|
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
Yolculuk
Kan, insan vücudunda 10 bin km.
uzunluğundaki damar yatağı içerisinde hareket eden 25 trilyon Eritrosit (alyuvar), 30
milyar lökosit (akyuvar), 1. 5 trilyon trombosit ve sayısız hayâti molekül ve
yapıları ihtivâ eden 5 litre hacmindeki bir sıvıdır.
Rakamların değerini daha iyi belirtmek için
konuya şöyle devam etmek mümkün. Vücudumuzdaki damar yatağı uzunluğu, Edirne'den
Kars'a kadar olan karayolu mesafesinin en az 5-6 katı ve bu mesafe içerisinde,
hareket eden kanın hücre elemanlarının toplam sayısıysa bugünkü dünya nüfusunun
en az beşbin katıdır. Bu rakamlar daha ilk anda eserin büyüklüğünü ve
meselenin çarpıcılığını apaçık gözler önüne sermeye yetmektedir.
Şimdi bu sistemi en enteresan özellikleriyle
biraz daha yakından tanıyalım.
ERİTOSİTLER: Vücutta
oksijen taşıyan hücrelerdir. Oksijen molekülünün çok önemlidir. Oksijensiz kalan
vücut derhâl iflas eder ve bizler akciğerlerimiz vasıtasıyla bu molekülü
dış ortamdan temin ederiz. Oksijensiz kalan doku mutlaka ölür. 0 halde vücudun her
yerinin bol bol ve devamlı oksijenlenmesi lâzımdır. Acaba bu gerçek bilindiği
için mi kilometrelerce uzunluğunda damar ve trilyonla ifade edilen sayıda oksijen
taşıyıcı hücre yaratılmış, yoksa bu durum tesadüfen mi ortaya
çıkmıştır?
Yeryüzünde koyulmuş bir nizam var. Güneş
doğuyor, yükseliyor ve batıyor, arkasından yıldızlar ve ay ışığı gökyüzüne
hâkim oluyor sonra tekrar güneş doğuyor. Mevsimler de tıpkı onun gibi,
çiçekler, hayvanlar, hepsi onun gibi, insanlar onun gibi.
İşte koyulmuş olan bu dünya nizamından
tıpkı diğer şeyler gibi Eritositler de nasibini almış durumda. Şöyle ki;
Eritositlere ortalama 120 gün verilmiş. Bu süre içerisinde gittikçe
aktivitesini kaybeden fonksiyonlarını azaltan eritosit vücutta özel yerlerde (dalak v.
s) parçalanır ve ölür. Bu parçalanma ile açığa çıkan bütün maddeler yeni
eritosit yapımında kullanılır. Genç, aktif eritositler yapılır. Peki nasıl oluyor
da Eritositler 120 günde ölüyor niye 50 günde veya 150 günde ölmüyorlar yada
ilelebet yaşamıyorlar? Bakınız nasıl oluyor: Eritrositler küçük damarlardan
geçerken incelip uzuyorlar. Yani şekillerini, çapı dar olan o damardan, geçmeye
müsait bir hâle getiriyorlar. Bu şekil değiştirmeleri enerji ile oluyor.
Eritrosit içerisinde enerji temin etmek için çeşitli enzimler var. Ancak bu enzimler
vasıtasıyla enerji temini mümkün oluyor ve enzimler kullanıldıkça yenisi
yapılmadığı için azalıyor. İşte eritrosit içerisinde de öyle bir miktar enzim
koyuluyor ki 120 gün sonunda bu enzimler tamamen bitiyor ve küçük damarlardan
geçerken şekil değişikliği yapmak için gerekli enerji kalmıyor ve şeklini
değiştiremeyen eritrosit damardan geçerken parçalanıyor.
Başta eritrositlerin sayısının 25 trilyon
kadar olduğundan bahsetmiştik. Her 120 günde bir yeni 25 trilyonun meydana geldiği
vücudumuzda hepsinin istisnâsız ömrünün bu kadar güzel ayarlanması ve
organizasyonu, acaba bir tesadüfün veya akılsız tabiâtın eseri olabilir mi? Bu
mükemmellik, sonsuz kudret sahibi olan bizi sevgiyle yaratan Yaratıcımızdan
başka kime mâledilebilir ki?
LÖKOSİTLER: Kanın
mikroplarla savaşan askerleridir. Vücudumuzun savunmasına çok büyük özen
gösterirler. Sırf bu nedenledir ki 30 milyar asker hareket halinde, nöbette ve
devriye gezer tarzda tutulur. Bunun daha fazlası büyük damarların iç zarında
yapışık olup istirahat halinde bekler ve en ufak bir ihtiyaç halinde anında
derhal devreye girer ve nöbet güçlerine katılıp, onlar da bazı mikroplardan korumaya
çalışırlar. Eğer bu da yetmezse vücutta büyük depoları vardır. Bu depodan
hareket halindeki miktarın birkaç mislini derhal kana verirler.
TROMBOSİTLER: Elimize bir naylon torba alıp içine
su dolduralım ve bir iğneyle torbayı delelim. Delinen yerden su akacaktır. Eğer biz o
deliği parmağımızla yada herhangi bir yapıştırıcı ile kapatmazsak bütün su
akıp gidecektir. Aslında bu çok basit bir deney olmakla beraber aynısını vücudumuza
tatbik edersek çok büyük bir fark görürüz. Parmağımıza kaza ile bir iğne
battığını düşünelim. Madem ki vücudumuzda her yerde kan damarı vardır, elbette
ki o iğne birkaçına isabet edecek ve delinen damardan kan akacaktır. Hiçbir
şey yapılmadan 1 ile 3 dakika beklersek çok büyük bir atardamar kesmemek (ki bu
parmakta bulunmaz) ve bir kan hastalığına sahip olmamak kaydıyla kanamanın
durduğunu görürüz. Peki ne oldu da bu kan durdu, acaba kan mı bitti; görmediğimiz
bir şey gelip kanayan yerin üstünü mü kapattı yoksa bir tesadüf mü oldu?
Hayır hiçbiri olmadı. Anlattıklarımızla da ispatlandığı gibi kanın ne kadar
önemli ve gerekli olduğunu bilen Yaratıcımız bizlere kan kaybından büyük
zararlar göreceğimizi de biliyor, ve bunu önlemek için bize trombosit ve pıhtılaşma
faktörleri veriyor. Şöyle ki:
Başta yırtılan damarda bir ağrı meydana
geliyor. Bunu bizde hissediyoruz. Bu ağrı beyni uyarıyor ve beyinin verdiği cevapla
hasar gören damarı daraltıyor. Dolayısıyla geçen kan miktarı da azalıyor.
Trombositler çok hassas hücreler olup oradaki damar cidarı harabiyetini harap olan
bölgeye dokunarak öğreniyor ve oraya yapışıyor. Sonra büyümeye ve kol, bacak
gibi uzantılar çıkarmaya başlıyor. Aynı zamanda yapışkan bir salgı da
çıkarıyor. Bu sayede olay yerinden geçen trombositler de o ilk trombosite
yapışıp aynen onun yaptıklarını yapıyor ve bütün damarların içini kaplayacak
bir tıkaç meydana getiriyorlar. Kan artık o damarda daha fazla ilerleyip hasar
olan yerden dışarı akmıyor ve kanama kesiliyor. Bütün bu olanlar 1 ilâ 3 dakika
içerisinde gerçekleşiyor. Daha sonra bu trombosit tıkacının arkasına
pıhtılaşma faktörleri bir pıhtı meydana getiriyorlar ve tıkacı
kuvvetlendiriyorlar. Bu esnada damar duvarındaki delik tamir oluyor ve tıkaçlar
erimeye başlıyor. Daha sonra kan dolaşımı o damarda tamamen normale dönüyor.
Böylelikle torbadaki suyun misali vücudumuzda gerçekleşmemiş oluyor.
Şu dokümanı elimize alıp inceleyelim, her
sayfasında her cümlesinde hatta her kelimesinde ayrı bir itina, çalışma ve
düşünce vardır. Hiçbir şey tesadüfe bırakılmamıştır. Her şey inceden
inceye hesaplanmış ve ortaya çıkan ürün size takdim edilmiştir. Büyük bir kadro
azimle çalışıp bu ürünü size sunarken, sizler çalışan kadroyu değil
sadece (dokümanı) görüyor, tanıyorsunuz. Peki bu durumda dokümanı çıkaranların
varlığını reddedebilir misiniz? Meselâ bir dergi. Niye her ay çıkıyor,
kapağa neden o resim konmuş, o yazı neden yazılmış, niye o sayfada yer almış?
Bu ve bunun gibi daha bir çok şey...
Yani bunlar lâleteyin olarak mı ortaya
çıktı. Arkasında bir gaye yok mu çalışma yok mu, düşünce-azim yok mu? Tabii ki
var. Hepsi var. Ve neticede elimizde birkaç saytalık ir kaç yazı topluğu
20. yy ilmiyle kısmen çözebildiğimiz
yapıların ve olayların anlatımı var bu yazılarda. Diğer tarafta karşımızda bir
insan duruyor. Mükemmel olarak yaratılmış. Henüz sırrı tam olarak
çözülmemiş yeryüzü var, uzay var ve diğer canlılar var. Hepsi birbirinden daha
mükemmel. Allah hiçbir şeyi amaçsız yaratmadığı gibi insanı da amaçsız
yaratmamıştır. Çok zor değil gerçekten. Anlamak ve itaat etmek. Allahu ekber!
İnşAllah Cennet'te görüşmek üzere...
|