|
Kalbin Sesi - Konu ve Notlar
ATEİST
Ateist, kâinata tenkit
gözüyle bakar. Varlıkları, eksikliklerle
yanlışlıklarla dolu olarak görür. Onun nazarında,
küçük cüsseli bitkiler ve hayvanlar basit, büyükler
ise komplikedir. Ama insan da dahil, hiçbiri mükemmel
değil!... Bu değerlendirmeler zinciri içinde, tek
hücrelileri hava, su, güneş ışığı v.s sebeblerle
"oluşuvermiş" zannederler. Sonra zamanla
gitgide gelişecekler; çoğalan hücreler, domino
taşları gibi asgari bir şuur içinde yanyana dizilerek
çok hücreli organizmaları teşkil edecekler... Amipten
insana kadar bir değişim silsilesi!..
İşte "evrim"
fikri, bu noksanlık vehminden doğmuştur. hem, ateistin
perdeli gözünde, hayat bir mücadeleden ibarettir. Her
varlık "yaşam savaşı" vererek hayatta
kalabilmek ve kendi "türünü" çoğaltabilmek
için yeni yeni "oluşumlar" gerçekleştirmek
zorundadır.
Evrime göre, sudaki hayat,
en sefil hayattır; karadaki, ikinci
"aşama"...Ve nihayet havada uçabilmek son
merhaledir. Meselâ balık, "yüzgeçlerini"
uzata uzata ayak haline getirir, kertenkele olur.
Kertenkele de, ön ayaklarını zorlar, tüyle donatır,
kanatlanır, pır diye uçar. Demek en yüksekte olan en
evrimleşmiş varlıktır...
Evet, Evrim Teorisinin
tutması için, kâinatta noksanlıkların bulunması
şarttır. Tersi de doğrudur; evrim gerçekse,
yaratılış mükemmel değildir. Mükemmel olmayan
yaratılış ise, yaratılış sayılmaz!...Olsa olsa,
milyonlarca yıl içinde "düşeş" gelmiş
tesadüflerle ve ihtiyaçtan doğan çabalamalarla ortaya
çıkmıştır. Yâni, bu kendi kendine oluşumun tek
zembereği, "gereksinimlerin" gergisinden
ibaret...
Kısacası, kader yerine
tesadüf; İlâhi terbiye yerine, evrimleşme; ilim ve
irade yerine ise, içgüdü!..,Ve neler yerine
neler...Yaratıcıyı inkâr etme hastalığının
virüsleri bunlardır.
Demek, inkâr ve küfür de
bir oluşumdur; onun da evreleri ve
"aşamaları" var...
"Tabiat" diyor bazı
kimseler; uydurulmuş şekliyle "Doğa".
Televizyonda, radyoda, gazete ve dergilerde, hatta ders
kitaplarında zaman zaman rastlıyorsunuz bu kelimeye.
Sormak lâzım böyle diyenlere:
-"Tabiat nedir?"
En kısa tarifiyle:
-"Canlı ve
cansızların hepsi"diyecekler.
Halbuki cansızların kendi
başlarına bir şey yapamayacakları apaçık bir
gerçek değil mi?
Çekici, çiviyi, tahtayı koyun bir odaya, milyon sene
bekleyin, şuurlu bir usta bunları kullanmadığı
sürece bir sehpa bile yapılamayacaktır.
Toprak, hava, su ve güneş
ışığı, elbette çekiçten ve tahtadan daha şuurlu
değildir. Oysa bir kar tanesi bile bir sehpadan daha
mükemmeldir. Hal böyle olunca, cansız, akılsız,
şuursuz, kuvvetten, iradeden mahrum tabiatın basit bir
canlıyı bile yapamayacağı açıkça ortaya
çıkmıyor mu?
Gelelim canlılara.
Bunların da en şuurlusu insandır. İnsan ise, bu
kâinatı ve içindekileri yapmak şöyle dursun,
minnacık bir yaprağı bile yapmaktan âcizdir.
Üstelikte kendini yaratanı aramakla meşgûldür.
Tabiat, canlılarda
cansızlardan meydana geldiğine ve bunların da hiçbir
şeyi yaratamayacakları kesin olduğuna göre, bu
kâinatı ve kâinattaki bütün sanat eserlerini sonsuz
ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah'ın yarattığı
açıkça görülebilir.
"Tabiat
kanunları" veya "Doğa yasaları"
ifadelerini sık sık kullanan tabiatçılara sormak
lâzım: "Bu kanunlar akıllı, şuurlu, gören,
işiten, karar verme kabiliyetine sahip, her şeyi bilen
şeyler mi? " Cevap "Hayır" olacaktır.
Çünkü bu soruya evet cevabını vermek, aklı inkâr
etmekten farksızdır. Oysa yukarıda saydığımız
vasıflara sahip olmayan yaratıcı da olamaz. Kaldı ki,
tabiat kanunları, Allah'ın varlığına delildir. Neden
mi? Çünkü kanun varsa, onu koyan biri vardır. Hiçbir
kanun kendi kendine ortaya çıkamaz. İnsanların
yaptığı kanunlarda bile bunu açıkça görüyoruz.
Ayrıca; kanunların uygulanması için bir hâkime
ihtiyaç vardır. Hâkim yoksa, hiçbir kanun kendi
başına suçluyu yargılayamaz. Bunun en güzel
örneğini, yine insanların icraatında görmek
mümkündür.
Tabiatın yaratıcı
olduğunu iddia edenlere şunu da sormak gerek:
-"Kâinatı ve tabiat
kanunlarını kim yarattı?"
Bu soruya mecburen
"tabiat" diye cevap verecektir.
"Tabiat nelerden
ibaret?" diye ikinci bir soru daha sorulursa;
"Kâinattan ve tabiat kanunlarından
ibarettir." cevabını
verecektir. İşte bu durumda tabiatçı, kâinatın
kendi kendini yarattığını iddia edecek kadar
gülünç bir duruma düşmektedir. Evet, bu durum
gerçekten gülünçtür. Çünkü, "Yazıyı yazan
yazıdır.'; "Sehpayı yapan sehpadır"demekten
farkı yoktur bunun...
Tabiatçıları... saplanmış oldukları bataklıkta
bırakarak yüzümüzü gerçeğe döndürelim.
Dikkatle bakan görür ki,
tabiat da harikulâde bir sanat eseridir. Kendisini
yoktan var eden, binlerce nakışlarla süsleyen çeşit
çeşit renklerle donatan, Yaratıcı'sını gösterir.
Tabiat, yukarıda tasvir ettiğimiz mahlûkattan meydana
gelen eşsiz bir tablodur ki, hâl diliyle "benim
sanatkârım sonsuz ilim, irâde ve kudret sahibi olan
Allah'tır (C.C.)!" diye haykırmaktadır.Tabii
görmek ve anlamak isteyenler için. Bu da samimiler
için zor değil... |
Düşünen İnsanlar İçin
(dökümanlarından)
|