Ana Sayfa

Geri
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar

İŞARET

           Şüphe yok ki 0, daha evvelkilerin kitaplarında da vardır. (Şuara Sûresi, Ayet 196)
           Kur'an'ın dışındaki mukaddes kitapların zamanla bozulacağı bir gerçek olsa da, bu tür müdahaleler, şahıs ve bölge isimlerinin de değiştirildiği mânâsına gelmemektedir. Bu durum bir kâide olarak kabul edilir ve bütün din ilimlerinin incelenmesinde göz önünde tutulur. Gerçekten de tahrif edilmiş (kasıtlı olarak değiştirilmiş) oldukları halde, mukaddes kitapların değişik nüshalarında yer alan isim ve sıfatlarda, büyük bir benzerlik mevcuddur.
           Kur'an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk'ın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy süretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kur'an bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahim'in sahifelerinden, Hz. Musa'ya gönderilen Tevrat'tan, Hz. Davud'a gönderilen Zebur'dan ve nihayet Hz. İsa'ya gönderilen İncil'den bahseder.
           İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, Desatir ve Zend-Avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir No. 14'de, İslâm dinine âit bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin (S. A. S) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu.
           "İranlıların ahlâk seviyesi düştüğünde, Arabistan'da bir Nur doğacaktır. Takipçileri 0'nun tahtını, dinini ve her şeyini yükselecektir. Bir bina inşa edilmişti (Kâbe'ye işaret ediliyor) ve onun içinde, ortadan kaldırılacak pek çok putlar bulunmaktaydı. Halk, Yüzünü ona dönüp ibadet edecektir. Takipçileri İran, Taus ve Belh şehirlerini alacak ve İran'ın pek çok akıllı adamı, 0'nun takipçilerine katılacaktır. "
           Açıkça anlaşıldığı gibi asırlar sonra doğacak İslâm güneşi ve 0'nun Yüce Peygamberi, son derece net bir şekilde tarif edilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de, 26. sürenin 196. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
           "Şüphe yok ki 0, daha evvelkilerin kitaplarında da vardır. "
           Evet, Kur'an'ın dediği elbette doğrudur. Hatta M. Ö. 6. yüzyılda hüküm süren Zerdüşt dininin mukaddes kitabı olan Zend-Avesta'da dahi, ileride "Ziyâdesiyle övülmüş (Ahmed)" ve "Alemlere Rahmet" olan bir put düşmanının geleceği yazılıdır.
Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13'ün 129. bölümünde, aynı hakikâtler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan Zât'tan, "Herkese ve Alemlere Rahmet" ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi Hz. Muhammed'in bir ismi de, Rahmeten-lil Alemin (âlemlere rahmet olan) şeklindedir. Paru 8, Khand 8, Adhya 8, ve Shalok 5-8 gibi Hind mukaddes metinlerinde Efendimizden (S. A. S) şöyle bahsedilmektedir:
           "Arkadaşlarıyla birlikte bir mellacha (yabancı dil konuşan ve yabancı bir ülkenin mensubu) olan rûhi bir terbiyeci gelecek ve ismi Muhammed olacaktır. 0'nun gelişinden sonra Raja ve Pancaquaya ve Ganj nehirlerinde yıkanır. 0'na der:
           -"Ey sen!Beşeriyetin iftiharı Arap ülkesinin sâkini. Şeytanı öldürmek için büyük bir güç topladın. "
           Yukarıda ki bu ifade Efendimizin (S. A. S. ) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlar da geçen "Beşeriyetin iftiharı" kelimeleri ise, peygamberimizin (Fahr-ı Alem) şeklindeki ismiyle aynı mânâdadır.
           Buda (Gautama Buddha), kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı "Matreya", Sanskritçe de "Maitreya", Burmaca'da ise "Aremidiâ' olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Buda'nın çok önceden vermiş olduğu bu haber de, geçen isimlerin mânâsı da "rahmet" demektir. Bilindiği gibi Kur'an'daki 21. sûrenin 107. âyetinde,
           "Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik. "buyurulmaktadır. Bu yazmalardan birinde şu ifade geçer.
           Buda şöyle dedi:
           -"Ben dünyaya gelen ilk Buda (yol gösterici ) değilim, son da olmayacağım. Belli bir zamanda dünyaya bir başka kişi gelecektir. 0 da kudsi, aydınlanmış ve idarede fevkalâlade kâbiliyetli biri olan biridir. 0, benim size öğretmiş olduğum aynı ebedi gerçekleri öğretecektir. "
           Ananda sordu:
           -0 nasıl bilinecek? Buda cevapladı:
           -"0, Maitreyâ (rahmet) olarak bilinecek. "
           Pali ve Sanskrit yazılı metinlerde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, "yüce aydınlatıcı", sonuncusu ise" inâyetli" mânâsına gelir ki zaten dikkat edilecek olursa, başka kudsi metinlerde geçen Efendimizin has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, Maha ve Metta kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir.
           Dilerseniz araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme, Hüseyin-i Cisri'ye âittir. Hicri 1261-1327 yılların arasında yaşayan ve anne ile babası Ehl-i Beyt'ten olan bu Suriye'li âlim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizle (S. A. S) alâkalı 114 işaret çıkartmış ve bunları da Türkçe'ye de çeviren Risale-i Hamidiyye'sinde neşretmiştir.
           Eski Mukaddes Metinler arasında en çok tahrif olma özelliğini taşıyan Tevrat'ta bile, Peygamberimize (S. A. S. ) ait şu işaretler vardır. "0, iki binici gördü, biri merkep üzerinde, diğeri deve üzerindeki binicilerdi. 0, dikkatle dinledi.
Burada Peygamber İsa'ya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı, Hz. İsa'dır. (A. S. ) Çünkü İsa
           Peygamber, Kudüs'e bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, Peygamber Efendimize (S. A. S. ) işaret edildiği açıktır. (Efendimiz Medine'ye girişte deve üstündeydi. )
           Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde FARAKLİT veya PARAKLİT (Paraklitos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde "muazzi" Türkçe tercümelerinde ise "teselli edici" şeklinde verilmiştir.
           Hazreti Şuayb'ın suhufunda, Efendimizin ismi Müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı Muhammed'dir. Tevrat'ta geçen Münhemenna isminin karşılığı da. yine Muhammed'dir. Bunların dışında Efendimizin (S. A. S. ) ismi, Tevrat'ta çoklukla "Ahyed", İncil de, Ahmed" olarak geçmektedir.
           Yazımızı bir Hadis-i Şerifle noktalıyoruz:
           "Benim ismim Kur'an'da Muhammed, İncil'de Ahmed, Tevrat'ta ise Ahyed'dir. "
           BİZ ARAŞTIRIP İNANMAK İSTEYEN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİMİZİ (iBRET VE MESAJLARIMIZI)
           YERYÜZÜNE YAYMIŞIZ. (ZARİYAT 20)
 

Düşünen İnsanlar İçin (dökümanlarından)


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın