Kur’ân-ı Kerim, imanı diri tutacak vesileleri en mükemmel sûrette değerlendirir.
Ve inananları her fırsatta eğitir. Mü'minin inancıyla birlikte kuşanacağı
vasıfları değişik vesilelerle göz önüne getirir. Bir bütünün parçalarını bir
yerde tâdâd edip bitirmez. Bilakis bunları peyderpey farklı sûrelerde, başka
başka ayetlerde hatırlatıp durur...Amentüde belirtilen imanın şartlarına
inanmak, namazı gereğince ikame etmek, Allah'ın kendisine rızık olarak
verdiğinden infak etmek, ırzını korumak, ahde vefa ve emanete riayet etmek,
Allah uğrunda mücahede etmek, iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırmak,
mü'minlere karşı mütevazi olmak ve aralarını ıslah etmek, Allah'a ve Rasûlü'ne
itaat etmek gibi âlî vasıflarla muttasıf olmanın gereğini Yüce Kitab
mü'minlerine hep hatırlatır. Bu insânî erdemleri kuşanmanın önemini muhtelif
vesilelerle işaret eder.
İşte bunlar gibi mü'minleri tavsif eden ayet-i kerimeleri okuduğum sırada,
Mü'minûn Sûresi'nin ilk âyetleri ümidi tazeleyen nur hüzmeleri berraklığında
içime doğuyor:
"Gerçek mü'minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşû
içindedirler. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki,
zekatı verirler.
Ve onlar ki iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu
(cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu
halde, kim bunun ötesine gitmek isterse; işte bunlar haddi aşan kimselerdir.
Onlar ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Ve onlar, namazlarını
korurlar. İşte, asıl bunlar varis olacaklardır Firdevs'e. Orada ebedî
kalacaklardır." (Mü'minûn 23/1-11)
Mü'minleri kurtuluşla müjdeleyen bu ayetler, Mekke’nin zor günlerinde nazil
oldu. Müslümanların çektikleri sıkıntıları dillerine dolayan inkarcıların, işi
alaya vardırdıkları bir ortamda indi. İki Cihan Güneşi o vakit, "Allah'ım! Bizi
eksiltme, arttır; zayıflatma, güçlendir" diye yalvarıyordu... (Bk. Tirmizî,
Tefsir; 23-1)
Öyle bir vasatta bu ayetler bütün aleme şu gerçeği duyurdu ki; hakiki manada
kurtuluş, sefihlerin oyalandığı peşin zevklerde değildir. Ruhsuz ve seviyesiz
bir varlık içinde saçıp savurmakta değildir. Gerçek kurtuluş, iman şerefiyle
süslenmiş, üstün ahlak ilkeleriyle bezenmiş onurlu bir hayatla başlar.
Bu bakımdan konumuzu teşkil eden ayetler; bir yönüyle mü’minlere ihlasla
sahiplenecekleri ibadetleri, huy edinecekleri üstün ahlak ilkelerini
hatırlatmakta, bir yönüyle de, saadetine gıbta edilecek insan portresini ortaya
koymaktadır...
Bu âyetleri gönlümüze muhabbetle nakşedecek muştulu haberi, Rûhu'l-Beyân'da
buluyoruz: Allah Teâlâ cenneti yaratınca, konuşmasını buyurdu. O da ilk söz
olarak; "kad eflaha'l-mü'minûn" dedi, Mü'minûn Sûresi'nin ilk ayetini
teşkil eden kelimeleri söylemiş oldu.
Cenâb-ı Hak rızası ve hoşnudluğu ile buyurdu: "Sultanların mekanı, ne
mutlu sana! Fukarâya ne mutlu! Sabredenlere ne mutlu!"
Bir tenhada Kur'ân'la başbaşa kalmak üzere kendimize vakit ayırsak; sadece bu
rivayet gönlümüzdeki Mü'minûn Sûresi sevgisini yeniden ateşleyebilir. Kur'ân'a
i'tisam şevkine yeni bir ivme kazandırabilir. Ne dersiniz?
Düşünün; bu günkü okuma saatiniz cennetin ilk sözüyle başlıyor. Gözlerinizi
kapayınca, sanki bir cennet buhurdanı yüzünüze vuruyor. Okuduğunuz âyetler
inancınızı, ibadetinizi, ahlakınızı dokuyor. Elinize, ayağınıza çeki düzen
veriyor. Gönlünüzü yeniden inşa ediyor...
* * *
Bu noktada, Mü'minûn Sûresi’nin başlangıcı ile ondan evvelki Hac Sûresi’nin
sonundaki sıcak bağ ilgi çekiyor. Hac Sûresi'nde; "Ey iman edenler! Rükû
edin, secdeye kapanın, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtuluşa
eresiniz" (Hac 22/77) buyrulmuştu. Mü'minûn Sûresi’nde ise, kurtuluşun
şartları sayılmakta ve bunlara riayet edenlerin felaha ereceği "tahkik" ile
ifade edilmektedir...
Şunu bir daha idrak etmeliyim ki; felaha ermek için iman-ı hakiki şart. O
halde beni Hakk'a vasıl edecek gerçek imana talip olmalıyım. Peygamberimin
bildirdiği üzere; “amellerin Allah katında en faziletlisini, içinde şüphe
bulunmayan imanı aramalıyım” (Bk. Dârimî 2622) Nerede bulunursam, orada Allah’ın
benimle olduğu şuuruna ermek hedefim olmalı...
Namazlarda huşua riayet etmeliyim. Huşu; namazın şartlarından olan niyetin
tam ve mükemmel olmasıyla başlıyor. Kalbten doğan bir yönelişle bütün uzuvları
namaza hazırlamakla devam ediyor ve onu erkanınca eda etmekle kemale eriyor.
Şunu diyebiliriz: Rabbimiz kurtuluşla müjdelediği mü'minlerinden, tam bir
yönelişle huzura durmalarını istiyor.
Boş ve faydasız şeylerden uzak durmalıyım.
Ne dünyaya, ne ahirete faydası olmayan gereksiz şeylerle vaktimi zayi
etmemeliyim. Mü'min pak ve temiz tabiatlıdır. Bakışım ibret için olmalı. Sözüm,
sükûtum fayda sağlamalı insanlara. Hep bunu aramalıyım hayatımda.
Malımın/servetimin zekatını vermeliyim.
Bu vadide amacım; “Allah’ın fazlından bana lutfettiğini, kulların yararına
harcama bilincine” varmak olmalı... Zekat bir temizlikse eğer; nefsimi, bedenimi
ve malımı temiz kılmanın gayretini kuşanmalıyım.
Irzımı/namusumu korumalıyım.
İffetli olmaya özen göstermeliyim. Bu iki nezih haslet, Allah'ın başkası
önünde açılmasını yasakladığı yerleri örtmemi mücbir kılmalı...
Mü’min, Allah'ın nefsine koyduğu arzuların tatmininde helal dairesinde
kalmaya özen gösterir. Şu halde, uzuvlarımı harama meyledecek yollardan
korumayı, ırzı muhafazanın ilk basamağı bilmeliyim. Ve buna titizlenmeliyim...
Emanete riayet etmeli, verdiğim sözde durmalıyım.
İnşaallah mührüyle onayladığım her söz, senet sayılmalı benim için. Emanet
kavramı, sadece belirli bir süre için bırakılan/teslim alınan meta ile sınırlı
olmamalı. Elimde bulunan her şeyin emanet olduğu bilinciyle hareket etmeliyim:
Mal emanet, mülk emanet. Evlatlar birer emanet. Bedeni taşıyan can emanet.
Dinin emir ve yasakları birer emanet. Allah’ın üzerimdeki hakkı emanet ve kul
hakları birer emanet...
Verdiğimde emaneti ehline tevdi etmeli, aldığımda emin olmalıyım her zaman...
Namaza devamlı olmalıyım. Onu ağyârın tasallutundan hıfzedercesine
korumalıyım.
Namazım üzerine, bir muhafız uyanıklığında titizlenmeliyim. Farzları ilk
vaktinde, cemaatle eda etmeliyim. Bir vakti fevt etme korkusu uykularımı
kaçırmalı günlerce.
Vakti hep gözetleyip durmalıyım. Gönlüm camide, cemaatte olmalı. Bir kulağım
daima ezanda... İşlerimi, yolculuklarımı, oturup kalkmalarımı namaz vakitlerinin
hassasiyetine göre tanzim etmeliyim. Çünkü o büyük buluşma, iş-güç arasında
geçiştirilecek bir meşgale değil...
Okuduğum ayetler, mü'mini böyle tarif ediyor. Rabbim, "işte, Firdevs
cennetlerine varis olacaklar bu vasıfları haiz olanlardır" diye tebşir
ediyor. "Onlar orada ebedi kalacaklardır" buyuruyor. Sevgili
Peygamberimiz’in içimizi umutla dolduran müjdesi, ilâhî va'di tamamlıyor:
“Şimdi bana on ayet nâzil oldu ki, durumu bunların gereğine uyan cennete
girecektir.” (Tirmizî, Tefsir)
Temennîmiz o ki, ayetlerde tavsif edilen "müjdelenmiş mü’minler"in
sayısı azalmasın, artsın. Kur’ân okundukça titreyen hassas gönüller, gün be gün
bereketlensin.