DİYORUZ
VE KONUMUZA GEÇİYORUZ.
Dış âlemimizde cereyan
eden hâdiseleri merakla takip ederken, iç âlemimizde
meydana gelen hârika olayların farkında mıyız acaba?
Her gün alışılagelmiş hal ve hareketlerimiz içinde
vücûdumuza bakışlarımızı çeviriyor ve
hayatımızın hangi şartlarda devam ettiğini hiç
düşünüyor muyuz?
Gerçekten canlılar âlemi
içinde şuuru en geniş olan insanoğlu, vücudunda
meydana gelen olayların %1'ine dahi müdahale edemiyor.
Hatta birçoğumuz, iç âlemimizde neler olup bittiğini
bilemiyoruz bile...
Şimdi hücrenin ihtiyacı
olan gıda maddelerini taşımaktan zararlı mikrop ve
toksinleri (zehirleri) yok etmek vazifesine kadar bir
çok işleri üstlenen kanımızda cereyan eden bazı
denge olaylarına göz gezdirelim:
Galaksilerden güneş
sistemine, tâ canlıların hayat ve ölümüne kadar
kâinatın umumunda görülen kusursuz denge, kanımızda
da mükemmel mânâda sağlanıyor. Yaklaşık 100-150
bin kilometre uzunluğunda olup bütün vücûdumuzu bir
ağ gibi kuşatan ve vücudun en ücra köşelerine kadar
uzanan kılcal damar sisteminde kanımız sürekli
dolaşır. Kan içinde nokta kadar bir yerde
(milimetreküp başına) 4-5 milyon alyuvar, 4-10 bin
kadar akyuvar yanında, proteinler, enzimler,
lipoproteinler gibi makro moleküller ve şekerler, amino
asitler gibi küçük moleküller bulunur. Bu maddelerin
miktarı, belirli sınırlarda sabit tutulur. Bu
sınırların altında veya üstünde hayati tehlikeler
oluşur. Meselâ akyuvar sayısının milimetreküp kanda
4 binin altında olması halinde mikroplara ve toksinlere
karşı vücût mağlup olur; 10 binin üstünde olması
halinde ise ileri seviyelerde kan kanseri meydana gelir.
Hayatımız boyunca bu oran, irâdemiz haricinde nasıl
korunmaktadır?!..
Kandaki bu maddelerin
oranları, sürekli kontrol altında tutulur. Bu kontrol
mekanizmalarına çarpıcı bir örnek olarak kan şeker
seviyesinin ayarlanmasını verelim: Sağlıklı bir
insanda 100 ml. kanda 65-110 mg. şeker (glikoz)
bulunması gerekir. Yemek sonrası şeker miktarında
artma olur. Bu durumda pankreastan insulin hormonu
salgılanır. İnsulin, kan şekerini kas ve yağ
hücrelerinde glikojene dönüştürür ve şekerin
depolanmasını sağlar. Yemekten bir kaç saat sonra kan
şeker seviyesi düşmeye başlar. Bu durumda yine
pankreasın bir başka çeşit hücrelerinden glukagon
hormonu salgılanır. Bu hormon, karaciğerde
depolanmış şekeri kana kana salgılar ve tekrar kan
şeker seviyesi normale döner. Bu mekanizmaların
aksaması, bildiğimiz şeker hastalığı gibi çeşitli
hastalıklara sebeb olur. Uyurken, çalışırken
koşarken yâni ömrümüz boyunca vücûdumuzda meydana
gelen bu olaydan haberimiz oluyor mu? Haberimiz olsa bile
müdahale edebiliyor muyuz? İrademiz dışında cereyan
eden bu ve benzeri olaylar arkasında, İlâhi irade
apaçık görünmektedir. Bu hârika ve muntazam işlerin
tesadüfe havâlesi mümkün müdür?
Kanımızda cereyan eden
bir diğer hâdise de alyuvarların yıkımıdır.
Alyuvarların en önemli görevleri, hücrelere oksijen
taşımaktadır. Bu hücrelerin normal ömrü, insan
için 120 gün civarındadır. Ömrünü dolduran yaşlı
alyuvar hücreleri, retikulo erdotelyal sisteminde
(dalak, karaciğer, kemik iliği) yıkılırlar. Yapılan
bir hesaba göre kandaki alyuvar dengesini korumak için
her saniye 10 bin alyuvar yaratılmaktadır. Alyuvarlarda
bulunan hemoglobinin yıkımından bilirubin adı verilen
moleküller oluşur. Bilirubin, kanda proteinlere
bağlanarak karaciğere taşınır. Karaciğerde
birleşik (konjuge) bilirubin adı verilen şekline
dönüşür ve safra yoluyla kalın bağırsaklara
atılırlar. Dışkının sarı-kahverengi rengi,
bilirubinden oluşan bileşiklerden ileri gelir.
Karaciğerin, bilirubini
birleşik bilirubine dönüştüremediği veya safraya
salgılayamadığı durumlarda, bilirubin kan yoluyla
hücrelere dağılır ve sarılık tablosunun ortaya
çıkmasına yol açar. 0 halde bir organımızdaki en
ufak bir aksaklık bile çok ciddi hastalıklara yol
açabiliyor...
Bu satırları yazarken
şöyle bir hâdiseyi hatırladım.
Adamın birisi mahkemeye
verilmek üzere bir dilekçe yazılması için
arzuhalciye gider. Meramını anlatır. Arzuhalci
dilekçeyi okuyunca, dilekçe sahibi ağlamaya başlar.
Niçin ağlıyorsun diye sorulduğunda cevaben: "Vah
başıma neler gelmiş de haberim yokmuş" der.
İşte irâdemiz hâricinde hayatımızı devam ettirmeye
yönelik bu hârika hâdiseler karşısında bize düşen
vazife, İlâhi Kudret'in önünde hayret ve muhabbetle
secde etmek ve şükran vazifemizi ibadetle yerine
getirmektir.
|