|
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
MUTFAK
Günde en az üç öğün
yemek yiyoruz. Çoğu kez iştahla ağzımıza
aldığımız gıda maddelerinin başlarına neler
geldiğini hiç düşünüyor muyuz? Ağzımıza
aldığımız gıdalar çeşitli kademelerden geçip
küçük parçalara ayrıldıktan sonra kan yoluyla
hücrelere kadar taşınırlar. Gıdalarımız genelde
çok büyük moleküller halindedir. Meselâ proteinler
yüzlerce amino asitlerden, nişasta ve glikojen gibi
karbonhidratlar da binlerce glikoz (şeker)
moleküllerinden meydana gelmiştir. Bu makro
molekülleri bir dağa benzetirsek, bu dağdan evler
yapılmak gerektiğinde önce dağın küçük taşlara
parçalanması gerekir. İşte gıdalar ağızdan
hücrelere ulaşıncaya kadar vücudumuzda dört farklı
muameleden geçirilerek en küçük parçalara ayrılır.
Bu muamelelerin yapıldığı yerler bir cihette mutfak
gibi, bir cihette süzgeç gibi, bir cihette de fabrika
gibi çalışmaktadırlar. Bu dört farklı işlemin
meydana geldiği yerler sırasıyla ağız, mide, ince
bağırsak ve karaciğerdir. Bütün bu biyolojik
fabrikalarda gıdaların sindirilmesi enzim adı verilen
protein yapısındaki katalizörlerle gerçekleştirilir.
Enzimler, reaksiyon hızını en az 100 milyon kat
arttıran harika moleküllerdir. Yâni laboratuar
şartlarında aylar, yıllar alan ve hattâ imkânsız
olan olaylar enzimler sayesinde vukû bulur.
İlk mutfak olan ağızda
sadece karbonhidratlar kısmen sindirilir. Ekmek gibi
unlu gıdalarımız karbonhidrat sınıfına girerler. Bu
safhada nişasta gibi uzun zincirli karbonhidratlar daha
küçük parçalara ayrılırlar. Bu iş tükürükte
bulunan amilaz grubu enzimlerce yapılır. Proteinler ve
yağlar ağızda herhangi bir muameleye maruz kalmazlar.
İkinci fabrika midedir.
Mide sadece proteinlerin sindirilebildiği bir organdır.
Mideden salgılanan pepsin enzimi sayesinde hidroklorik
asit gibi kuvvetli bir asitinde tesiriyle proteinler
kısmen parçalanır. Ne gariptir ki vücudumuza
döktüğümüz takdirde yakacak şekilde tesir gösteren
bir asit, midemizi tahrip etmemektedir. Tuvaletlerde
temizlik amacıyla kullandığımız tuz ruhunun
maddeside bu asittir. Mide duvarından salgılanan ve
mukus adı verilen bir maddenin mideyi bu aside karşı
koruduğu bilinmektedir. Üçüncü fabrika veya mutfak
ise ince bağırsaktır. Burada çok daha hummalı bir
faaliyet vardır. Midede kısmen parçalanan proteinler
burada en küçük parçaları olan amino asitlere
dönüşürler ve kana karışırlar. Bunun için
pankreastan salgılanan tripsin, kimotripsin,
karboksipeptidaz elastaz enzimleri ile ince bağırsak
duvarından salgılanan aminopeptidaz, dipeptidaz ve
tripeptidaz görev yaparlar. İşin ilgi çekici bir
diğer yönü ise, özellikle pankreastan salgılanan bu
enzimlerin ürettikleri yerde aktif olmamalarıdır.
Yâni sentezlendikleri hücrelerde proteinleri
parçalayamamalarıdır. Bunlar bazı değişiklikler
geçirdikten sonra tesirli hâle gelir ve gıdalarımız
içindeki proteinleri parçalarlar. Yapıldıkları
hücrelerde tesirli olsalardı kendi hücrelerini
sindireceklerdi. . .
Karbonhidratlar
bağırsakta pankreastan salgılanan amilaz ve maltaz
enzimleri ile ince bağırsaktan salgılanan maltaz,
laktaz, ve sukraz enzimleri vasıtasıyla bu kez en
küçük birimleri olan glikoz, fruktoz gibi şekerlere
dönüştürülür ve ince bağırsaktan emilerek kana
karışırlar.
Yağların sindirimi ince
bağırsakta başlar. Yağlar suda çözünmediği için
önce suda çözünür hâle getirilmesi gerekir. Yağlar
ince bağırsağın üst kısmına geldiğinde
kolesistokinin hormonu salgılanarak kana karışır ve
safra sıvısının bağırsağa akmasını sağlar.
Safrada bulunan safra asitleri yağları emülsiyon hâle
getirerek (ince tanecik halinde dağıtarak) sindirimi
kolaylaştırır. Yağlar daha sonra on iki parmak
bağırsağına gelirler ve sekterin hormonunu
salgılatırlar Bu hormonda pankreastanlipaz enzimlerinin
salgılanmasını uyarır ve bu enzimler tarafından
yağlar parçalanırlar. Daha sonra yağların bir
kısmı direkt olarak, bir kısmı da yeniden
sentezlenerek lenf sistemi vasıtasıyla kana
karışırlar.
Dördüncü mutfak ise
karaciğerdir. Karaciğer gerçek mânâda bir kimya
fabrikasıdır. Her an çok çeşitli kimyevi maddeler
sentezlenir. Karaciğere gelen yağlar lipoprotein adı
verilen suda kolay çözünen bileşiklere çevrilir ve
kolayca kanda taşınırlar. Yağların bir kısmı
burada keton cisimleri adı verilen maddelere
dönüşürler. Şekerlerin bir kısmı ise glikojen
halinde depolanır. Amino asitlerin yakımı da
karaciğerde olur. Faydalı bileşikler kan yoluyla
diğer hücrelere gönderilirken, üre gibi zararlı
maddelerde dışarı atılır.
Böylece bu dört fabrikada
işlenen gıda maddeleri, vücudumuzdaki toplam uzunluğu
100-150 bin kilometreyi bulan bir kılcal damar sistemi
vasıtasıyla bütün vücut hücrelerine dağıtılır
ve onların imdadına koşturulur. Hücrelerde ancak
ihtiyaçları kadarını alırlar, fazlası depolanır ve
israf olayı katiyen vuku bulmaz. Hücrelere taşınan
gıda maddelerinin bir kısmı burada yapı malzemesi
olarak kullanılır ve bizim büyümemizi sağlarlar; bir
kısmı da enerjiye ve ısıya dönüştürülerek
çeşitli işlerin yapılmasında ve vücut
sıcaklığının korunmasında görev yaparlar.
Ana hatlarıyla ve oldukça
özetle anlattığımız bu harika olaylar bizim için
hayati olaylardır. Vücudumuzda devamlı olarak cereyan
eden bu harika işlerden hangisinin farkındayız? Sadece
gıdaları ağzımıza koyuyoruz o kadar. Bunları
irademiz haricinde mükemmel mânâda icra eden İlâhi
kudreti tanımamız ve 0'na kulluğumuzu ifade etmemiz
gerekmez mi? Bir fincan kahvenin kırk yıl olur da,
hayatımız boyunca bizi şefkatle terbiye eden yüce
Rabbimize nasıl şükretmeyiz.?! Hadi gayret... |
Düşünen İnsanlar İçin
(dökümanlarından)
|