Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
|
Kur'an'da Ahiret Hayatı |
İslam itikad nizamında temel iman esaslarından biri de “Ahiret Günü”ne
inanmaktır. İnançlarımız ve amellerimize göre, mutluluk dolu, ya da belirli bir
süresi veya bütünü azaplarla çevrili ebedî bir hayat yaşamak için, ölümden sonra
tekrar dirileceğimize iman etmektir.
İnsan, bu yüceler yücesi güne inanmadıkça, bu mukaddes günü yakınlardan yakın
bilmedikçe, bu günün korkusuyla ürpermedikçe, bu günün saadetine arzu duymadıkça
dünya hayatını mânâlandıramaz, yaşama aşkı ve emelleriyle dolu canlı ve gayeli
bir hayat süremez, iradesi ve imkanlarını faziletlere yönelterek özlemi duyulan
bir “İslam insanı” olamaz.
Bunun içindir ki, ahiret gününe iman konusu Kur’an-ı Kerim’de pek çok kere
işlenmekte, bu azim gücün varlığı ve oluş şekli şuurlara yerleştirilmektedir. Bu
mutlak adalet günündeki ilahi muhakeme bütün dehşeti ve ayrıntılarıyla
birleştirilmekte, cennet ve nimetleri, cehennem ve azabı gayet açık bir şekilde
tasvir olunmaktadır.
Bu gerçek ve yüce günün sahibi Rabbimiz şöyle buyurur: “İnkarcılar, öldükten
sonra asla diriltilmeyeceklerini zannedip iddia ettiler. (Ey Peygamber! (Onlara)
de ki; hayır (zannettiğiniz gibi değil.) Rabbim hakk için muhakkak yaptıklarınız
size haber verilecektir. Bu ise Allah’a göre kolaydır.” (Tegabün/7)
“Gökler ve yeri yaratan (Allah’ın), Onlar gibisini yaşatmaya gücü yetmez mi?
Elbette buna gücü yeter. O, herşeyi yaratandır, herşeyi bilendir.” (Yasin/81)
İnsanların inanmaya çağrıldıkları ahiret gününün kainat nizamının çünkü ile
başlayacak ilk safhasını ve insanların büyük bir korku ve dehşet içerisinde
kabirlerinden diriltilerek çıkarılacaklarını Kur’an’ımız şöyle açıklamaktadır:
“Gök, yarıldığı zaman.”
“Güneş dürüldüğü (ve ziyası söndürüldüğü zaman.” “Yıldızlar dökülüp saçıldığı
zaman, dağlar yürütüldüğü (toz duman olduğu) zaman, denizler fışkırtıldığı,
kabirler (in toprağı) alt-üst edildiği zaman, insan -kaçış nereye-? diyecek.
Hayır hiçbir sığınak yok.” O gün kişi, (Hak iddia ederler korkusuyla)
kardeşinden, anasından ve babasından, zevcesinden ve oğullarından kaçacaktır. O
gün herkesin (varıp) duracağı yer ancak Rabbin (in huzurudur.)” (Tekvir, İnfitar,
Abese, Kıyame Sureleri)
Kur’an ayetlerinde oluş şekli açıklanan ahiret gününde insanların Allah’ın
huzurunda nasıl muhakeme olunacaklarını da Kur’an’ımız şöyle belirtmektedir:
“Herkesin boynuna işledikleri amelleri dolarız ve kıyamet günü açılmış bulacağı
kitabı önüne çıkarırır (ve şöyle deriz): (Amel) Kitabını oku. Bugün kendi
hesabını kendin göreceksin.” (İsra/13-14)
“Amel kitabı ortaya konunca, suçluların onda yazılı olanlardan korktuklarını
görürsün. -Vah bize, eyvah bize! Bu nasıl kitapmış küçük büyük birşey bırakmadan
hepsini saymış- derler. Yaptıklarını hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık
etmez.” (Kehf/49)
“(İşte o gün ağızlarını mühürleriz.) Kendi dilleri, elleri ve ayakları yapmış
olduklarına tanıklık ederler. O gün Allah onlara kesinleşmiş cezalarını
verecektir. Allah’ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.” (Nur/24-25)
Mükafat ve ceza tevziinde Allah’ın adaleti tecelli etmeye başlayınca Allah’ı,
elçisini ve kanunlarını tanımayan inkarcı ve isyancıların, yoksun kalacakları
mutluluktan ve uğrayacakları azaptan ötürü pek büyük nedamet duyguları
içerisinde vahlanacaklarını, ama bu sızlanışların bir faydası olmayacağını, zira
hiçbir dost ve yardımcısının bulunmayacağını da Kur’an’ımız bütün tafsilatıyla
açıklamaktadır:
“... O gün kişi elleri ile yapıp öne sürdüğü işlere bakar, inkarcı ve isyancı
kişi de şöyle der: Ah! Ne olurdu ben bir toprak olaydım. (Keşke dirilmeyeydim.)”
(Nebe/40)
Ne olaydı, ben Hak Peygamberle (ve O’nun izindekilerle) beraber bir kurtuluş
yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke beni sapıtan falanı dost
edinmeyeydim. Vallahi beni, bana geldikten sonra Kur’an (düzeni)nden o sapıttı.”
(Furkan/27-29)
“Artık onlara, şefaatçilerin şefaatı fayda vermez.” (Müddesir/48)
“(Zaten Allah’ı elçisini ve kanunlarını tanımamakla öz nefislerine, hakları
çiğnemekle ve fertlere ve topluma) zulmedenlerin ne dostu ne de dinlenir bir
şefaatçisi olur.” (Mümin/18)
Kur’an ve sünnet açıklamalarına göre, iman etmedikçe ve tevbe ile arınarak İslam
dinini yaşamadıkça, Allah’a, Peygamberlerine ve ahiret gününe inanmayanlar,
rabbimizin ve peygamberlerimizin hayatımızı düzenleyen emir ve yasaklarına
uymayanlar cehenneme atılacaklar. Evet inançsızlar, namaz kılmayanlar, cemiyetin
fakir kesimini kalkındırmak istemeyenler, zekat vermeyenler, çeşitli
entrikalarla fert ve toplum haklarına tecavüz edenler, zinacı, içkici ve
çekiştiriciler, Hakk’a çağırdıkları halde Hakk’ı yaşamayanlar gibi inkarcılar ve
günahkârlar inanmadıkları veya azabından koruyacak hayatı sürdürmedikleri için
Cehennem atılacaklar ve Allahu Teala onlara şöyle buyuracaktır: “Bu (ahiret)
günümüze kavuşmayı unutmanıza karşılık tadın azabı. Doğrusu (şimdi) biz de sizi
unuttuk. (Sizi cehenneme bıraktık) Yaptıklarınıza karşılık, çekin o, ardı arkası
kesilmeyen azabı!” (Secde/14)
İslam dinini hayat düzeni edinerek Allah’a ve Peygamberine itaat edenler de
mutluluk yurdu cennetlere gönderilecekler ve onlara şöyle denilecek: “İşte,
(söz, iş ve davranışlarınızla) İslam’ı yaşamamız sebebiyle mirasçısı olduğunuz
cennet” (A’raf/43). “Her türlü elemden arınmışlık) selamet size. Artık
mutlusunuz. Ebedi olarak kalmak üzere girin cennete.” (Zümer/73)
İbn-ü Ömer (r.a.) anlatıyor:
Allah’ın rasulü (s.a.v.) ile beraberdim. Ensar’dan bir sahabi (Allah’ın Rasulüne)
geldi ve O’na selam verdi. Sonra da sordu:
- (Ya Rasulullah) Mü’minlerin en zekisi hangisidir?
- Onların ölümü en çok hatırlayanı, ölümden sonrası için en güzel bir şekilde (ahiret)
hazırlığı yapanıdır. İşte onlar, (evet bu gibiler) en zeki mü’minlerdir. (Tac
5/212, İ. Mace 4259)
Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de cehennem ve cennet hayatını idraklerimize
yaklaştırarak bütün ayrıntılarıyla bildirmektedir. Bu açıklamalar o kadar
canlıdır ki, bazen de ruhun etkileneceği şekilde tablolaştırılır ve
seslendirilir.
İslam’a inanmayanlar ve bu hak nizamı yaşamayanların, Hz. Peygambere iman edip,
O’nun yolunu ve izini takip etmeyenlerin atılacakları Cehennem’in azabını ve bu
azabın kalblere korku salıcı dehşetini Kur’an ayetlerinden izleyelim.
“Cehennem, (kendisine atılacaklara) uzak bir yerden gözükünce, onlar, onun
kaynamasını ve uğultusunu işitirler.” (Furkan/16)
İşitirler de tam bir nedamet ve hüsran içinde şöyle vahlarlar: “.......Keşke
ölüm kat’î olaydı (da bir daha dirilmiyeydim) Malım bana fayda vermedi, gücüm de
kalmadı.” (Hakka/27)
İnkarcı ve isyancı kullar cehenneme atıldığında; azab onları kuşatacak. “...
Azab, onları tepelerinden ve ayakları altından saracak.” (Ankebut/55) “....
Derilerinin her yanışında, azabı tadmaları için onları başka derilerle
değiştireceğiz. Allah güçlüdür, hakimdir.” (Nisa/56)”Günahkarların
(cehennemdeki) yemeği o zakkum ağacıdır. O, kaynar suyun fıkırdadığı gibi
karınlar içinde kaynayacak erimiş madenler gibidir.” (Duhan/43-46) “İşte siz, ey
sapıklar, yalanlayanlar! Doğrusu bu zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı
onunla dolduracaksınız. Onun üzerine (erimiş maden tortusu gibi) kaynar su
içeceksiniz. Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.”
(Vakıa/51-56) “... Bu içki, ne fena bir içki ve bu ateş de ne kötü konaklama
yeridir.” (Kehf/29)
Pek tabidir ki, azablılar bu korkunç elemden kurtulmak, ızdırabı ölümden daha
ağır olan cehennemden çıkmak isterler. Ana nafile. “... Oradan her çıkmak
istediklerinde, yine o ateş içerisine döndürülürler ve onlara; -tadın bakalım
yalanlayıp durduğunuz o ateşin azabını- denilir.” (Secde/20)
Kur’an-ı Kerim’de, cehennem ateşi ve cehennemliklerin azabı canlı tablolar
halinde takdim olunduğu gibi, cennet nimetleri ve cennetliklerin mutlu hayatı da
ruhları etkileyici bir şekilde sunulmaktadır.
“İnanan ve yararlı işler yapanlar için hoş bir hayat ve güzel bir istikbal
vardır.” (Ra’d/29) “... Onları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız.
Orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” (Nisa/57) “Gerçekten cennetlik olanlar o gün
eğlenceyle meşguldürler.” (Yasin/55) “Onlar dal bastı kirazları, salkımları
sarkmış muz ağaçları ve yayılmış tatlı gölgeler altında, çağlayarak akan sular
kenarlarında, bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında,
yüksek döşeklerde...” (Vakıa/28/34) “... Cevherlerle örülmüş tahtlar
üzerindedirler....” (Vakıa/15) “(Cennette onlar için) işlediklerine karşılık
olarak sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır.” (Vakıa, 22-23) “Biz
ceylan gözlüleri (cennetlikler için) yeniden yaratmışızdır. Onları, bakire, şuh,
eşlerine düşkün ve yaşıtları kılmışızdır.” (Vakıa/35-37) “Ebedi gençliğe
erdirilmiş genç hizmetçiler, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir
kaynaktan doldurulmuş kaseler ibrikler ve kaselerle (cennetliklerin) etrafında
dolaşırlar.” ( Vakıa/17-19)
İmanlı ve güzel amelli mü’minler öyle nimetler içerisindedirler ki, Kur’anımızın
ifadesiyle onları kimsecikler bilmez. “Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan
mutlu kılıcı nimetleri hiçbir kimse bilmez.” (Secde/17)
Peygamber Efendimiz bir hadislerinde: “Cennet ehli, cennete girdiklerinde, bir
ilgili (melek) şu açıklamayı yapar: Şüphe yok ki, siz cennette ebedî yaşayacak
ve hiç ölmeyeceksiniz. Hastalanmayacak ve daima sıhhatte bulunacak,
ihtiyarlamayacak, ebedi genç kalacaksınız. Sonsuz nimetlere mazhar olacak ve
hiçbir zaman hüzün ve keder görmeyeceksiniz.” (R. Salihin Ter. 3/406) |
|
|
|