldızların ve dünyanın, güneşin cazibesiyle hem kendi etrafında, hem de güneşin
etrafında devrettikleri gibi... Semâ, bütün âlemlerin güneşi. Tanrının huzurunda
bir devr-i âlem'dir.
Esasen semâ, gerçek varlığa ulaştıran insanı kendinden
geçiren bir cezbe vasıtası, kendinden geçen kişinin can sarhoşluğudur.
Mevlâna'mızın ifadesiyle, "Âşk'a kavuşmak, buluşmak sultanlığı için,
perdeleri kaldırıp içeriye girmek devleti için, can elbise"dir.
Semânın birinci devresi, âlemleri seyretmedir. Hak'kın
büyüklüğünü ve yüceliğini idraktir. Bundan sonrası "Selâm" olarak tecelli
eder. Birinci selâmda âşıklar, şüphelerden kurtulur. Tanrının birliğine imân
eder. İkinci selâm, Vahdet'i, Tanrı birliğini görüş hâline getirmedir.
Üçüncüsünde, âşıklar görüşlerini biliş ve oluş mertebesine ulaştırırlar.
Bu devrede âşıklar, kendilerine mutlak varlığın kemal
durağında yitirmiş, yok olmuşlardır. Son dördüncü devrede Vahdet durağında ayak
direyerek kendi merkezleri çevresinde devrederler.
Semâzenbaşı sem'aı idare eder. Semâzenler o'nun ayak ve baş
işaretlerine göre durumlarını ayarlarlar.
Semânın üçüncü selâmında şeyh de sema'a girer. Hatt-ı
istivanın ortasında semâ eden şeyh, şüphesiz burada
Mevlâna'yı temsil etmektedir. Şeyh, semâ'dan sonra yavaş yavaş ilerler, posta
varmasıyla semâ da sona erer.
İşte aziz okuyucu.. Mevlevî Âyini'nde semânın ifade ettiği
mânâ kısaca budur. Yoksa bu dönüşler, bir tempoya ayak uyduran, rakseden,
oynayan, bir gurup insanın çalıp çığırması değildir. Her hareketin derin bir
mânâsı vardır.
Her yıl Mevlâna'nın vefatı yıldönümleri olan Aralık ayında
Konya'da yapılan ihtifallerde, bu temsil edilir, bu gösterilmek istenir. Bu
satırların âciz yazarı, Mevlâna karıncası, otuz yıl önce Konya'da O'nun mukaddes
eşiğinde, dost ve yaranı ile bu ihtifallerde semâ'ı da temsil ettirirken, bu
anlayış içindeydi. Bugün bu ihtifaller, tam bir olgunluk içinde, Avrupa'ya kadar
uzandı. Maddeleşen dünya, ruhunda duyduğu mânevi boşluğu, âşk ve mânâ ile
doldurmaya özendi.
Dr. Mehmet ÖNDER
|