|
'İnsanlara layık oldukları değeri verin,
mevki, makam ve seviyelerine
göre muamele ediniz "(i)
İnsan en değerli varlıktır. Ancak insanların, "insan değerlendirme"
ölçüleri farklıdır. Kimi insanı sadece dış görünüşüyle değerlendirir,
kimi insana gereken değer ve önemi verir.
İnsan en değerli varlıktır. Cenab-ı Hak diğer yaratıklara vermediği
birçok özelliği ona ihsan etmiştir. Bitkiler, hayvanlar, ay, güneş,
atmosfer her şey insana hizmet edip durmaktadır. Allah (c.c.)'ın bu
kadar değer verip yarattığı insana, şanına layık tarzda hürmet ve ilgi
göstermek gerekir.
Her şeyden önce insana insan olduğu için değer verilmelidir. Sonra ilmi,
maddî ve manevî makamı, konumu sebebiyle ayrıca değer vermek gerekir,
insanlara layık oldukları değeri vermemek, onları hiçe saymak, büyük bir
saygısızlıktır. Bu yaratana da saygısızlıktır. Değer vermeyene değer
verilmez. Söz konusu ettiğimiz hadis-i şerifi anlayabilmek için Hz. Aişe
(r.anha) annemize müracaat edelim: Birgün Hz. Aişe'ye bir dilenci geldi.
Aişe (r.anha) ona bir parça ekmek verdi. Kılığı kıyafeti düzgün bir
başka adam geldi. Onu da sofraya oturtarak yemek ikram etti. Bu farklı
davranışın sebebini soranlara Hz. Aişe şöyle cevap verdi: "Rasülullah
(s.a.v): İnsanlara mevki, makam ue seviyelerine göre muamele ediniz."
buyurmuştur.
İnsanı değerlendirmede ölçü nedir?
Fudayl b. İyaz'ın yanında stayişle bir adamın zühdünden bahsettiler.
"O zat, ağzına helva almaz, tatlı bir şey sürmez." dediler. Fudayl
onlara dedi ki: "Helva, tatlı yemeyi bırakmak bir marifet mi sanki? Siz
onun akrabasını gözetip gözetmediğine, öfkesini yenip yenmediğine,
komşularına, dul ve yetimlere karşı muamelesine bakın. Din kardeşlerine
ve arkadaşlarına karşı davranışları, sevgi ve saygısı nasıldır?"
İşte bir şahıs hakkında hüküm verirken asıl bunlara dikkat edin. İnsanın
değeri fizîki güzellikle de değildir.
Fıkıh âlimlerinden Abdulaziz Kınânî, fiziki yönden pek gösterişli biri
değildi. Hatta çirkin bile sayılabilirdi. Bir gün Halife Me'mun'un
huzuruna girmişti. Halifenin yanında bulunanlardan biri, onu görünce güldü. Abdulaziz Kınânî, kendisine gülün-düğünü
anlayınca: "Ey mü'minlerin emiri! Bu adam bana niçin gülüyor? Allah
Teâlâ Yusuf (a.s.)'u güzel olduğu, yakışıklı bulduğu için Peygamber
seçmedi ki." dedi.
Halife Me'mun tebessüm etti. Cevabı beğenmişti.
Bir de insanları sadece görünüşüyle, elbisesiyle değerlendirenler ya da
bu değer vermede haddi aşanlar olmaktadır.
Bir gün Nasrettin Hoca'yı düğüne davet ederler. Eski elbisesiyle gittiği
için kendisine ehemmiyet verilmez ve bir köşede kalır. Hoca bir aralık
gizlice oradan ayrılır ve evine döner, yeni elbisesini ve kürkünü
giyerek tekrar düğün evine gelir. Hoca'yı bu sefer ta kapıda
karşılarlar. Hürmetlerle sofraya oturtup: "Buyrun Hocaefendi" diyerek
ikrama başlarlar. Düğün sahipleri: "Buyrun" dedikçe, Hoca da kürkünün
yenini, yemek masasındaki tabaklara uzatarak "Ye, kürküm ye, bu rağbet
sanadır." der. Bu hale hayret eden ev halkı:
"Ne yapıyorsun Hocaefendi?" diye sorduklarında,
"Ben biraz evvel eski elbisemle gelmiştim, bir köşede kaldım, yüzüme
bakan bile olmadı. Gidip yeni elbise ve kürkümü giydim. Hemen izzet ü
ikram başladı. Demek ki bütün ikram kürkedir. O halde yemeğe de o
buyursun!"
Gösterişe, kılığa, kıyafete ve bazı mesleklere, zaaf derecesinde, aşırı
şekilde itibar edenler vardır. İnsanların dış görünüşü aldatıcı
olabilir. Asıl insanın kendisine değer verilmelidir.
İnsanları tanımanın pek çok yolları vardır. İnsanların tavırları,
davranışları, değer ölçüleri onlarla ilgili ipuçları verir.
Öyleyse insanlara değer verilmeli, seviyelerine göre muamele
edilmelidir.
Kaynaklar:
1- Ebu Dâvûd, Edeb 20. Münâvî, Feyzu'l- Kadir, 3/ 57.
|