|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Mevlâna, Resmini Yaptırıyor

Emîr Süleyman
Pervâne'nın karısı Gürcü Hatun da. Mevlâna'nın ilk kadın müridleri arasında ve
başta geliyordu. Bir sultan kızı olan Gürcü Hatun. Mevlâna'nın sohbetlerinde
pişmiş, uyanık, kültürlü bir hanımdı.
Emîr Pervane, vazife ile Kayseri'ye nakledildiği zaman. Gürcü
Hatun da kocası ile birlikte. Kayseri'ye gitmeye mecbur kalmıştı. Gönlü.
Konya'dan, hele büyük mürşidi Hz. Mevlâna'dan ayrılmak istemiyordu. Mevlâna'nın
birkaç poz resmini yaptırmak ve hiç olmazsa bunlarla hasret ve iştiyakını
gidermek için, sarayın ünlü ressamı Aynüddevle'yi çağırmış, Mevlâna'nın birkaç
poz tasvirini çizmesi için ricada bulunmuştu. Sanatının ehli olan Aynüddevle.
bir tomar kağıt ve kalem alarak Mevlâna'nın Medresesi'ne gitmiş ve huzuruna
destur alarak maksadını açıklamıştı. Mevlâna gülümseyerek:
— Yapabilirsen ne âlâ... demiş ve ayak üzere poz
vermişti.
Kaleminden emin olan Aynüddevle. resmi çizmeye başlamıştı.
Biraz sonra başını kaldırıp bir Mevlâna'ya bir de resme baktı. Hayret.
olmamıştı. Yaptığı resim hiç te karşısında duran Mevlâna'ya benzemiyordu. İkinci
bir tabaka kağıt alarak tekrar çizmeye başladı. Başını kaldırdı. Bu sefer de
Mevlâna'yı değişik bir yüzle görmüştü. Üçüncü, dördüncü tabaka kâğıtlara
başlamış, her defasında Mevlâna'yı başka görmüştü. Böylece bir tomar kâğıt
harcamış, yaptığı resimlerin hiçbirisi Mevlâna'ya benzememişti. Hayretler
içinde, naralar atarak kalemini kırmış. Mevlâna'nın dizlerine kapanmıştı. Bunun
üzerine Mevlâna "Ah, ben ne de renksiz ve belirsizim. Ben bile kendimi
olduğum gibi göremem. Sırlarını ortaya koy diyorsun. Fakat, benim bulunduğum
yerde bu sırları koyacak yer bile yok" diye bir gazele başlamıştı.
Aynüddevle, perişan ve şaşkın huzurundan çıkmış, çizdiği resimleri Gürcü Hatun'a
götürmüştü. Gürcü Hatun bu resimleri, beraberinde Kayseri'ye götürmüş, en
değerli bir hatıra olarak, yıllarca sandığında saklamıştı.
Mevlâna'nın Aynüddevle'ye:
— Sen bizim suretimize değil, siyretimize (gidiş yolumuza)
bak! dediği, o günden sonra da Aynüddevle'nin, Mevlâna'nın en sadık
müridlerinden olduğu söylenir.
Gerçekten de Mevlâna'nın Aynüddevle, Kaluyan, Bedreddin
Yavaş, Şihabeddin. Alâeddin Süryânus gibi. ressam ve nakkaş, sanatçı müridleri
vardı. Hattâ bunlardan Alâeddin Süryânus bir Rum genciyken Mevlâna'nın bir
şefaatiyle dinini değiştirmiş, müslüman olmuştu. Şöyle ki:
Bir gün Mevlâna, caddeden geçerken acı bir çığlıkla irkildi.
Cellatlar, bir Rum gencini yaka - paça idam sehpasına sürüklüyorlardı. Mevlâna
oradan geçen birisine, sürüklenen bu gencin suçunu sordu:
— Şehrin zalim bir adamı vardı. Onu öldürmüş, şimdi cana
can onu da öldürecekler.
Bunun üzerine Mevlâna koştu, cellatlar Mevlâna'yı görünce
durakladılar. Mevlâna sırtındaki cüppeyi gencin üzerine attı. Artık ona kimse el
süremezdi. Durumu sultana anlattılar.Sultan:
— Madem ki Mevlâna ona şefaat etti. Yapılacak bir şey yok.
dedi. Mevlâna genci ölümden kurtarmıştı. Adını sordu, Genç:
— Süryânus. cevabını verdi ve Mevlâna'nın ellerine
kapanarak hemen müslüman oldu. Ondan sonra da Alâeddin Süryânus olmuş,
Mevlâna'nın müridleri arasına katılmıştı.
Dr. Mehmet ÖNDER
|