Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Müslüman Ahlakı

İktisat Ve İffet

    İslam, müslümanlann şahsî halleri ile ilgili birçok prensip getirmiştir. Bunlarla müslümanların ruhî ve bedenhi sorunlarını tanzim etmeyi kasdetmiş ve bunları esaslı bir şekle sokmuştur. Bu prensipler, kişinin yiyecek, giyecek, mesken ve hayatında karşılaştığı çeşitli meselelerdir. Bu esasları çözmek için batmış bir ruhbanlık veya insafsız bir maddecilik ile başarıya ulaşılamaz, İslam bu esasları i'tidal ve tevassut üzerine ikamet ettiği için onlar kolay tatbik edilebilirler, İslam, eğitiminde bedenin hem maddî hem de manevî arzularını esas bilip birinin diğerine galebe çalmasını önlemiştir, İslam, bedenin maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanmasını insana dünya ve ahiret ile ilgili görevlerini ifa etmede ona yardımcı olarak kabullenir.
    Dünyanın ortaya koymuş olduğu felsefe ve ilahi nizamlardan uzak durdukları için ve gölgelerine sığınmak gayesi ile saçmaladıkları diğer doktrinler insanların bedeni ve ruhî ihtiyaçları ile dünya ve ahiret saadetlerini te'min etme hususlarında başanlı olamamıştır.
    Bunlardan bazdan, ruh başıboş bırakılmadığı takdirde yücelikleri seyrân edemez, iddiasıyla cismi yok etmeye kalkışırlar. Diğer bazılan da zevkin peşine düşüp bundan başka bir varlığa inanmazlar.
    İslam'da insanı dar çerçeveye sıkıştıran ruhbâniyet düşüncesi olmadığı gibi o, her şeyi keyfi safa'da bilen hayvanvâri bir hayat biçimini de benimsemez. Bu hususta şu kesin gerçeği bilmemiz gereklidir:
    Ahiret'e inanan bir mü'minin hayatı, yaşadığı dünya hayatım, ilk ve son hedef ve tek gaye bilen, bulunduğu anı dünya ve ahiret kabul eden bir kafirin hayatı gibi olmamalıdır, İffetlerini yitiren arzularının peşine düşen ve eğlenmek için yaşayanların çoğu, vasıflarım saydığımız ikinci kısmı teşkil ederler. Veya onlar tevbe edip Rablarına dönmedikleri takdirde en sonda varacakları sınıf kafirler sınıfı olacaktır. Allah (c.c.) bunlar hakkında şöyle der:
    "Muhakkak ki Allah'a iman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Kafir olanlar ise zevklenmeye bakarlar. Hayvanlar gibi yerler içerler. Halbuki cehennem onların yeridir"(353)

"Kafirler azabı gördükleri zaman çok kere keşke Müslüman olsaydık' diye temenni edecekler. O kafirleri bırak yesinler, dünyalıkları ile zevk etsinler, emel kendilerini oyalaya dursun, sonra bilecekler" (354)
    Mü'min ise arzu ve emellerini dünya ve ahiret için taksim eder. Hayrı hem bugün hem de yarın için taleb eder. Kur'an her iki dünyada nimet ve saadet istemeyi Allah'a (c.c.) yapılan zikir çeşitlerinden olduğunu bizlere haber verir. Allah (c.c.) bu konuda şöyle buyurur:
    "Hac ibadetlerinizi bitirince cahiliyet devrinde hacdan sonra toplanıp atalarınızı anarak övündüğünüz gibi daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. Çünkü insanların kimi: Ey Rabbimiz! Bize nasibimizi dünyada ver der. kimsenin ahirette bir nasibi yoktur. Kimi de: Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyi hal ver. Ahirette de merhamet ihsan et. Ve bizi cehennem azabından koru der. Onların kazandıktan hayır ve duadan nasipleri vardır. Allah bütün mahlukatın hesabını çabuk görendir"(355)
    Kur'an-ı Kerim'de Karun'a nasihat yapılırken iki dünya hayatı için çalışma emrediliyor. Muhakkak dünya ahiret için vesiledir. Esas maksada varmak için vasıtanın sağlam oması gerektiği gibi arzu edilen hedefe gitmek için de ön tedbirleri almak gerek. Bunun için Allah (c.c.)'ın Karun'a yaptığı nasihate tüm bu mânâları ihtiva etmektedir.
    "Allah'ın sana verdiği (maldan) harcayıp ahiret yurdunu ara, dünyadan nasibini unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de insanlara (sadaka) vererek ihsanda bulun. Yeryüzünde fesad arama. Çünkü Allah fesatçıları sevmez."(356)
    Tüm bu kaidelerden anlaşılıyor ki İslam, kişiye sadece midesi için çalışma, gayesiz ve hedefsiz olarak dünyada yiyip dolaşma sofrasında çeşit çeşit yemekler toplama arzu ettiğini bulduğu zaman sevinme, bulamadığı zaman da öfkelenip renk atma ve kaderin kendisine küstüğüne inanma gibi hasletlerden kaçınmasını tavsiye eder. Muhakkak ki tek gayeleri doymak ve mide doldurmak olup lezzet ve taamlar için her vesileye başvuranlar, büyük işleri göremezler... Onların sönük gayeleri onları ne fedakârlığa ne de cihada sevkeder...
    Resuli Ekrem'den (s.a.v.) şöyle rivayet edilir: "Dünyada en fazla tok olanlar ahirette en çok aç olacaklardır. "(357) Kötü hastalık ve fena illetlerin çoğunun, midenin gücü dışında olan fazla yemeklerden kaynaklandığını biliyoruz. Bunun için hadiste şöyle denilmiş:
    "Ademoğlu mideden daha kötü bir kabı doldurmamıştır" (358)
    İnsanın fazla yemekten kurtulması mücerred zühd iddiası veya manasız bir şekilde dünyadan imtina etmekle elde edilemez. Bunun için en sıhhatli yol, kişinin himmetini büyük bir hedefe yöneltmesi ve onu elde etmekle meşgul olmasıdır. İşte bu yol onu lehv ve değersiz lezzetlerden alıkor. Resulullah (s.a.v.) bir kafiri misafir edinip ona bir koyunun sağılmasını emreder. Koyun sağılır o da sütünü içer. Bir başka koyunun sağılmasını emreder. Derken yedi koyunun sütünü içer. Sabah olunca kafir İslam'ı kabul eder. Resulullah ona bir koyunun sağılmasını emrederse de müslüman olan sahâbi bu defa bunu içemez. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
    "Şüphe yok ki, mü'min bir bağırsakla, kafir de yedi bağırsakla yer"(359).
    Bunun manası şudur: Cahiliyyet karanlığından İslâm'ın nuruna intikal eden bu adamı tefekkür ihata edip Rabbına karşı durumunu kavrayıp, dininin emir ve yasaklarını, ahiretin hesabını anlayınca eski yaşayışından olan daha yüce bir hayatı ikame etme arzusu içine doğdu.
    Şu inkar edilemez bir hakikattir ki dünya metaı ve lezzetli yiyecekler, görmüş olduğumuz gibi asrımız insanını kendine taparcasına bağlamış ve bu vesileyle kötü bir manzara oluşturmuştur. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: "Ademoğlunun yediğinin misali dünyadır. Ona ne kadar değer verip ayıbını örtmeye çalışsa da, sen, onun sonrada nasıl bir durum aldığına bak."(360) Bir başka rivayet de şöyledir: "Allah (c.c.) insandan çıkan (pisliği) dünyaya misal kılmıştır. "Bu hadislere kısır görüşlü biri bakıp, manasını anlamada hataya düşebilir. Hatta bu hadisleri, müslüman'ı hayattan uzaklaştırma, nîmet ve güzellikleri terketmeye teşvik şeklinde de yorumlayabilir. Oysa İslâm bunlardan hiçbirini istememiştir. Çünkü helâh haram kılmak, haramı helâl kılmak kadar büyük bir cinayettir. Allah'ın müslüman üzerindeki bir hakkı da sabırsızlık gösterip haram işlememesi ve şükrünün, Allah'ın helal (nimetlerinden) dolayı az olmamasıdır. Mü'min yaşama ve yaşamada hayırlı olan (nimetlerden) yararlanma konusunda herhangi bir şüphesi yoktur, "iman edip sâlih ameller işleyen üzerine bundan böyle sakındıkları ve güzel işlere devam ettikleri, sonra takva ve imanlarında kökleştikleri, daha sonra bu takva ile beraber güzel işlerle meşgul oldukları taktirde önceden (haram kılınmazdan evvel) tattıkları şeylerde üzerlerine bir günah yoktur. Allah iyilik yapanları sever."(361)
    İbrahim'in (a.s.) misafirlerine yaptığı ikramı bilmeyen yoktur. Onlar, beklemeden ve birşey de sormadan hemen semiz bir dana kesip sofrada takdim etti. "Hemen bir bahane ile ailesine giderek bir semiz dana (kesip etini) getirdi de onu önlerine koydu. Yemeğe buyurmaz mısınız? dedi." (362)
    Resulullah (s.a.v.) ve onun ashabı hayatlarında şu âyeti tatbik ederlerdi: "Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı nimetlerin teiniz ve hoşlarını kendinize haram kılmayın aşırı da gitmeyin; çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez."(363) Bedenin bazı ihtiyaçları vardır ki akıl erbabı bunları yerine getirmemede büyük zararların olacağı hususunda ittifak etmişlerdir.
    Bu ihtiyaçlardan yüz çeviren zühd ve tasavvuftan islam beridir, islâm'ın maddeciliğe olan hücumundan maksat, israfçıların tıka basa yemeleri, şehvetlerine düşkün mi-deperestlerin şişerekten yemeleridir.
    İsim elbise konusunda da orta yolu benimseyerek insanın elbisesiyle övünmesini ve kibire düşmesini yasaklamıştır. İslam güzel kıyafeti erkeklik şartı ve güzel ahlak belirtisi olarak kabul etmez. Elbiseleri bir dirhem bile edemeyen nice insanlar vardır ki şahsiyetleri yığınlarca gümüş ve altından daha değerlidir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: "Nice dağınık saçlı, yırtık elbise toza bulaşmış (mü'min) insan vardır ki Allah (c.c.) namına yeminde bulunsalar Allah (c.c.) onları yeminlerinde doğru çıkarır."(364) Bir gencin insanlar görsün diye kıyafetiyle ortada gezmesi şurada, burada dikkatlerini üzerine celbetmesi hamakattan doğmaktadır. Nice genç vardır ki saatlerce vakitlerini evde makyajla öldürürler. Bunlar, bu vakitlerini ilmî çalışmaya veya dînî konularda derinleşmeye ayırsalardı epey mesafe kateder ve arkadaşlarını geride bırakırlardı. Onlar yüceliği, sadece bedene elbise giydirmede biliyorlar, islam bu durumu çirkin görüp Müslümanları ondan vazgeçilmiştir. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurur: "Kim dünyada şöhret elbisesini giyerse kıyamet gününde Allah (c.c.) ona zillet elbisesini giydirir ve ateşte yakar."(365) Şu bir geçektir ki nasibsiz erkek ve kadınlar şahsi noksanlıklarını şöhretli elbiselerle kapatmaya çalışırlar... Heyhat...
    Ebu Büreyde anlatıyor: "Aişe'nin (r.anha.) yanına gittim. O, bize yamalı bir elbise ve Yemen malı bir kumaş gösterip; Allah'a yemin ederim ki Allah'ın Resulü (s.a.v.) bu iki elbiseyle dünyadan göçtü, dedi.''(366)
    Cabir (r.a.) diyor ki: "Ali (r.a.) ile Fatma (r.anha) düğününde hazır bulunduk. Ondan daha güzel bir düğüne tevafuk etmemiştik. Yatakları hurma kabuğundandı. Bizlere hurma ve kuru üzüm takdim edildi. Biz de onları yedik. Fatıma (r.anha)'nın gerdekteki yatağı bir koyun postundan ibaretti."(367)
    İsraftan kaçınmak ve zarurî olan ihtiyaçlarla yetinmek ahlâkın yüceliğindendir.
 

Şiir

    "İnsanın bir şanı varsa ölümden sonra ikinci kez yaşar. İhtiyacı kendini geçindirecek kadarki rızkıdır. Gerisi israf ve boşuna meşguliyettir".
    Bu bazı câhil abidlerin yaptığı dinin düşük elbiseleri benimsediği veya yırtık-yamalı elbiseleri giymeye davet ettiği fikrini vermemelidir. Hayır... Hayır... Zanettikleri gibi değildir. Bir adam Abdullah bin Ömer'e "Ben hangi elbiseleri giyebilirim", diye sordu. Abdullah: "Düşük kişilerin seni küçük düşürmeyecekleri akılların da seni ayıp-layamayacakları şekilde elbise giy" dedi. Adam: Bunun değeri ne kadar olmalı? Abdullah 5 ve 20 dirhem arası dedi." (368) Bu miktar İbni Ömer'in asrındak ölçü olabilir. Asrımızda bu miktar artabilir. Düşük elbiseli bir adam Resulullah'ın huzuruna geldi. Resulullah (s.a.v.) ona malın var mı deyince evet vardır dedi. Hangi çeşit mala sahipsin? Allah (c.c.) bana her çeşit mal bağışlamıştı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v.): "Allah (c.c.) sana mal verdiyse onun nimetini bazı eserleri ve keremi üstünde görülsün buyurdu. "(369) Bir başka hadiste şöyle buyurur. "İmkan bulduğu takdirde sizden birinin iki iş elbisesinden başka iki elbise edinmesinde bir sakınca yoktur. (370)
    Gördüğün gibi İslâm, Müslümanların güzel ve hoş kıyafetlere bürünmesini tavsiye etmiştir. Şu iki insan arasında çok büyük fark vardır ki bunların biri iç alemini ihmal eder. Dış görünüşünü süsler. En kıymetli zaman ve malını bedenini süslemekle harcar. Diğeri ise, şahsiyet ve varlığını korumak için bütün imkanını kullanır. Bununla beraber tüm vecibeleriyle beraber insanlar arasında güzel bir heybetle görünmeyi de ihmal etmez.
    Bugünkü insanlık senenin tüm mevsimlerini sayılmayacak kadar moda çeşidiyle karşılaşmaktadır. Yazın giyilen bir elbiseyle sonbaharda giyilen elbise bir değildir. "Bu kışlık değildir" Bu da yazın giyilmez... Bundan başka günün çeşitli vakitleri ayrı ayrı elbiseleri gerektiriyor... Akşam giyilen elbise gündüz giyilmiyor. Bu kötü durumu, Doğu ve Batı'daki, cemiyetlerin başına kadın, kadın köleleri ve kadınlaşan erkekler getirmektedir.
    İslam ve şahsiyetli insanlar böyle bir fitneden münezzeh ve beridir. Reslullah (s.a.v.) şöyle buyurur: "Kadınlara iki kırmızı şeyden dolayı yazıklar olsun. Bunlardan biri altın, diğeri de aspur denilen bitki ile boyanmış elbiselerdir."(371)
    Resulullah'ın bu tehdidi, süslenmeye mübtela olup elbise ve makyajdan dolayı faziletli işlere vakit bulamayan kadınlar içindir. İslam fıkhında, altın ve ipek erkekler için haram olup onlar için diğer kumaşlarda yeteri kadar istifade imkanı vardır. Aslında süslenme ve makyaj erkeklerin şanından değildir. Kadına her ne kadar ipek ve altın caiz kılınmış ise de bütün vaki ve büyük servet harcayacak şekilde makyaj yapamazlar.
    İslam, muhkem kaleler, medrese ve üniversteler, sığmak, çocuk evleri ve hastahaneler tesis etmek için yığınlarca paralar harcayıp bunlann bacalarını göklere yükseltmeye karşı değildir. Çünkü tüm bunlar asırlar boyu ümmetin umûmî maslahatmdandır. Bunların yüksek sur ve geniş olanlara kurulması da normaldir. Bu yalnız başına bir adamın kalkıp kendine veya eşyasına bir gökdelen dikmesi gereklidir, demek değildir.
    İslâm, ev binası ve eşya temininin cevazı hususunda geniş imkanlar tanımış olup bu alanda yapılacak aşın harcamaları yasaklamıştır.
    Kaysın Hazım anlatıyor: "Habbab bin Eret'i karnından yedi yerde dağlanma izleri olduğu halde ziyaret ettik. O, bizlere şunları söyledi: "Selefimiz (bizden öncekiler) dünyada kendilerine hiçbir şey yapmadan göçtüler. Bizler ise elimize geçenleri (ölü yatırım) olan toprağa harcadık. Resulullah (s.a.v.) ölümü istemeyi nehyetmeseydi, ölümü taleb ederdim. Bir başka seferinde bir duvan yaparken onu ziyaret etmiştik. Bu defa da şöyle dedi:" Müslüman infak ettiği her şeyden dolayı ecir alır. Ancak toprağa (fazla binalara) yapmış olduğu harcamalardan dolayı bir ecir almaz."(372)
    Bu büyük sahâbî, fiilen inşaat yapımında bulunuyordu. Fakat bununla beraber Allah (c.c.) yolunda infakta bulunmanın lüzumuna olan şiddetli arzusundan dolayı inşaat yapımında harcanacak paradan ecir gelmeyeceğini zannetmişti... Elbette ki, sırf çoğaltmada yarışmak, övünmek, âhireti unutmak, dünyaya bağlanmak gayesiyle inşaat yapımında bulunursa, bu yolda harcayacağı nafakadan dolayı ecir kazanmaz. Fakat kendini koruyacak ve banndıracak binalar yapmak için harcamalarda bulunursa elbette ki bundan dolayı ecir alacaktır. Böyle durumlarda bina yapımında bulunmak da ibadettir.(*)
    Ev eşyası konusundaki islam'ın hükmü kesindir. İslâm ev dahilinde yapılacak israfil harcamayı yasaklamış evin lüks halılarla döşenmesini etrafında da süslenmesi hoş karşılanmamıştır. Allah'ın Resulü (s.a.v.) Muaz'ı (r.a.) Yemen'e gönderirken kendisine şu tavsiyede bulunur: "Lüks hayat yaşamaktan çekin. Çünkü Allah'ın gerçek kulları lüks yaşamaktan çekinirler." (373)
    Bundan dolayıdır ki İslam, altın ve gümüş kablar ve ipek dibactan yapılmış mefruşatın kullanılmasını haram kılmıştır. İnsanlara normal maddeden yapılmış kab ve mefruşat yeterlidir. Huzeyfe (r.a.) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v.) altın ve gümüş kablarda yeyip içmemizi ipek ve dibac (halis ipek) den yapılmış elbiseleri giymemizi ve onların üzerinde oturmamızı nehy-etmiştir'".(374) Bu izahla İslâm'ın sade bir hayatı benimsediği anlaşılabilir. Zaten hiç kimse de mutlu bir hayatı ipek ve altın kullanmaya bağlayamaz. Bütün insanların altın kullanmadan ve ipek giymeden mesud ve mutlu olmaları mümkündür.
    İslâm milletlerin varlığını korumak, kişiliğini muhafaza etmek için ferd ve cemiyetlerin lüks ve israf içinde yaşamalarını yasaklamıştır. İslam ümmetine yaraşan şunlardır:
    Allah'a (c.c.) teslim bir ümmet, İslâm davası ve i'layı kelimetullah için cihad'la dolu bir tarih zahiri ve batini görünüşü dünyanın fitne ve nevasından temizlenmiş bir hal.
    Şehvetlere dalıp haramlara bulaşmak, görev ve samimiyetten kaçmak şeref esaslarını çiğnemektir. Bu musibetler bir ümmetin başına geldi mi, onu batırır bırakır. Resululah'tan (s.a.v.) şu hadis rivayet edilmiştir:
    "Ümmetimden olup, çeşit çeşit yemekler yiyecek, meşrubat içecek, rengarenk elbiseler giyecek ve konuşmalarında boşuna çene çalacak adamlar türeceyektir... İşte bunlar ümmetimin en kötü insanlarıdır. "(375)

    Sen bu hadisi doğrulayacak şekilde dini konuşmaktan ibaret bilip, onu oyuncak ve keyif haline getirmek suretiyle dini hakikatların aralarında kaybolup kendilerinin de yok olduğu bir toplum görebilirsin.
    Allah (c.c.) lezzetlere dalıp keyf ve zevklere bulaşıp yalnız vücudun süflî arzularıyla yetinen toplumları yermiştir. Kafirler ateşe arz edilecekleri gün şöyle denir:
    "Siz dünya hayatında bütün zevklerinizi yaşayıp bitirdiniz ve bunlarla safa sürdünüz. Artık bugün hakaret azabı ile cezalandırılacaksınız. Çünkü yeryüzünde haksız yere kibir taslıyordunuz bir de dinden çıkıyordunuz. (Fasıklık) ediyordunuz."(376)
    Cezalarına çarpıldıkları zaman kendilerine bunun iktisad ve iffeti kaybettikleri, utanmaz ve lâubâlî davranışlarda da bulundukları için başlarına geldiği hatırlatılır.
    "Size bu azab, yeryüzünde azgınlıkla sevinmenizden ve kibirlenmenizden dolayıdır".
    Şu bir gerçektir ki islam ümmetinin başına gelen musibetlerin temelinde iffet yokluğu ve gayr-i meşru lezzetlerin yay+ılmasının büyük rolü vardır. Resulullah (s.a.v.) ümmetini bu ruhî çöküntüden sakındıraraktan şöyle buyurmuştur:
    "Bu bir gerçektir ki Ben mide ve avretlerinizle hasıl olacak şehvani sapıklık ve dalâlet nevasına düşmenizden korkuyorum."(377)
    İslam bol nimetlerden faydalanma yerine, mubah yiyeceklerin bile zor bulunabildiği fakir bir toplum içinde yayılmaya başladı. Bunların karşılaştı tek şikayet mevzu içinde bulundukları zor ve şiddetli yokluktu. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Ben Ashab-ı Suffe'den yetmiş zat gördüm. Bunlardan hiçbirinin sırtını doğru dürüst örtecek bir elbisesi yoktu. Elbiseleri boyunlarından üstlerine geçirdikleri kumaşlardan ibaretti ki bazıları dizin altına, bazıları da topuğa kadar örtebiliyordu. Kimisi, avret yeri görülür korkusuyla elleriyle elbisesini toplamaya çalışıyordu."(378)
    Fakirlik acılı bir musibettir, İnsanların bundan kurtulması haklan icabıdır, İslam, dünyanın meşru güzelliklerini müminlerin hakkı olarak kabul etmiştir. Resulullah (s.a.v.) İslam'ın dünyaya yayılmasıyla Müslümanların fakirlikten kurtulup, zenginliğin ters etkilerinden endişe etmişti. Ve ashabı vefatından sonra meydana gelecek kötü durumdan sakındırmıştır. Şöyle ki; dünyanın nimetlerinden mahrum kalarak sonunda kınanmış olarak ve bomboş olarak açıkta kalmak değildir. Resulullah'ın da (s.a.v.) şu hadislerinden maksadı budur:
    "Allah'a (c.c.) yemin ederim ki fakirliğe düşeceğinizden korkmuyorum. Fakat sizden öncekilere dünyanın musallat olması gibi, sizlerin de dünyalığa sahip olmanızdan ve bu hususta yarışıp dünyanın onları helak ettiği gibi sizleri de helak etmesinden korkuyorum."(379)
Bir başka hadiste şöyledir:
    "Güzel bir durum ve hayat, sabır ve iktisad nübüvvetin yirmidört cüz'ünden biridir"(380)

_____________
(368) Taberani
(369) Nesai
(370) Ebû Davud
(371) Ibn-i Hibban
(372) Buhâri
* İhlas konusuna bakılsın
(373) Ahmedb.Hanbel
(374) Buhâri
(375) Taberâni
(376) Ahzâb, 20
(377) Ahmed b. Hanbel
(378) Buhâri
(379) Buhâri
(380) Tirmizi
(353) Muhammed, 12
(354) Hicr, 2-3
(355) Bakara, 200-202
(356) Kasas, 77
(357) Bezzar
(358) Tirmizi
(359) Müslim
(360) Ahmed b. Hanbel
(361) Maide, 93
(362) Zariyat, 26-27
(363) Maide, 87
(364) Tirmizi
(365) î. Mace
(366) Buhâri
(367) Bezzâr

Prof. Muhammed Gazali


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın