|
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
Yeryüzünü Dolaşmak
Allison Palmer, âyeti okuduktan sonra "dağlar" dedi, "sanıldığı gibi,
sadece yüksekçe bir toprak yığını değil. Artık dağların birer
"kökleri" olduğunu biliyoruz. Dağların asıl yüceliği altlarında
gizlidir.
"Yeryüzünü gezip dolaşın!"
Amerikan Jeoloji Derneğinden Allison R. Palmer, Kur'an'daki bu emri yerine getirenler
arasında. Mesleği, yeryüzünü gezip dolaşmak...
Tebliğine, "Evet, bütün jeologlar
yeryüzünü dolaşıp durmakta" diye başladı Palmer. Niye? Cevaben, başta
sunduğumuz âyetin devamını okudu: "Tâ ki Allah ilk baştan nasıl
yaratmış bir görün." (Ankebut Sûresi 20)
Allison Palmer, hemen ardısıra, jeologların
son iki asır boyunca gezip gördüğünü sıraladı. Meselâ volkan gazlarından söz
açtı. "Bilindiği gibi" dedi, "volkan gazları, içlerinde büyük
miktarlarda su buharı ve karbondioksit taşırlar. Dünyanın ilk zamanlarında da
volkanların birbiri peşisıra patladıklarını biliyoruz." Akabinde, son
yıllarda jeologların buradan yola çıkarak okyanuslar ile atmosferin volkanlarla
kurulduğuna kanaat getirdiklerini hatırlattı. Okyanuslar ve atmosferler, âdeta
volkanlardan fışkırmıştı. Nitekim, "Kur'an'da, "Ve yerden sular
çıkardı" (Naziat Süresi,31) buyurur" diyordu Palmer.
Aynı âdetin hemen ardından, söz dağa
getiriliyordu. Ki bu âyet, dağlara alışılmadık bir bakış açısı sunmaktaydı:
-"...Ve 0 dağları sıkıca çaktı." Allison Palmer, âyeti okuduktan
sonra "dağlar" dedi, "sanıldığı gibi, sadece yüksekçe bir toprak
yığını değil. Artık dağların birer "kökleri" olduğunu biliyoruz.
Dağların asıl yüceliği altlarında gizlidir. Her biri yerkabuğunun derinliklerine
doğru görünür, yüksekliklerden çok daha derin bir kök salarlar. Bu kökler,
ince yerkabuğunu da aşarak, onu bir raptiye gibi, bir kazık gibi yerkürenin merkezine
bağlar." Zaten, Palmer'in işâretlediği gibi, Nebe SGresinde Allah soruyor:
"Biz dağları birer kazık yapmadık mı!? "
Bir diğer ABD'li ilim adamının, Stanford
Üniversitesinden Prof.Robert Coleman'ın dikkatini ise, başka bir âyet çekmiş:
"0 Rab ki, yeri sizin için döşek yaptı." (Bakara Sûresi 22)
Niye "döşek" diyordu âyet?
Coleman ve arkadaşları, bundan şu
sonuçları çıkarmışlar:
-"Yerkabuğunun hemen altında, tıpkı
döşeklerde olduğu gibi, yumuşatıcı elâstik bir madde olmalı. Ki bu, sıvı haldeki
mağma tabakasına işâret eder. Arabalardaki yaylı amortisör sistemleri gibi, bu
elâstik tabaka yerkabuğunu ani sarsıntılardan alıkoyuyor olmalıdır." Âyetin
tasvirine göre, kıtalar sanki birer gemi gibi, sıvı bir tabaka üzerinde
yüzüyordu. Keza bu tasvir, bir başka âyette de çizilmişti: "0 yeri
döşedi..."
Coleman'a göre, bu halihazır kıt'aların-
oluşma teorisinin aynısı! Bu teoriye göre de önce yekpare olan kıtalar zamanla
birbirinden yüzerek ayrılmış ve yerküre üzerine, "döşenmiş" ti.
Peki, aynı sıvı tabaka hâlâ var olduğuna
göre, kıtalar nasıl olup da şimdi yerlerinde duruyorlar? Aynı âyetin devamında
"buna cevap var" diyor Coleman. "Dağları oturaklı kılan da
odur." Coleman'ın belirttiği üzere, aslında kıtalar hâlâ hareket ediyor;
oturdukları bir sıvı zemin üzerinde milim milim kayıyorlar. Ama dağlarla
oturaklı kılınmışlar:
-"Nasıl gemilerin tabanındaki
ağırlıklar gemiyi suya daha derinlemesine gömüp tehlikeli yalpalamaları ve
sallantıları önlüyorsa, dağlar da kıtaları elâstik sıvı içinde oturtuyor,
sabitleştiriyor."
Kur'an ve llim"i ele alan bir başka gayri
müslim konuşmacı ise, dinleyicileri okyanuslara, dipsiz derinliklere doğru götürdü.
Colorado Üniversitesinden W.W. Hay'e göre, Kur'an bize okyanusun esrarlı
kıpırtılarını dinlemeye çağırıyor ve şöyle diyor:" (öyle bir okyanus ki)
dalga üstüne dalga sarmalıyor; üstünde de bir bulut... Birbiri üstüne
sarılı karanlıklar... (Nur Sûresi 40)
Hay'e göre, bu âyette:
-"En son gözlem tekniklerimizin
gelişmesine kadar hepimize gizli kalmış bir âlemin tasviri var."
"Okyanus diplerinde .devamlı
kıpırdanışlar, iç dalgalanmalar vardır. En alttaki dalgalanmaların üzerinde bir
başka su tabakası başka bir dalgalanma gösterir. Onun üzerinde bir başkası...
Böylece, okyanusun yüzeyine ve alışık olduğumuz dalgalara kadar çıkarız.
Bütün bu tabakalar, üzerindeki bulutlarla beraber, aşağılara indikçe koyulaşan
içiçe karanlık tabakalarını oluştururlar." Kısacası, bir başka
konuşmacının ifadesiyle, "Kur'an'da okyanuslar vahyedilmiş."
Kur'an'da neler vahyedilmemiş ki? Konferansa
katılan tebliğlerin başlıkları fikir vermeye yeterli. Kur'an, meselâ denizlerin ve
nehir sularının birbirine karışmamasından; ağır elementlerin yıldızlarda
pişirilişine kadar bütün fiziki ilimleri kavrıyor. Oradan suyun bulutlardan
indiriliş şekline, gezegenlerin düzenleniş tarzına tohumların topraktan
başlarını uzatmalarına kadar uzanıyor. Ve Kanadalı Embriyolog Keith Moore'un
tebliğinde ortaya koyduğu gibi, hücrenin en ince ayrıntılarına kadar giriyor;
yavruların ana rahminde nasıl büyüdüklerini dakika dakika anlatıyor.
Çünkü Kur'an, kâinatı yaratan Rabbin,
bilinmesi ve uyulması gereken kelâmı.
|