|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Küçüğüyle, Büyüğüyle İnsana Sevgi

Bir mahalleden geçiyordu. Yolu
üzerinde çocuklar kaydırak oynuyorlardı. Mevlâna'yı gören çocuklar, oyunlarını
bırakarak, koştular, elini öptüler. Mevlâna da onların elini öptü, sevdi,
okşadı, gönüllerini aldı. Yalnız bir çocuk vardı ki, oyununu bitirememişti.
Uzaktan Mevlâna'yı seslendi:
— Mevlâna, ben de geliyorum,bekle beni.
Mevlâna bekledi. Taa çocuk oyununu bitirinceye dek. Nihayet o
da geldi. Büyük insanla küçük insan karşılıklı el öptüler.
Mevlâna, insanı, küçüğüyle büyüğüyle sever, saygı gösterir,
insana lâyık olduğu değeri verirdi. Bir gün hamama girmişti. Fakat girdiği ile
çıktığı bir oldu. Sebebini sordular. Cevap verdi:
"Soyunup hamama girmiştim. Tellâk bana yer açmak için bir
şahsı havuzun başından uzaklaştırdı. Ona karşı utancımdan o kadar terledim ki,
dayanamayıp dışarı çıktım."
Yine bir gün hamamda zayıf vücudunu görmüş, yakınlarına
dert yanmıştı:
— Bugün vücudumdan da çok utandım. Yıllarca ona en büyük
eziyetleri yaptım. Onun istediği şeyleri veremedim, istediği şekilde rahat
ettiremedim. O yükümü çok taşıdı, ben ise ona bir şey yapamıyorum..
O, renkleri ve dilleri, hattâ inanışları ayrı olan insanları
bir tutuyor, "Değil mi insandır, mayaları birdir" diyerek, kötülüklerin
âraz, yâni değişen görünüşler olduğunu söylüyordu:
— İnsanlar yaradılıştan iyidirler, kötülükler değişmez unsur
değil, arazdır. Bunlar, iyinin delil ve rehberidir.
Yine diyordu ki:
— Bir insanın, başkalarında kusur görmesi, ayıplaması,
gerçekte kendi kusurunu görmesi demektir. İnsanın önce kendisindeki kin,
kıskançlık, hırs, zalimlik gibi kötü huyları görmesi, onlardan arınması
lâzımdır. Ondan sonra başkalarını kınamalıdır.
Mevlâna, insanlara karşı duyduğu sevgiyi, bütün canlı
varlıklara. hayvanlara karşı da duymuştur. Bir yıkıkta yavrulayan, fakat
yavrularından ayrılmadığı için aç kalan bir köpeğe günlerce ekmek taşımış, Emîr
Pervanenin evinden gümüş kaplarla gelen yemekleri, köpeklerin önüne dökmüş:
— İstek ve meyil bakımından onlar sizden daha muhtaç.,
diyerek, yemeklere kimsenin elini dokundurmamıştı.
Mevlâna en verimli çağında dahi evini, çocuklarını ihmal
etmiyordu. Büyük oğlu Sultan Veled, Mevlânâ'nın olgun müridlerinden Beğtimuroğlu
Şeyh Kerimüddin'in nezaretinde yetişiyor ve ikinci bir Mevlâna oluyordu.
Mevlâna, Onun çok seviyor:
— Bana. yaratılış ve huy bakımından en fazla benzeyen şensin.
Benim dünyaya gelişim, şenin dünyaya gelmen içindi. Çünkü benim bütün söylediğim
sözler, benim sözümdür. Halbuki sen benim "hâl"imsin..
diyordu.
Dr. Mehmet ÖNDER
|