|
'İnsanların kullanmakta en çok
aldandıklan iki nimet vardın
(Bunlar): Sıhhat ve boş vakittir."(1)
Sevgili çocuklar!
İmam Şafiî'nin şu sözü ne kadar anlamlıdır: "Zamana kusur buluruz, oysa,
zaman konuşacak olsa utanırız."
Alelade, sıradan insan zamanı nasıl sarf edeceğini düşünür, akıllı insan
ise, zamanından nasıl tasarrufta bulunacağını düşünür. İsraf etme ile
tasarruf etme birbirinin zıddıdır. Birisi vakit öldürmek için
uğraşırken, öbürü vakti en büyük sermaye bilir. Çünkü kaybedilen bir
saniyeyi dünyanın bütün hazinelerini verseniz geri getiremezsiniz.
Öykümüze kulak verelim:
Buz fabrikalarının, buzdolaplarının olmadığı devirlerde, içecekleri ve
bazı yiyecekleri korumak için, dağlarda saklanan kar ve buzlar pazar
yerlerinde satılırdı. Sıcak bir yaz gününde, bir bilge öğrencileriyle
şehirde dolaşırken, böyle bir buz, kar satıcısına rastlamış. Satıcı: "Ey
insanlar! Sermayesi eriyip akan şu adama acıyın, yardım edin." diye
bağırıyormuş.
Satıcının bu sözlerini işiten bilge, aniden fenalaşarak bayılmış.
Yanındakiler, kendisini gölgelik bir yere taşımışlar ve saatler sonra
kendisine geldiğinde bayılma sebebini sormuşlar.
Bilge, satıcının eriyip giden buzlarında kendi hayatını görmüştü. Küçük
sermayesinin ziyan olmaması için çırpınıp duran satıcı, milyarlara
ölçülmeyen ve sonsuz bir hayatta sınırsız mutluluğa vesile olabilecek
ömür sermayesinin eriyip gidişine nasıl kayıtsız kaldığını düşünmüştü.
Bir gün 86400 saniyedir. Her bir saniye hayatımızın bir parçasıdır. Hem
de ömrümüzü nerede ve nasıl tükettiğimizden hesaba çekileceğiz.
"Vakit öldürme" tabiri Müslümana yakışmaz. Akrep mi, yılan mı
öldürüyoruz? Öldürdüğümüzü söylediğimiz şey, hayatımızın bir parçasıdır. Boş vakit geçirmek, boş insanların işidir. Hoş
insanlar, hoşça ve verimli şekilde vakit geçirirler.
Bir zamanlar milli eğitim bakanlığı yapmış biri, ingiliz dostunun
kendisine şöyle dediğini belirtir: "Türkiye şu üç "y"den kurtulduğu
vakit düzlüğe çıkar: "Yok, yarın gel, yavaş
yavaş."
Görüldüğü gibi üç "y"de tembelliğin, gayretsizliğin, ümitsizliğin
ifadesidir.
Bir zamanlar adına, "Yuhçu Baba" denilen bir bilge varmış. Bu zata, "Yuhçu
Baba" denilmesinin sebebi şuymuş: Kimin cenazesine katılıp tabutundan
tutarsa ona, "Yuh olsun!" dermiş. Onun için bu bilgeye, "Yuhçu Baba"
lakabını vermişler.
Gün gelmiş, diğer insanlar gibi "Yuhçu Baba" da ölmüş. Cenazesinde
bulunup, tabutunu taşıyan biri, "Yuhçu Baba"nın insanlara söylediği "Yuh
olsun"u hatırlamış ve "Sana da yuh olsun!" demiş. Yuhçu Baba, tabuttan
başını kaldırıp, "Ben de onlar gibi gafletle yaşayıp ölmüşsem, Allah
(c.c.)'a kulluk etmemiş-sem, bana dayuh olsun!" demiş.
Onun için ömrümüzü iyi yerlerde geçirmeliyiz. Çünkü ahiret de, cennet de
dünya hayatında kazanılır.
Kaynaklar:
1- Buharî, Rikak 1; Tirmizî, ZUhd 1.
|