|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Mevlâna'nın Cenazesi Sabah Erkenden Hazırlanmıştı

Sabahın erken
saatlerinde, minarelerden yükselen sala sesleri şehri bir daha sarstı..
Mevlâna'nın yakın dostlarından İmam İhtiyareddin, cenazeyi teneşire çıkardı.
Kendi eliyle yıkıyor, teneşirden dökülen sulan dervişler, bir damla bile yere
düşürmeden topluyorlardı Cenaze kefenlendi, tabuta kondu. Medresenin avlusundan
dışarı çıkardıkları zaman, işte kıyamet o anda koptu.
Konya, tarihi boyunca böyle çeşitli, böyle renkli bir
kalabalığa sahne olmamıştı. Sultanlar, emirler, bilginler, cahiller, imamlar,
papazlar, siyahlar, beyazlar, her sınıf halk, her dinden, her mezhepten insan..
Irklar, sınıflar ve dinler ilk defa burada, Mevlâna'nın medresesinin önünde bir
araya gelmişlerdi. Rubaîsindeki, "Gelsin, varlık namına ne varsa gelsin..
Kâfiri, putperesti, mecûsî'si gelsin" mısraı bugün için söylenmişti bugün
için, bu düğüne davet olunmuşlardı sanki..
Tabut omuzlar üzerinde yükseldiği zaman, bir vaveyla koptu.
Halk hücum etmiş, tabuta el sürebilmek için birbirlerini çiğnemişlerdi.
Sıkışıklık son dereceyi bulmuştu. Tabutu taşıyanlar oldukları yerde kalmışlar,
bir adım olsun ilerleyememişlerdi. Buna bir çare bulmak lâzımdı. Ama nasıl?
Halk'tan ileri gelen birkaç kişi kalabalığa haykırdı:
— Müslüman olmayanlar çekilsin.
Mümkün değil. Kimse yerinden kımıldamıyor, üstelik kalabalık
gittikçe büyüyordu. Müslümanlardan bir grup biraz ileride cenazeyi bekleyen
Başvezir Sahip Ata Fahreddin Ali ile Emir Süleyman Pervaneye şikâyette
bulundular:
— Mevlâna, müslümanların şeyhidir. İsevîler, Museviler, diğer
din sakinlerinin aramızda işi ne? Bunlar ne yüzle cenazeye geliyorlar? Çekilip
gitsinler, biz de rahat rahat vazifemizi yapalım..
Bunu işiten papazlar, hahamlar atıldılar:
— Hayır, bu din padişahı bizim reisimiz sayılır. Biz,
Musa'nın ve bütün peygamberlerin hakikatim, onun açık sözlerinden anladık. Kendi
kitaplarımızda okuduğumuz peygamberlerin hareket ve kişiliğini O'nda gördük...
Siz müslümanlar, Mevlâha'yı nasıl devrinin Muhammed'i olarak tanıyorsanız, biz
de, zamanın Musa'sı olarak biliyoruz. Siz nasıl O'nun muhibbi iseniz, biz de
O'nun muhibbi ve müridiyiz. O, "Yetmiş iki millet sırrını bizden işitir. Biz,
bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney'iz.." demedi mi? Söyleyiniz;
demedi mi?
Bir başka papaz ağlayarak:
— Mevlâna insanlığa, insanlar üzerinde inayet ışıklan saçan
bir hakikat güneşidir. Güneşi bütün dünya sever, bütün âlem onun nuruyla
aydınlanır. Siz. güneşi, bizden nasıl olur da mahrum edebilirsiniz? Bir Musevi:
-- Mevlâna ekmek gibidir. Herkes için ihtiyaçtır. Siz hiç
ekmekten kaçan bir aç gördünüz mü?
Kim, ne diyebilirdi bu sözlere? Kuşluğa doğru tabut güçlükle
yola düzüldü.
Dr. Mehmet ÖNDER
|