|
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
Fedâke
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla;
Allah’ın, O’nun pâk elçilerinin ve tüm
mü’minlerin salât ve selâmı üzerinize olsun Efendim;
Doğrusu size hitap etmenin güçlüğünü
derinden hissediyorum. Siz ki, âlemlere rahmet, iki cihan serveri, ilâhi sevginin mazharısınız.
Bendeniz, âleme nazaran bir zerre, kıymeti meçhul bir bağlınız, ilâhî rahmetin vüs’atına
sığınmış bir ümidvârım sadece.
Ta derinden, samîmi ve riyâsız nasıl hal arzedebilirim zâtınıza? Hz. Ebûbekir’den
daha sessiz, daha vakûr seslenebilir mi yüreğim size? Hz. Ömer’den daha ciddî ve sağlam
durabilir mi bedenim huzûrunuzda? Hz. Ali’den daha atak îfâ edebilirmiyim emrinizi?
Hz. Osman’dan daha edepli, daha lâtîf karşılayabilir miyim sizi? Hassan’dan, Bûsırî’den,
Nâbî’den ve nicesinden daha beliğ hitap edebilir miyim size? İşte bu yüzden zor
benim için size hitap etmek... Hemde çok zor...
Şu an kalemim titrek ama iştiyaklı resmediyor harfleri... Kasem olsun! Lâfz-ı celîlinin
anlamını kavrıyorum gönlün izdüşümünü yansıtırken sayfama... Kalbim de ürkek
bir kanaryanın kalbi gibi kıpır kıpır heyecandan... Sılaya yazmanın heyecanından
daha farklı, daha derin... Allah’ın resûlüne yazmak... Ya görsem ne olurdu zâtınızı
hakkalyakîn... Sohbet yârânınız olsaydım sükûtu tercih eder miydi lisânım gönlüme
ta’zim ederek? Kulaklarım algılar mıydı siz kelâm ederken ağyârı? Boynum,
ayaklarım usanır mıydı huzûrunuzda bükülmekten? Mescidinizi mesken tutar mıydım
buyruğunuzu iş bilerek, aş bilerek? Anadan, yârdan geçer miydim nefsinizi evlâ
bilerek nefsimden? Şükrün gereğini ifâ eder miydim görünce vedâ tepelerinde sizi?
Bedir’de, Uhud’da Hendek’te... Sâhibiniz olur muydum canlar boğaza dayanmışken?
Ya bahar serinliğini hisseder miydim Tebük’ün kavurucu sıcaklığında?
Gıpta ediyorum Efendim bir kerecek olsun sizi
gören bâdiyelinin gözlerine... Sizi yüklenen Kusvâya... Sizi örten libâsa... Sizi
bağrına basan mağaraya... Teninize ulaşan şuâya Efendim... Yüreğini size açan
arz-ı medîne’ye Ensar’a... üzerinize titreyen yeşil kubbeye...
Neyse ki asırların ötesinden de olsa size îman etmişliğimle teskînim... Aramıza günbegün
mesafeler koyan zamana sitemkâr mı olmalıyım yoksa Efendim? Üzerine devinen gecenin
ve gündüzün cüretkârlığı nedir böyle? Rengi renge katan çiçeklerin sorumsuzluğu
nedir Efendim? Yoksa onlarda mı işi idare ediyorlar benim gibi zâhirden?
Çiçekleri hayra yorayım da ümmetin ahvâli için mecâl var mı te’vîle? Zaman
uzanmış üzerimize Mûsâ’dan sonra Yehûd gibi. Taşa özenen kalpler var Efendim. Görüntüye
sanki uydurmuşuz sorumsuzluğumuzu ‘İnsanların çoğu bilmez’in tecellîsi mi bu ?
Anlayanlar nasıl anladı sizi sanki? Her grup payına düşenle seviniyor çağrınızdan.
Sizi ‘bütün’ anlayamadık Efendim... Ayrılığımız, başına buyrukluğumuz âşikâr...
Allah’ın ipinden kayıvermiş ellerimiz... Size hasretliğimiz çorak toprakların
bekleyişine meydan okumakta... Sizden sonra gerisin geriye dönmüş bir ümmet mi
bulacaktınız Yâ Resûlullah! Ukbâda da esef sardı mı Efendim ikinci ölümü
istercesine bizim yüzümüzden? Bir Ebûbekir göndersin Rabbim ölümün hak olduğuna,
dâvanın bâkîliğine çağıran... Veyseller göndersin kumsalda ısrarla izini süren...
Sâde ve gösterişsiz, kadrine eren Yunus’lar gecelerde... Muhabbetinizi üflesin
neyzenler neylerine ve bestekârlar dillendirsin en güzel güftelerde sizi... Ve her şey
vesîle olsun tebliğinizi zamana yorumlayan....
Varsın tükenmeye ilerlesin zaman. Beni sana arzı, nâçar ‘son günde’ o da kabüllenecek
Efendim.
Ve ben o güne dek duâlar ısmarlayacağım
size Rabbimden. Ama sizinkini de sekînet bileceğim kendime ve mü’minlere Efendim.
Size itaatı Rabbe itaat bileceğim. Emâneti sâlimen aldığıma şehâdet edeceğim o gün.
Ve o emâneti tevdî edeceğim yürekler aramaya devam edeceğim Efendim.
‘Fedâke ebî ve ümmî Yâ Resûlellah!”
Recep Orhan ÖZEL
|