|
"İnsanların arasına karışıp da onların
sıkıntılarına sabreden mümin, insanlar arasına karışmayıp, sabretmeyen
mü'minden daha üstündür. (daha faziletlidir.)" (1)
Halkımız arasında, "Herkes kendine yakışanı yapar." diye bir söz vardır.
Herkes kendine yakıştırabildi-ğini yapar. Bazen uygunsuz bir tavır veya
davranış sergilersek büyüklerimiz tarafından: "Sana bu yaptığın yakıştı
mı ya?" diye uyarılırız. Öyleyse kendimize yakışmayan, bize uygun
düşmeyen söz, davranış ve hareketlerden uzak durmalıyız.
Adamın biri, Hz. İsa'ya hakaret eder. Orada bulunup da hakareti
duyanlar:
"Niçin karşılık vermediniz?" diye sorunca, ondan şu cevabı alırlar:
"Herkes yanındakinden verir. Onda olan benim yanımda yoktur."
Kendisini Hakk'a hizmete adamış bir gönül insanı, ziyaretine gittiği
bazı insanlar tarafından hakarete uğrar. O da oradan sessiz sedasız
ayrılıp üzüntülü olarak arkadaşlarının yanına döndüğünde cebinden
çıkardığı kağıda bir şeyler yazmaya başlaması üzerine arkadaşları:
"Hocam, ne yazıyorsunuz?" diye merakla sorarlar. O güzel insan şu cevabı
verir: "Bu, devamlı dua ettiğim insanların listesi. Bugün burada bana
hakaret edenleri dua etmek için defterime yazıyorum."
Böyle geniş gönüllü olmalı ve geniş görüşlü olabilmeli, bizi
anlamayanların ıslahı için de dua etmeliyiz. Nefislerinin esiri olan,
nefis atına binerek sağa sola iftira ve gıybet okları atanlara karşı dua
kalkanıyla cevap vermeliyiz.
Bazı insanlar vardır, çok çirkin sözler söyleyebilirler, kaba
davranabilirler, görgüsüzlük, saygısızlık yapabilirler. Bunlara karşı
nasıl davranılması gerektiğini Yüce Rabbimiz şöyle bildirir: "Rahmanın
kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler. Kendini bilmez
cahil kimseler kendilerine laf attığında "selam" derler (geçerler)." (25
Furkan, 63)
Allah Teâla yarattıklarını kıyamet günü topladığı zaman bir tellal şöyle
seslenir: "Fazilet sahibi, erdemli kimseler nerede?"
Bunun üzerine azınlık bir grup kalkarak hızlıca cennete doğru hareket
ederler. Bu arada melekler onları karşılayarak şöyle derler: "Görüyoruz
ki hızla cennete gidiyorsunuz, öyle mi?" Onlar da "Evet, fazilet sahibi
kişiler biziz." Melekler: "Faziletiniz ne idi?" Onlar: "Biz kendisine
haksızlık edildiği zaman sabreder, kötülüğe uğradığımız zaman aldırmaz
ve ahmaklık edildiği zaman da karşılık vermezdik." derler. Bunun üzerine
onlara: "Girin cennete! Amel edenlerin ecri, mükafatı ne güzeldir!"
denir. (2)
Sadi'nin Bostanı'nda şöyle bir hikaye anlatılır:
Kırlarda yaşayan birinin ayağını köpek ısırdı. Öyle bir kızgınlıkla
ısırmıştı ki, ayağından zehirli kan damlıyordu. Adam gece boyu ayağının
acısından, sancısından uyuyamamıştı. Küçük kızı acıdı fakat babasına
çıkışmaktan da geri durmadı: "Senin dişin yok muydu? Sen de onun ayağını
ısırsaydın ya." Adam acıyla kıvranıyor, hem de kızının söylediklerine
gülmeye çalışıyordu. Şöyle cevap verdi: "Olmaz olur mu? Benim de dişim
var. Fakat bir köpeğe dokunmasına gönlüm razı değil."
Evet, herkese yaptığının aynısıyla cevap vermek doğru olmayabilir.
Onların seviyesine düşmemeli, onlarla tartışmaya girmemeli, kavga
etmemeliyiz.
"Yumuşak huyluluğa sarıl. Sertlikten, hayasızlıktan, edebsizlikten uzak
dur." (3)
"En şiddetli bela, sabrın az olmasıdır." (4)
Kaynaklar:
1-Tirmizi, Kıyame 55; İbni Mace, Fiten 23; Ahmed, Müsned, II 43, 5/ 365.
2-Bursevî, Ruhu'l- Beyân Tefsiri, 6/ 52.
3-Buhari, Edeb 38. Münavî, Feyzu'l-Kadir 4/ 334.
4-Münavî, age. 3/ 352.
|