Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
|
Peygamber Efendimiz'in evlatları |
Peygamberimiz'in üçü erkek, dördü kız olmak üzere yedi evlâdı dünyâya gelmiştir.
Peygamberimiz'in üçü erkek, dördü kız olmak üzere yedi evlâdı dünyâya gelmiştir.
Erkek çocukları; Kâsım, Abdullah ve İbrâhim'dir. (Abdullah, Tayyip ve Tâhir diye
de anılır.) Kız evlâtları; Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtımatü'z-Zehrâ'dır.
Hz.İbrâhim'den başka bütün çocukları Hz.Hatîce'den doğmuştur.
Peygamber Efendimiz'in dünyâya ilk gelen çocuğu Kâsım'dır. Bundan dolayı
Peygamber Efendimiz, Ebû'l-Kâsım diye künyelenmiş ve Ebû'l-Kâsım diye
anılmıştır. Kâsım ile Abdullah küçük yaşta vefât ettiler. Kızlarının hepsi
büyüdü ve onları kendisi bizzat evlendirdi. En büyük kızı Zeyneb'i Ebû'l-As ile
evlendirdi. Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'ü amcası olan Ebû Leheb'in oğullarından Utbe
ile Uteybe'ye vermişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb ve karısı onları
oğullarından boşattılar. Daha sonra, Peygamberimiz Rukiyye'yi Hz.Osman'a
nikâhladı. O vefât edince Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı. Bundan dolayı Hz.Osman'a iki
nur sahibi mânâsına gelen «Zinnûreyn» denmiştir.
En küçük kızı ki, hakkında Seyyidetü'n-Nisâ (hanımların en hanımefendisi)
buyrulan Hz.Fâtımatü'z-Zehrâ'yı da Hz.Ali ile evlendirdi. Peygamberimiz'in
mübârek nesli, Ehli Beyt, O'nun soyundan gelmektedir. Hz.Fâtıma'dan başka bütün
evlâtları Peygamber Efendimiz'den önce vefât ettiler. «Rıdvânullâhi Teâlâ
Aleyhim Ecmaîyn».
Kâbe'nin Tâmirinde Peygamberimiz'in Hakemliği
Hz.İbrâhim, oğlu Hz.İsmâil ile birlikte yaptığı Kâbe'nin, yüzyıllardan beri
devamlı yağmur ve sel sularına karşı koyan duvarları iyice yıpranmış, yıkılmağa
yüz tutmuştu. Bir kadının sıçrattığı bir kıvılcım yüzünden Kâbe örtüsü ve kapısı
yanmıştı. O sıralarda, Kâbe'nin içindeki kuyuda saklı bulunan, inci ve değişik
mücevherlerle süslü altın geyik heykelleri hırsızlar tarafından çalınmıştı.
Kureyşliler, şüphe üzerine Huzza kabîlesinden Melih bin Ömeroğullarının âzatlı
kölesi Düveyk'in, evinde yaptıkları aramada, çalınan heykelleri ele geçirdiler.
Cezâ olarak da, Düveyk'in elini kestiler ve Kâbe'yi yeniden yapmağa, onarmağa
karar verdiler. Habeş'de, Farslıların yaptıkları kiliseyi, Rum hükümdarının
mimar Bakum'un îmar ve nezâretinde yeniden yaptırmak istemesi üzerine, Mısır'dan
yola çıkarılan inşaat malzemesi yüklü vapur, Cidde sahiline çarparak
parçalanmıştı. Geminin malzeme ve parçalarını sâhiplerinden satınalarak, mimar
Bakum'la da anlaşıp Mekke'ye getirdiler. Hep beraber Kâbe'yi yıkıp, yeniden
yapmağa başladılar.
Sıra mübârek Hacer-ül Esved taşını yerine koymağa gelince, Kureyş kabîleleri
arasında sert bir tartışma ve çekişme başladı. Kabîle reisleri, kendilerinin
daha asil, köklü ve şerefli kabîle olduklarını, binâenaleyh, bu mübârek taşı
yerine koyma hakkının kendilerine âit olacağını iddiâ ediyor, çok hassâsiyet
gösteriyorlardı. Bir kısım kabîle reisleri de, mübârek Hacer-ül Esved taşını
yerine koyma mevzûunda çıkan ihtilaf üzerine, ellerini kan çanağına batırarak bu
taşı kendilerinin koymaları için yemin etmişti. Artık kılıçlar çekilecek
insanlar birbirini öldürecek, harp edilecek bir hava esmeğe başlamıştı. (Câhiliyet
devrinde, Araplar bir mes'elenin üzerinde çok ciddiyetle hassasiyet gösterip
hayat memat meselesi yaptılar mı, kabîle reisleri ellerini içinde kan olan bir
çanağa batırır, ellerini kana bular, yemin ederlerdi. Dedikleri olmazsa,
kılıçlar çekilir, adamlar öldürülür, harp ederlerdi. Ondan sonra, gâlip gelenin
dediği olurdu.)
Bu arada, Ebû Ümeyye şöyle bir teklifte bulundu: "Sabahleyin Safâ kapısından ilk
gelen zât, bu işte hakem olsun". Bu teklifi yerinde buldular ve kabul ettiler.
Sabah Safâ kapısından ilk girenin Hz.Muhammed (S.A.V) olduğu görüldü. O'nu
görünce herkes sevindi. Çünkü O, aralarında doğruluğun, dürüstlüğün, sadâkatın,
hak ve adâletin mücessem bir timsâli idi. Herkes, O'nda gördükleri doğruluktan,
dürüstlükten, mekârimi ahlâktan dolayı O'na; «Muhammed-ül Emin, (sâdık Muhammed,
doğru Muhammed (S.A.V.)» derlerdi. O'na durumu anlattılar. "Seni hakem kabul
ettik yâ Ebe'l-Kâsım" dediler.
Allâh'ın sevgilisi gülümsedi, "Haydin bana bir elbise, bir örtü getirin" dedi.
Örtü geldi. Onu yaydı, serdi. Hacer-ül Esved'i örtünün üzerine koydu. Her
kabîleden birer temsilci seçmelerini istedi. Seçtiler. Onlara, örtünün
kenarlarından tutarak hep beraber yerine konmak üzere kaldırmalarını buyurdu.
Kaldırdılar. Sonra da elleriyle Hacer'ül Esved'i örtünün içinden alıp yerine
koydular.
Böylece, büyük bir ihtilafın önlenmiş olmasından, herkes memnun, herkes saadet
ve itmi'nan içinde kaldı. Peygamber Efendimiz'in bu tatbikatı herkes tarafından
son derece taktirle karşılandı.
Peygamber Efendimiz'in Kâbe'nin bu tâmirinde Kureyş'le birlikte çalıştığı, hatta
bu yüzden omuzları taş taşıa yara olduğu, târihin rivâyetleri arasındadır.
Kâbe'nin bu tâmiri sırasında, şöyle mühim bir hâdise vuku bulmuştu:
Peygamber Efendimiz, amcası Abbas ile birlikte taş taşırken, Hz.Abbas O'na,
ihrâmını çözerek omuzuna koymasını, bu suretle omuzunun incinmemesini söyledi.
Peygamber Efendimiz de ihrâmını toplayarak omuzuna koymuştu. Vücudu açılınca
birdenbire yere düşerek kendinden geçti. Bu halden ayılınca derhal ihrâmını
almış ve bütün vücudunu örtmüştü. Sonra Ebû Tâlib bu işe merak etmiş ve hâdiseyi
kendisinden sormuştu. Hz. Muhammed (S.A.V) şu cevabı vermişti: "İhrâmımı
toplayıp omuzuma koyduğum zaman vücudum açılınca şöyle bir ses duydum: «Yâ
Muhammed! (S.A.V.) âzânı setret. Sen Peygamber olacaksın, sana yakışmaz.»"
Peygamber Efendimiz'in gâipten duyduğu ilk ses bu idi. O sırada Peygamberimiz otuzbeş yaşlarında idi. |
|
|
|