|
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
Çiçek
Bir yaz günü şöyle kırlara doğru açılacak olursanız, hiçbir gayeleri yokmuş
gibi şurada burada vızıldayan arılara, kuşlara, kelebeklere rastlarsınız. Halbuki
bu başıboş gibi görünen faaliyet aslında ilmin aşılama dediği olaydan başka bir
şey değildir.
Bir çiçeğin en büyük amacı türünün
devamlılığıdır. Çiçeğin her parçasının renk, şekil, uzunluk ve biçimi hep bu
gayeye uygun olarak meydana getirilmiştir. Bir çiçek, gelişmesinin ve güzelliğinin
son haline ulaştığı vakit, pistil'in dibindeki bir torbacıkta ovül denilen, ufak
tomurcuklar mevcuttur. Polen denilen ince tozlar da etamin'in dibindeki minik bir
kesededir.
Tek başlarına ovül ve polen bir gelecek
vaadetmezler. Ancak ikisi bir araya geldikleri takdirdedir ki devre tamamlanır ve bir
tohum meydana gelir.
Fakat bitkilerde hayvanlar gibi bazı kanunlara
tâbidirler. Bir neslin kendi içinde üremesi nesli zayıflatır, aksine dışarıdan
vukû bulacak müdahale ise tazelik ve canlılık getirir. Bu itibarladır ki polen
aynı cinsten bir çiçek bularak pistilin uç kısmı olan stigmat ile temas ederek
kısa bir müddet sonra ovüllere karışmak zorundadır.
Meseleyi tasavvur edin. Toplu iğne başı
büyüklüğündeki stigmat, mikroskobik irilikte bir polen tanesi tarafından münasip
zamanda aşılanacak. Polen'lerin hayatı o derece kısadır ki ekserisi ancak bir
ilâ iki saat zarfında diğer bir çiçeğe nakledilmeyi zarûri kılarlar.
Bir yaz günü film makinemi beş santimetre
karelik bir çiçek topluluğuna yönelttim. Bu ufacık sahaya her beş saniyede bir, bir
böcek indi. Yani bir günü 8 çalışma saati kabul edersek, o kadarcık yere
5760 ziyaretçi konmuş olur. Dakikada bir tane nispetinde de karıncalar geliyordu.
Muhakkak ki her aşılanma işinde başrolü
oynayan arılardır. Eğer arılar olmasaydı bugün görmekte olduğumuz çiçek
türlerinin yarısından fazlası mevcut olmazdı. En çok faydalı olanlar ise
şüphesiz balarılarıdır. Çünkü bunların daha fazla polen torbacıkları
vardır. Bu torbalar arka bacaklarına takılıdır.
Bir balarısı dakikada 30 çiçeğe konabilir
ki bu;tahmini olarak günde 18.000 çiçeği ifade eder. Çoğunlukla bir arı her seferde
sadece bir tek cins çiçekten polen toplar. Ayrı ayrı cinsten çiçekler ne
kadar görünüş itibarı ile birbirlerine benzeseler de, arılar bunları asla
birbirine karıştırmazlar.
Çiçeklerde böcekleri cezbeden nektar adı
verilen şekerli bir usaredir. (özsu) Bir çiçeğe konan böceğin vazifesi, başka
çiçeklerden aldığı polenleri oraya bırakmak ve buna mukabil konduğu
çiçeğin polenlerini almaktır. Diğer taraftan böcek konunca, çiçekte kendine
düşen kolaylıkları esirgemez. Çoğunlukla stigmat uzayarak polenleri kabule hazır
bir durum alır.
Fakat bazı çiçeklerde nektar usaresi boru
şeklindeki küçük yaprakların dibindedir. Balarısı nektarı almak için yaprakları
iteleyerek açar. Bu esnada pistil sallanır. Stigmat da arının sırtına
sürünerek bir önceki çiçeklerden topladığı polenleri emer. Bu olaylar
cereyan ederken, bir yandan da etaminler harekete geçerek polenleri arıya naklederler.
Arıda bunları gelecek defa başka bir çiçeğe aşılamak üzere yola çıkar.
Arının başının büyüklüğü; ağırlığı ve çiçeğe yaptığı tazyik hep
hesaplanmıştır.
Bazı çiçeklerinde tek bir sathı vardır.
Görünürde ne etamin, ne de pistil mevcuttur. Fakat çiçeğin methalindeki kesecikte
arı beyaz damarlardan meydana gelmiş bir file ile karşılaşır. Bu filenin
arasından kaymağa muvaffak olunca, arı damla damla nektar usaresi ile
karşılaşır. Fakat bunları emdikten sonra dışarı çıkmak o kadar kolay değildir.
Zira kesecik bu sefer geçit vermez. Dışarıya ancak çiçeğin en ucunda mevcut
bir delikten çıkabilir. İşte arı dışarıya çıkabilmek için bu yoldan geçerken
yay şeklinde bir stigmatla karşılaşır ki bu sırtındaki polenleri süpürür.
Bir az daha üstte yol, bir polen kütlesi ile kapalıdır. Bunlar, aralarından geçen
arının sırtına boşalırlar.
Bunlar çiçeklerin böcekler vasıtasıyla
aşılanışının akıllara durgunluk verecek safhalarından bazı örneklerdir. Bundan
ötesi için ormanlara, kırlara çıkın. Göreceksiniz ki her çiçeğin kendine
has bir aşılanma tarzı vardır. . Bütün bunları tetkik ettikten sonra
böcekler âleminin Homer'i sayılan Jean Henri Fabre'a şu sözleri söyleten duygufarı
siz de muhakkak ki hissedeceksiniz: "Hayatın bu sırları karşısında akıl, bu
mûcizeleri yaratanın önünde huşû ile eğilmektedir..."
Düşünen
İnsanlar İçin (dökümanlarından)
|