|
"Biriniz kendisi için istediğini, din kardeşi için
de istemedikçe tam iman etmiş olmaz."(1)
Yüce Rabbimiz'in: "Mü'minler ancak kardeştir." (49 Hucurat, 10)
buyurarak "kardeş" ilan ettiği mü'minler, kendileri için istedikleri,
arzu ettikleri, sevdikleri hayır ve iyilikleri, kardeşleri için de arzu
edip isterler. Kendileri için istemedikleri kötülükleri ve belaları
onlar için de istemezler. Müslümanlar birbirlerine karşı bir haset,
çekememe duygusu içinde olamazlar.
Yahya b. Muaz (r.a.) derki:
"Müslüman kardeşin, şu üç hasletle senden nasibini alsın:
1- Ona faydalı olamıyorsan, bari zararlı olma!
2- Onu sevindirmeye gücün yetmiyorsa, hiç olmazsa üzme!
3- Onu övmeye dilin varmıyorsa, bari yerme, kötüleme!" Başkalarını
düşünmek en başta gelen ödevlerimizdendir.
"Başkalarından bana ne!" , "Ben iyi olayım da, isterse başkaları
ölsün.", "Ben suya kanayım da, başkası isterse susuzluktan yansın.",
"Ben doyayım da isterse başkası açlıktan kıvransın." vb. davranış ve
anlayışlar Müslümana yakışmaz. Çünkü Müslüman kendisi için istediğini
başkası için de ister. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuşlar ve
davranışlarıyla örnek olmuşlardır:
"insanların sana nasıl davranmasını istiyorsan sen de onlara öyle
davran, insanların sana yapmasını istemediğin şeyi sen de onlara yapma."
(2)
Sevgili canlar, şimdi de öykülerimize gelelim.
Asr-ı Saadet'te Medine'de, birbirinden muhtaç yedi aile vardı. Bunlardan
birine bir koyun kellesi verdiler. Bu kelle bütün aileleri dolaştı.
Herkes: "Komşum benden daha muhtaçtır." diyerek, diğerine gönderiyordu.
Sonunda kelle yine ilk eve geldi.
Bedir Savaşı esnasındaydı. Üç kişi bir deveye sırasıyla biniyorlardı.
Rasülullah (s.a.v.) sırası gelince yürümeye başladı. Arkadaşları, "Siz
binin, biz yürüyelim ya Rasülallah." dediler. Sevgili Peygamberimiz: "Ne
siz benden kuvvetlisiniz, ne de ben sizden daha az sevaba muhtacım."
buyurdu ve binmedi.
Yine sevgili Peygamberimizden bir örnek hatırlayalım.
Arkadaşlarıyla uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Yolculuk sırasında yol
arkadaşlarına yedirmek için bir koyun satın aldılar. Birisi "Ben
keseyim.", öbürü "Ben temizleyim." bir başkası da "Ben pişireyim."
dediler. Sevgili Efendimiz de "Öyleyse ben de eti pişireceğimiz ateşi
yakmak için odun toplayıp, size yardım edeyim." buyurdular. Arkadaşları:
"Siz oturun, biz hazırlarız." dedilerse de razı olmadı ve arkadaşlarına
yardım ettiler.
Hani, "empati" yani kendisini başkasının yerine koymak diye bir şey var
ya. İşte bu çok önemlidir. Görüldüğü gibi Hz. Muhammed (s.a.v.)
insanlarla paylaşıyor, kaynaşıyor, yardırn-laşıyor, sadece kendini
düşünmüyor. Sevinçler paylaşıldıkça büyüyor, üzüntüler de paylaşıldıkça
azalıyor.
insanlar dostluklarını menfaat üzerine kurmamalı, şahsi çıkarlarının
kardeşliklerini bozmasına fırsat vermemelidir.
Bir gün Hz. Mevlânâ, Konya sokaklarında talebeleriyle dolaşırken, bir
yıkık evin içinde sarmaş dolaş uyuyan köpekler gördüler. Mevlânâ'nın
arkadaşlarından biri: "Bu biçarelerin arasında ne güzel bir birlik
vardır, ne güzel sarmaş dolaş uyuyorlar." dedi.
Mevlânâ da: "Bunların arasındaki dostluk ve birliğin ne kadar samîmi
olduğunu bilmek istersen, aralarına bir ekmek alıver. (Ekmek için hemen
kavgaya başlarlar, birbirlerini parçalarlar.)" dedi.
Öyleyse sadece kendimizi düşünmeyelim, başkalarını da düşünelim,
kendimiz için istediğimizi başkaları için de isteyelim.
"Kendin için istediğini diğer insanlar için de iste ki kâmil mü'minolasm."
(3)
Kaynaklar:
1-Müslim, İman 70- 71. Buharı, İman 7. Tirmizi, Kıyâme 59. Nesâi, İman
19- 93.
2-Münâvi, Feyzui- Kadir 1/ 549.
3-Münavî, age., 5/ 52.
|