|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Haber Doğru Olsaydı, Canımı Verirdim

Derler ki, Mevlâna
aslında yanmaya hazır bir kandildi. Şems geldi, çerağı ile bu kandili
tutuşturdu.
Bu teşbihi yapanlar, doğru söyler ama. yanan kandil, hem
kendini. hem çerağı yaktı. Ortada ne kandil, ne cerağ kaldı. Bir âşk meş'alesi
oldu ki, ezelden ebede bütün gönülleri aydınlattı, ışıklarıyla yaktı kavurdu.
Onu sevenler pervaneler gibi çevresinde döndüler, dönerken de yandılar.. Şairin:
"Döndükçe etekler yelpazelenir.
Döndükçe gönülde âşk tazelenir," dediği gibi.
Şimdi Mevlâna, Şems'in yokluğu içinde, tesellisiz, eriyip
inliyordu. Başına dumanı renk bir destar sarmış, sırtına da alacadan önü
yırtmaçlı bir ferace giymişti.
Ucan kus, açan çiçek, düsen yaprak, ağlayan gökyüzü, gülen,
neşelenen insanlar, her şey Mevlâna'ya Şems'i hatırlatıyordu. Hele hâtıralar
bitmez tükenmez hâtıralar, her köşede Şems'ten bir parça, her yanık ses Şems'ten
bir nefes... Gazel üstüne gazel, ağıt üstüne ağıt... Yanık mısralara içini
döküyordu, hep.. Bir gazelinde şöyle sesleniyordu:
"Ey yüzlerce gül bahçesinin canı, yaseminden gizlendin. Ey
canımın canının canı nasıl oldu da benden gizlendin sen?
Gökyüzü seninle aydınlanmada, öyle olduğu halde neden
gizlenirsin. Bu beden seninle diri. Ne diye gizlendin?..
Ey erenler sultanı.. Bizden ve iki âlemden gizlenirsen caiz.
fakat şaşılacak şey şu ki. sen ey kendinden, varlığından geçmiş olan ay,
kendinden de gizlendin.
Ey canlara aşikâr olan, öyle bir gizlendin ki, apaçık
meydandasın da kendini gizledin."
Bir süre sonra. Şems'in gitmesi muhtemel olan ülkelere
adamlar göndermişti. Her tarafta onu sorduruyor, aratıyordu. Bunlar boş
teselliydi; ama bunsuz yapılamıyordu. Yollar daima gözleniyor, daima bir
müjdeciye hasret çekiliyordu. Bazen ona:
— Şems'i filan yerde gördüm, gibi yalan haberler
getiriyorlardı. O zaman Mevlâna, üzerinde başında ne varsa haberciye
bağışlıyordu.
— Bu haber yalandı, dedikleri zaman, hiç üzülmüyor.
— Ben yalan habere sarığımı, feracemi verdim. Haber doğru
olsaydı canımı verirdim! diyordu.
Bu aşkla şem'a şem'a yanan Mevlâna. bazı geceler sabahlara
dek, iç âlemiye haşır neşir oluyor, her seferinde yedi sekiz gazel birden
yazıyordu. Gazellerinde evvelce "hâmûş" mahlasını kullanmıştı. Şimdi
Şems'in adını söylemekteydi. Zaten her şey ona Şems'ten bir parçaydı, söyleten
oydu. Söyleyen de O olmuştu. O. Mevlânâ'nın bütün mevcudiyetinde idi. Şems, bir
bahane, bir vasıta, bir sembol, bir addı.
Dr. Mehmet ÖNDER
|