Ana Sayfa

Geri
Aslını Unutma

"Kim kendisini büyük görür ve böbürlenerek,
     kibirlenerek yürürse, kıyamet günü
     Allah (c.c.yın huzuruna, Allah (c.c.)
     kendisine gazap etmiş olarak varır."(i)


     Sevgili çocuklar!
     Güzel dinimiz İslam, bizim hayatımızın tümüyle ilgilenir, her yönüne karışır. Bizden en güzel şeyleri isterken, güzel ve doğru olmayanlardan da uzaklaşmamızı ister. Hatta yolda ne şekilde yürüyeceğimize bile karışır. İşte Lokman (a.s.)'ın oğluna tavsiyelerini Yüce Rabbimiz şöyle bildirir:
     "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah (c.c), kendini beğenmiş, övüngen (çok övünen) kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki seslerin en çirkini (avaz avaz bağıran) merkeplerin sesidir." (31 Lokman, 18-19)
     İnsan neden kibirlenip büyüklük taslar? Ya malının çokluğundan, ya güçlü- kuvvetli olmasından, ya güzelliğinden ya soyundan - sopundan dolayı, ya makam - mevkiinden ya da akılsızlığından ötürü şımarır, kibirlenir ve büyüklük taslar, insanlara tepeden bakar. Kendisini bir şey sanır.
     İşte anlatılacak öykü, insanın aslını unutmaması, kibirlenmemesi gerektiğini, asıl nimetleri vereni, unutmamamız icap ettiğini gösteriyor.
     Ayaz, meşhur Gazneli Sultan Mahmud'un sadık adam-larındandır. Zekası, sadakati, Sultan Mahmud'a bağlılığı ile ilgili birçok hikayesi vardır.
     Sultan Mahmud, akıllı, uyanık, edebli bir genç olduğu için Ayaz'ı sarayına alır. Saraya çarığı ve eski püskü giyecekleri ile gelir. O eski çarığını ve eski elbiselerini saraydaki odasına asar. O eski günleri, aslını unutmamak için onları saklar, odanın kapısını kilitler, kimseyi oraya sokmaz. Ayaz her gün bu odaya gelir, bir süre oturur ve kendi kendine:
     "Sakın büyüklük taslamaya kalkışma, işte çarığın, işte eski elbiselerin!" derdi.
     Sultan onu çok severdi. Rakipleri, onun padişaha olan yakınlığını kıskananlar, Ayaz'ın yalnızca kendisinin girip çıktığı özel odasında bazı hazineler sakladığını sanarak, onu gözden düşürmek için Sultan Mahmud'a şikâyet ederler:
     "Siz Ayaz'a bu kadar çok değer veriyor, bu kadar ikramda bulunuyorsunuz. O ise, sizden çaldığı altınları bir odaya saklamış, oraya kimseyi sokmuyor!" dediler. Padişah bunu söyleyenlere:
     "Gece yarısından sonra o odanın kilidini açarak içeriye girin, orada bulunanları bana getirin." dedi.
     Kıskanç adamlar sevinerek padişahın huzurundan ayrıldılar. Sabırsızlıkla beklemeye başladılar. Gece yarısı olunca kapının kilidini kırarak odaya daldılar. Fakat odada bir çift çarık(eski ayakkabıdan ve eski elbiseden başka bir şey yoktu! Belki altınları yere gömmüştür diye odanın içini kazmaya başladılar. Fakat hiçbir şey bulamayarak, yaptıklarından ve gördüklerinden pişman bir şekilde Sultan'ın huzuruna varıp gördüklerini anlattılar.
     Sultan Mahmud, Ayaz'ı çağırıp saraydaki gizli odasında ki çarığını ve eski giyeceklerini niçin sakladığını sorar. Ayaz şöyle cevap verir:
     "Ben sarayınıza bunlarla geldim, sizin sayenizde bu durumlara geldim, zengin oldum, makam-mevki elde ettim. Fakat aslımı unutmamak; kibre, benliğe, gurura düşmemek için de o eski eşyalarımı sakladım. Arada bir odaya girer, bu eski giyecekleri seyreder, sen buydun, bunlarla geldin. Elde ettiğin mev-kiye, makama aldanma, gururlanma derim. Böylece kendimi ve nefsimi terbiye ederim."
     Öyle değil mi can dostlar! Dünyaya geldiğimizde neyimiz vardı? Bunca nimetleri, imkanları, mekanları, makamları veren kim? ^————^
     Önemli mevkilere gelen insanların, aslını unutarak gösterişe kapılmaları, hatta şımarmaları çok görülen olaylardandır. Bu hikayede insanın öncesi ve sonrası anlatılmakta, varlığa ve benliğe kapılmanın boş bir şey olduğu hatırlatılmaktadır.
     Evet; aslımızı unutmamalı, kibirlenmemeli, böbürlen-memeli, havaya girmemeli, elimizdeki imkanlarla hava atmamak, caka satmamalıyız. Çünkü kibirlileri Allah (c.c.) asla sevmez!
     Kaynaklar:
     1-Ahmed, Müsned 2/118; MUnavi, Feyzul- Kadir 6/106.
     ¦
      

Halil ATALAY

 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın