|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Emir Süleyman Pervane, Mevlâna'nın Müridleri Arasına
Katıldı

Bir gün. Mevlâna. Şeyh.
Sadreddin'i ziyarete gelmişti. Sadreddin, Mevlâna'yı büyük bir saygı ile
karşılayarak, odasının baş köşesine oturttu. Kendisi de edeple, karşısında diz
çökmüştü. Karşılıklı, nurla dolu huzur dünyasına daldıkları bir sırada.
Sadreddin'in hizmetinde bulunan bir derviş, bu sükûtu bozarcasına Mevlâna'ya:
— Söyler misiniz fakirlik nedir? diye bir sual
sormuştu. Mevlâna hiç oralı olmadı, "murakabe"sine devam etti. Derviş, sualini
birkaç kere tekrarladığı halde. Mevlâna susuyordu. Derviş, dışarıya çıktığı
zaman, Sadreddin Konevî, dervişe çıkıştı:
— Ey pişmemiş ham adam.. Mevlâna sana güzel bir cevap
verdi. Anlamadın.
— Cevabı neydi?
— Olgun bir derviş, velilerin huzurunda dille hiçbir şey
söylemez, "hal" diliyle konuşur. Gerçek fakir, dünya ve ahiret pabucunu
ayağından çıkaran, kendi varlığından geçen kişidir. Mevlâna, sana bunu demek
istedi.
Sadreddin, Mevlâna'nın yücelik burcu önünde diz çökmüştü ama.
başkaları bunun farkında değillerdi. Onlar, Mevlâna'yı anlamıyorlar veya anlamak
istemiyorlardı. Bir gün, yine bir toplantı yapılmıştı. İçlerinden Şeyh Necmeddin:
— Bugün Mevlâna şu toplantıya gelirse ne söylerse "hayır"
diyeceğim! dedi. Bu söz üzerine Sadreddin Konevî, bu hareketinin doğru
olmayacağını söylediyse de dinletemedi. Biraz sonra Mevlâna gelmiş ve ilk söz
olarak: "Allah'tan başka Allah yoktur, Hz. Muhammed Allah'ın elçisidir"
dedi.
Şeyh Necmeddin'in buna "Hayır" demesine imkân var
mıydı? Hatasını anlamıştı. Sustu. Özürler diledi o gün..
Mevlâna. devrinin bütün ileri gelenlerinden saygı görüyordu
ama. hiçbiriyle münasebeti. Muineddin Süleyman Pervane ile olduğu kadar dostça
ve samimi olamamıştı. Süleyman Pervâne, gençliğinde, Selçuklu Sarayında çeşitli
hizmetlerde bulunmuş. Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev II. nın kızı Gürcü Hatunla
evlenmiş, itibarlı bir devlet adamı idi. Bir ara. Tokat emirliğinde bulunmuş,
daha sonra Moğolların Anadolu Umumî Valisi olan Baycu Noyan'ın. itimadını
kazanarak "Pervane veya Pervaneci" mansıbını elde etmişti. Pervânecilik, Anadolu
Selçuklularında, Vezirlikten sonra, en yüksek bir makamdı. Onaltı yıl Selçuklu
devletini idare eden. bir taraftan Moğolların, diğer taraftan Selçuklu
sultanlarının sevgisini kazanan Süleyman Pervane, olgun ve bilgin, düşkünler
babası, hayırsever, ince ruhlu bir emir olarak tanınmıştı. Çevresindeki ilim
adamlarına, mutasavvıflara, ilgi ve saygı gösterir, onları sarayına toplar,
sohbet meclisleri kurardı. Tokat'ta vazife gördüğü sırada, tanınmış sûfîlerden
Fahreddin Irakî'ye bir zaviye yaptırmış ve kendisi de müridi olmuştu. Konya'ya
dönünce, önce, Mevlâna'nın derslerine devama başlamış, sonra da özel
toplantılarına katılarak teveccühünü kazanmıştı. Eli acık, gönlü gani, hür
düşünceli, temiz kalpli, aydın bir insan olduğu için Mevlâna'nın yanında seçkin
bir yen vardı Mevlâna yazdığı mektuplarda Onu: "Kendi gücünden, kuvvetinden
çekinen. Allah lûtfuna, ihsanına sarılan, muradına eriş mührüyle mühürlenmiş,
kurtuluş bineğine binmiş olan ahiret yurdunu, yüce konakları dileyen adaletle,
ihsanla eşdost, gerçeklikle, tam inançla arkadaş. Hak katında makbul halk
katında övülmüş bulunan emirler padişahı Muineddin." diye taltif ediyordu. Bir
mektubunda da: "Devletler bağışlayan güneş, yücelikler göğü, yücelerin baş
tacı " diye övüyordu.
Dr. Mehmet ÖNDER
|