|
"Dünyaya kalben ehemmiyet
vermemek (zühd),
kalbi ve bedeni rahatlatır.
Dünyaya çok rağbet edip istekli olmak,
kaygı ve üzüntüyü artırır "(1)
Yunus Emre'nin güzel bir uyarısı var, der ki:
"Mal sahibi, mülk sahibi, £ Hani bunun ilk sahibi; M Mal da yalan, mülk
de yalan,
Var biraz da sen oyalan."
Sevgili can dostlar,
Makam, mevki, şan, soy sopun hükmü kabir kapısında söner. Onun için
büyük bir bilge şöyle demiştir. "Ahirette seni kurtaracak bir eserin
olmadığı takdirde dünyada bıraktığın eserlere kıymet verme."
Ünlü devlet başkanı Harun Reşid hacdan dönerken, birkaç gün Kûfe'de
kalır. Çıktığı zaman, Allah dostu ve Harun Reşid'in akrabası da olan
Behlül Dânâ yoluna çıkar ve avazının çıktığı kadar yüksek sesle üç kez:
"Ey Harun!" diye seslenir. Harun Reşid durur ve Behlül'e: "Beni
tanımadın mı?" diye sorar. O da: "Elbette tanıdım." deyince, Harun Reşid:
"O halde ben kimim?" diye sorar. Behlül: "Sen batıda iken, doğuda biri
zulme uğrasa, kıyamet gününde Allah (c.c.)'ın senden hesap soracağı
kimsesin." der. Harun Reşid, ağlamaya başlar ve "Durumumu nasıl
görüyorsun?" diye sorar. Behlül de: "Durumunu Allah (c.c.)'ın kitabına
arz edelim." der ve "Gerçekten o gün iyiler (inancı ve amelleri güzel
olanlar) nimet (cennet) içindedirler. Facirler (günahkârlar ve kâfirler)
ise cehennemdedirler." (82 İnfitar, 13-14) âyetlerini okur.
Harun Reşid: Peki, Rasülüllah'a olan yakınlığımız ne olacak?" der.
Behlül: "Tekrar dirilmek için sura üfürüldüğü zaman, aralarında soy
bağının hiçbir değeri kalmaz." (23 Mü'minun, 101) âyetini okur. Bu defa:
"Rasûlullah'ın bizim için şefaati nerede?" diye sorar. Behlül: "O gün,
Rahman
olan Allah (c.c.)'ın izin verdiği ve konuşmasına rıza gösterdiği
kimseden başkasının şefaati fayda vermeyecektir." (20 Taha, 109) âyetini
okur. Bunun içindir ki mutlaka salih amel gereklidir. Bunlarda samîmi ve
ihlaslı olmak lâzımdır. (2)
İşte Abbasi halifelerinden bu ünlü ve çok zengin olan Harun Reşid, su
içiyordu. Bu sırada yanına ünlü bir bilge girdi.
Harun Reşid, o bilgeye: "Bana nasihat, öğüt ver." diye ricada bulundu.
Bilge: "Hükümdarım, diyelim ki, kızgın ve uçsuz bucaksız bir çöldesiniz.
Ölmemek için bir bardak suya ihtiyacınız var. Bu su için servetinizin
yarısını verir miydiniz?
Hükümdar, biraz düşünür ve ardından: "Ölmemek için evet. Ölmemek için
servetimin yarısını da verirdim." der.
Bunun üzerine bilge kişi gülümseyerek şöyle der: "O halde, bir bardak su
kadar kıymeti olmayan servetinle niçin öğünüp duruyorsun? Çölde bir
yudum suya değiştiğin saltanatının nesine güveniyorsun?"
Sevgili can dostlar,
Dünya varlığına fazla güvenmemek lâzımdır. Bize hem dünyada hem de
ahirette faydası olacak şeylere bakmamız gerekir. Bizimle ahirete
gidecek şeyler hazırlamalıyız. Bir depremde nice zenginler birden
fakirleşmedi mi?
Dünyaya aşırı bağlılık ancak, insanın sıkıntısını, üzüntüsünü, kaygısını
artırır. Zühd yani dünyaya kalben bağlı olmamak ise kalbi ve bedeni
rahatlatır. Malın, paranın yeri kalp değil, kasadır.
Şu iki insan dünyada azap içindedir. Sıkıntısı, stresi bitmez.
Birincisi: Dünya nimetleri kendisine verilmiş, fakat o bunları yeterli
bulmayıp, dünya ile helâl - haram ayrımı yapmadan meşgul olmaya devam
eden hırslı insandır.
ikincisi ise, Dünya nimetlerinden mahrum olduğu halde, onlara kavuşma
tutkusu ile yanıp tutuşan hasretli insandır.
Öyleyse dünyadaki varlığımıza güvenmemeliyiz.
Kaynaklar:
1- Münzirî, Et- Terğib ve't- Terhib 4/ 157 Heysemî, Mecmau'z- Zevâid 10/
286.
2- Bursevî, Ruhu'l- Beyân Tefsiri 1/ 258.
|