|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Mesnevi'nin Gönül Alıcı Dibaceleri

Mevlâna, Mesnevisinin
her cildine, bir (dibace) ile başlamıştır. Arapça yazılan bu dibaceler. Mesnevi
ciltlerinin tacı, yahut Mesnevi buketinin tomurcuğudur. Mevlâna bu dibacelerde,
bütün samimiyetle "Allah'a hamd-ü senâ" da bulunur. Âyet ve hadiselerle
söz incileri dizer. Mesneviyi tarif ve tavsif eder. Birinci ciltte: "Şüphe
yok ki, Mesnevi, gönüllere şifâdır, hüzünleri giderir, Kur'ân-ı Kerimi apaçık
bir hale koyar, rızkların bolluğuna sebep olur, huylan güzelleştirir. Mesnevi,
sanları yüce, özleri hayırlı kâtiplerin elleriyle yazılmıştır, temiz kişilerden
başkalarının dokunmasına müsaade etmezler" buyururlar.
İkinci cildin dibacesinde:
" Birisi bana âşıklık nedir? diye sordu. Dedim ki, benim
gibi olursan bilirsin."
"Âşk ve muhabbet, Hak'kın sıfatıdır ve hakikatte muhabbet
Hak'kın olup, kula nispeti mecazidir. Yani, âşk kullara evvela Hak'dan gelir,
sonra kulda zuhur eder."
Üçüncü cildin dibacesinde:
"Nefsin, heva ve hevesine uyan, istirahatine düşkün olan,
bir şeyden çabuk usanıp vazgeçen, kendisinden emin olmayan, zahmetlere
katlanmayan, yalnız dünya geçimine düşen kişi ilme kavuşamaz. Allah'ın ihsanına
şükredip takdir ettiğini yüce bilip, nefsin aşağılık hazlarından, kendisini
beğenmekten, Allah'a sığınan kişi ilme kavuşur..."
Dördüncü cildin dibacesinde:
"Bu faydası en ulu olan güzel konağa dördüncü göçtür. Gök
gürleyince bahçeler nasıl sevinir, güzel bir uykuyla gözler nasıl uzlaşırsa, bu
dördüncü cildi görünce, ariflerin gönülleri öyle sevinir, öyle neşelenir.
Ruhların huzuru, bedenlerin şifâsı, bu dördüncü göçtedir..."
Beşinci ciltte ise:
"Şeriat muma benzer, yol gösterir. Fakat, mumu ele almakla
yol aşılmış olmaz. Yola düzeldin mi o gidişin tarikattir. maksadına ulaştın mı o
da hakikat... Bunun için hakikatler meydana çıksaydı, şeriatlar, yollar batıl
olurdu) denmiştir.
Nitekim bakır, altın olursa, yahut da aslında altındır; artık
onun için kimya bilgisine hacet kalır, kendisini kimyaya sürtmeye ne hacet var?
Kimya bilgisi şeriattır, kimyaya sürtünmek te tarikat.
Hasılı şeriat hocadan yahut kitaptan kimya bilgisini
öğrenmeye benzer. Tarikat, kimya eczasını kullanmak, bakırı kimyaya sürtmektir.
Hakikat ise bakırın altın olmasıdır..."
Altıncı ciltte:
"Mesnevinin manevi delil ve beyanlarının altıncı cildi
olan bu kitap, vehim, şüphe, tereddüt karanlıklarını aydınlatan bir çerağdır. Bu
çerağı hayvanî duygu ile görüp anlamaya kimsenin kudreti yoktur.."
buyurulmakta ve "Sır. ancak sırrı bilenle eşittir. Sır, onu inkâr eden
kişinin kulağına söylenmez.." diyerek, bu son cilde başlanmaktadır.
Mevlâna, büyük eseri Mesnevi'yi bir beyitinde şöyle tarif
eder: "Mesnevimiz, Vahdet dükkânıdır. Onda Vâhid'ten, yâni Allah'tan gayri ne
görürsen, o puttur." Gerçekten, yalnız Allah'ı terennüm eden, Allah âşkını
dile getiren, insanlığa hayırlı, aydınlık, nurlu bir yol çizerek, onu "kemâl"
durağına ulaştıran büyük mürşid Mevlâna, onlara, onların anlayabileceği bir
dille seslenmiş ve Mesnevi'sini atasözleri, hikâyeler, hattâ masallarla
süslemiştir. Yine Mesnevi üzerine der ki: "Bu kitap, masal diyene masaldır.
Bu kitapta halini gören ise er kişidir. Mesnevi. Nil ırmağının suyuna benzer.
Kıpdiye kan görünür ama, Musa'ya âb-ı hayat.."
Dibaceleri Arapça, asıl metni Farsça olan Mesnevi, Mevlâna
Müzesindeki en eski nüshasına göre, 25618 beyit. Mesnevi nüshaları zaman zaman
yazıldıkça beyit sayıları artıp eksilmiş. Eflâkî Ahmed Dede, Mesnevinin 26660
beyit olduğunu söyler. Mevlevi şairi Esrar Dede ise Mesnevinin "Kur'an-ı
Kerim'deki Besmele, Fatiha. Bakara suresinin harf sayısı kadar", yani 25639
beyit olduğunu kaydeder. Mesnevi'ler aşağı-yukarı bu sayıya yakın beyittedir.
Mesnevi gibi dünya çapında büyük bir eserin doğmasına vesile
olan Çelebi Hüsameddin. Mevlâna'nın mübarek teveccühlerini kazanmıştı. Mevlâna
onu, ömrünün sonuna kadar yanından ayırmamış, oğulları kadar, şefkat dolu bir
sevgiyle ona bağlanmıştı.
Öyle ki, bir dakika olsun yanından ayırmaz, toplantılara onsuz gitmez. onsuz
neşelenmezdi. Devrin ileri gelen devle! adamlarından Vezir Muineddin Pervâne,
bir gün konağında bir semâ meclisi tertiplemişti. O gün. Celebi Hüsameddin
gelinceye kadar Mevlâna'nın yüzü gülmemişti. Celebi, kapıdan girer girmez.
Mevlâna. "Merhaba canım. Merhaba nurum, efendim. Merhaba Hak ve Peygamber
sevgilisi. Gel benim ruhum, gel benini sultanını, gel benim gerçek padişahım..'
diye seslenmiş, bu coşkun hitap, bu yanık yürek, bu dinmez iştiyak. Çelebiyi de
coşturmuştu. O cici şevkinden, naralar atıyor, gözyaşı dökerek, semâ ediyordu
Mevlâna. içindeki engin sevgi denizinin bütün derinliğiyle yalnız Hüsameddin i
değil, ona ait herşeyi de öylece severdi. Bir gün toplanmışlar. Celebinin evine
gidiyorlardı. Mahallenin başında karşılarına bir köpek çıkmıştı. Birisi köpeği
kovmak isteyince, Mevlâna hemen mâni olmuş:
— Bu, Çelebi'nin mahallesinin köpeğidir, ona dokunmayınız! demişti. Cebindeki
bütün parasını Çelebiye gönderdiği bir gün, oğlu Sultan Veled:
— Baba, evde hiçbir şey yok. biz ne yapacağız? diyecek olmuş. Mevlâna da:
— Vallahî, billahî, tallahî, yüzbin zahit açlıktan ölüm haline gelse, bizde tek
bir somun olsa, onu da gene Çelebiye göndeririz., cevabını vermişti. Bir gün de.
Çelebinin evine erzak götüren hamala, sırtındaki cübbesini hediye etmiş:
— Keski senin yerinde ben olsaydım!., demişti.
Dr. Mehmet ÖNDER
|