|
Kalbin Sesi - Hz.Mevlana
Bu Sırada Mevlâna 
Bu sırada Mevlâna,
indifaa başlayan muazzam bir volkandı.
Mevlâna düşünce sınırını çoktan aşmış, zaman ve mekân
kaydından sıyrılmış, aklı bir kenara itmiş, kendisini, âşkın ferman dinlemeyen
sonsuzluğuna koyvermişti. Vücud bir kovandı, âşk onun arısı ve balı. Ten bir
üzüm salkımı, aşk onun şırasıydı. Şimdi bu şıra, Şems'in görünüşte yok. gerçekte
mevcut, yakıcı kavurucu güneşinde âşk şarabı haline geliyor, beden de, ruh da,
bir ilâhi mestlik içinde, Hak'kı, ezelî ve ebedî sevgiliyi zikrediyordu. O güne
dek Şems ve Mevlâna iki ayrı kutup, iki büyük mürşid. Şimdi tekleşmişti. Mevlâna
diyordu ki:
"Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize
girdikten sonra, ne iz kalır, ne nişan.."
İşte Mevlâna âşkın uçsuz bucaksız ummanına simdi dalmış,
izsiz nişansız kalmış, garkolmuş. Hak'ta fânî olmanın ezeli sırrına ermişti. Bir
hâdis-i şerifte: "mutû kable ente mutu) yani (ölmeden evvel olünüz..,)
buyuruluyor ve bu sırra işaret olunuyordu. Bu, gerçekte, dünyadan elinizi,
eteğinizi tamamen çekiniz, demek değildi. Gönlü kötülüklerden, kinden, hasetten
arıtmak, nefse galebe çalmak, onu. Allah âskıyla doldurmak, olgunlaştırmak
demekti. Mevlâna "Ölmeden evvel ölen bir kişi. gerçekte diri olan bir ölüdür.
Canı arınmış, makamı yücelmiştir" buyururlar.
Mevlâna bu haldeyken etrafındaki çember de gün geçdikçe
büyüyordu. Devrin sultanları, âşıkları, emirleri, bilginleri, dervişleri
etrafını çevirmişlerdi. Mevlâna'nın sohbetine bir defa giren, onun büyüleyici
tesirinden kurtulamıyor, kısa bir zaman sonra, eşiğine tapulanıyordu.
apazlar ve hahamlar onun âşk ve mânâ dolu. gerçeği
izleyen.Allah'a yönelen sohbetiyle kendinden geçiyor, çoğu zaman hidayet yolunu
seçiyorlardı.
Dr. Mehmet ÖNDER
|