|
"İnsanoğlu sıcak görse sızlanır, soğuk görse sızlanır."(1)
İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyal zaafları olan bir varlıktır.
Nankörlük, sızlanma, şikâyet etme, sabırsızlık, şü-kürsüzlük. bunlardan
bazılarıdır.
İşte bu hususu anlamamızı kolaylaştıracak örnek bir öykü:
Yaşlı bir köylüyü hiçbir şey mutlu etmiyor, her şeyden şikâyet ediyordu.
Bir yıl, köylünün bahçesindeki elma ağaçlarının gayet bol meyve
verdiğini gören komşusu, onu ziyaret eder ve:
"Bu sene, artık mutlu olmalısın. Çünkü elma ağaçlarının bol meyve
verdiğini görüyorum." der. Yaşlı köylü cevap verir: "Pek fena değil, ama
bu yıl, hayvanlara yem olarak verdiğim çürük elmalar yok."
Yani hiçbir şey adamı memnun etmiyor. Çoklukta da, yoklukta da; bollukta
da, darlıkta da şikâyetçi.
Sevgili can dostlar!
Günümüz insanlarının çoğunun durumu da bu adamdan farksız! Nasılsınız,
işleriniz nasıl? diye bir soru sorsanız; şikâyetin bini bir paradır.
Çoğunun aklına, Allah'a bir şükretmek gelmez, hep sızlanırlar, hep
ağlarlar, her. şeyden şikâyetçi olurlar. Adeta sızlanmayı, şikâyeti,
ahlâk ve tabiat, huy haline getirmişlerdir. Sanki bütün sıkıntılar
gidip, bunları bulmuşlar, hiç iyi halleri yoktur vs
Sevgili çocuklar!
Peki neler yapılmalıdır? Çözüm nedir? İşte cevap öykümüzde:
Hayatından hep şikâyet edip dururdu çırak. Okumuş, gün görmüş bilge
ustası ona bir avuç tuzu, bir bardak suya koyup içmesini istedi. Çırak
denileni yaptı.
"Nasıl buldun?" diye sordu, ustası.
"Acı, acı, çok acı." dedi çırak.
Bu defa ustası onu bir göl kenarına götürdü. Göle bir avuç tuz atıp,
sonra da suyundan içmesini istedi. Çırak hemen emre uydu. Bilge usta
yine sordu:
"Nasıl?"
"Tatlı, ferahlatıcı." dedi, çırak. Bilge usta şu ibretli sözleri
söyledi:
"Hayattaki acılar da bir avuç tuza benzer. Sen bardak
değil, göl ol."
Evet, asıl mesele; göl olmayı bilmektir.
İnsan sıcaktan da, soğuktan da şikâyet eder. Yaz gelir, kışı özler, kış
gelir, yazı özler, arar.
Hani deveye demişler ki:
"Yokuş mu çıkmak istersin, iniş mi inmek istersin?"
Deve:
"Bu yolun düzü yok mu?" demiş.
Hoca: " yazın sıcak kışın soğuk" der, sızlanırsınız. ilkbahardan
şikayet eden var mı birader?
Hayat yolculuğunun hem inişi, hem çıkışı, hem de düz" vardır. Yazı da
vardır, kışı da. Bize düşen her nimetten yararlanmayı bilmek, Allah'a
şükretmektir. Her nimetin, her zamanın, her mevsimin kendine göre
güzellikleri, nimetleri ve külfetleri vardır. Hep külfetleri görüp
şikâyet etmek, nankörlüktür fikirsizliktir, şükürsüzlüktür.
Yüce Rabbimiz: "Benim kullarımdan şükreden gerçekten azdır." buyuruyor.
(34 Sebe, 13) Bu da Allah (c.c.)'a şükredenlerin bahtiyarlığını,
şükretmeyenlerin talihsizliğini gösterir.
Herkes sahip olduğu nimetlerin önemini ve kıymetini düşünerek kendisine
bağışlanan lütuflara şükretmelidir.
Belki de insanın az şükretmesinin sebebi, nimetleri kolay elde etmesi,
kendisinin bir katkısının olmaması veya az olması, zenginlik bakımından
kendisinden üstün olanlara bakmasıdır. Peygamberimizin tavsiye ettiği
gibi, sadece kendisinden üstün olanlara bakıp yerinmemeli, bir de dönüp
kendisinden aşağıdakilere bakmalı ve böylece sahip olduklarının
kıymetini, değerini anlamalıdır, şükretmelidir. (2)
Aza da, çoğa da şükretmelidir. Zira şükür, nimeti artırır. "Eğer
şükrederseniz, size nimetlerimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz,
benim azabım çok şiddetlidir." (14 İbrahim, 7)
Herkes imtihan oluyor, deneniyor. İmtihanı kazanmak için sabretmek ve
şükretmek gerekir. "Sonra o gün bütün nimetlerden sorguya
çekileceksiniz." (102 Tekasür, 8)
Kıymeti bilinmeyen nimetler, elimizden alınır.
Kaynaklar:
1-Ahmed, Müsned 6/ 410; MUnavi, Feyzu'l- Kadir 2/ 409.
2-Müslim, Zühd 8. Tirmizi, Libas 38, Kıyame 38; İbn Mace, Zühd 9.
|