Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar

MANTIK

           Mantıkta doğru düşünmenin üç prensibi vardır: Aynilik, çelişmezlik ve üçüncü hâlin imkânsızlığı. Ayni (özdeş) olan şey, sadece ' kendisine benzeyen, kendisinden başka hiçbir şeye benzemeyen varlıktır; yâni A, A'dır. Matematikte A=A dediğimiz zaman iki tane
           A'yı ifade etmiş olmayız; A'nın A'dan başka bir şey olmadığını anlatmış oluruz. Çelişmezlik (adem-i tenâkuz) prensibinde bir şey, aynı anda hem var, hem de yok olamaz. Bir şey ya var, ya da yoktur. Üçüncü hâlin kabûlü imkânsızdır.
           Bir örnekle açıklayalım:
           Bir insanın gözünün önünde boş bir torbaya biri bakırdan diğeri camdan yapılmış iki bilye koyalım. Muhatabımıza;
           • "Elini torbaya daldırıp bir bilye çıkaracaksın" diyelim ve soralım:
           • "Çıkaracağın bilye hangisi olabilir?"
           Muhatabımız akıllı bir kimseyse;
           • "Ya bakır, ya da cam bilye'; cevabını verecektir. Zira üçüncü bir halin kabûlü mantıken imkânsızdır. Eğer, muhatabımız:
           • "Gümüş bir bilye çıkabilir" derse, kelimelerin ifade ettiği mânâların dışına çıkmış olur. "Boş torba, bakır bilye, cam bilye" kavramlarında bizimle mutabakat sağlamamış demektir ki; bu durumda onunla tartışmaya devam edilmez..

ALLAH'I TARİF ETMEK MÜMKÜN MÜ?

           İngiliz mantıkçısı Morgan, kavramların tarifini yaparken çok basit bir formül kullanmıştır. İnsan=x ise, İnsan olmayan Y'dir. X kavramı pozitif, Y kavramı negatiftir. "X" kavramının içine sadece "insan" girer, insan olmayan her şey de "Y" kavramına dahildir. Buna göre X tek iken, Y sonsuza kadar gider. Keza, Allah=X dediğimiz zaman, Allah olmayan bir şey Y dir. Y'den hiçbir şey Allah'a benzemez. Yine Allah "Yaratan"dır dediğimiz zaman, onun dışındaki hiçbir şey yaratmaya muktedir değildir. Yine Morgan'ın kavramlar tarifine göre; "Sebebi yaratan, sebepler cinsinden olamaz." Eğer öyle olsaydı, sebebin kendisi o işi yapmaya muktedir olurdu. Bir tabloya baktığımız zaman, bu tablonun bir sanatkârın elinden çıktığına, kendi kendine çizilmediğine mantıken karar veririz. Fakat tabloyu çizen, boyalar, çerçeveler ve bezler cinsinden değildir. 0, etiyle, kemiğiyle, kanıyla, aklıyla, ilmiyle, iradesiyle bambaşka bir varlıktır. İşte dünyanın ve kâinatın Yaratıcısına sanatkârına da bu gözle bakmalıyız. 0, yarattıklarına hiçbir yönüyle benzemez. Aklımıza ne geliyorsa (Y kavramına giren her şey), Allah ondan başka bir varlıktır. Muhalefetün LilHavadis'tir; yâni yarattıklarından hiçbirine benzemez. Kıyam bi nefsihi'dir; varlığı kendinden olup, var olması için bir şeye muhtaç değildir. Kadim ve Bâki'dir, varlığı ezeli ve ebedidir; yâni başlangıcı ve sonu yoktur.
           Kâinat kitabına baktığımız zaman, aklen "bir kitap katipsiz, bir bina ustasız, bir köy muhtarsız olmazken şu kâinat nasıl yaratıcısız ve sahipsiz olabilir" der, eserden sanatkârına geçer, 0'nun varlığını bilmecburiye kabul eder. Bu sıfatlar sadece Allah'a mahsus olup, yarattıklarının hiçbirinde bulunmaz. Hayat, İlim, İrade, Kudret, Sem (işitme), Basar (görme), Kelâm (Konuşma), Tekvin (icad etme, var etme) gibi sıfatlar Allah'ın izniyle akıl, şuur ve ruh sahibi mahlûklarda da bir derece bulunduğundan bunlara "sıfat-ı subutiye" denmiştir. "Esma-ül Hüsna" dediğimiz diğer bütün isimlerden her biri bu sıfatlardan birinin şümulüne girer.
           Bize akıl nimetini veren ve İslâm'la şereflendiren Allah'a şükürler olsun...

Düşünen İnsanlar İçin (dökümanlarından)


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın