Ana Sayfa

Geri
Zü'l-Celâl-i Vel-İkrâm

(Hem büyüklük sâhibi, hem fazl-i kerem sâhibi.)

    Celâl, büyüklük, ululuk ma'nâsınadır. Büyüklük nişânesi olan ne kadar kemâlât varsa, hepsi O'na mahsustur. Bu nâ-mü-tenâhî kemâlâttan, velevki bir tek olsun, başkasında bulunmak imkânsızdır, hattâ benzeri bile. Gerçi Allahu teâlâ, büyüklüğünü göstermek, kemâlâtını sezdirmek için, insanlarda o kemâlâtın izlerini, nişanlarını yaratmıştır. Bu izlere ve nişanlara bakıp da büyüklenmemeli, belki bunların kılavuzlu-ğuyla hakiki büyüğü izleyip bulmalı ve ondan faydalanmalı, yoksa Allah'ın büyüklüğü önünde zâtlarıyle, sıfatlarıyle top-yekûn bütün mahlûkat sıfırdır. Çünkü onlar ne kendilerine sâhiptir, ne de üzerlerindeki ni'mctlere...
    Celâl sâhibi, ancak Allah'tır. O'nun karşısında hiçbir şey kendi kendine tutunamaz. Azamet ve celâliyle, her şeyi bir anda yok edebilecek derecede büyüktür. O halde, kime ve hangi kuvvete güvenerek O'na isyân edilir?
            HER Nl'MET ANCAK ALLAH'TAN GELİR:
    Allahu teâlâ yoklara varlık, fânilere hayat vererek, onları çeşitli ni'metlerine müstağrak kılan fazl u kerem sâhibidir de.
    Mahlûkat üzerine akıp taşmakta olan sayıya gelmez, tenâhî kabûl etmez ni'metler, ancak O'nun ihsânı, O'nun ikrâmıdır. O ni'metlerin velev ki bir zerresinde olsun, O'ndan başka kimsenin hakkı yoktur. Allahu teâlâ insanları, ihtiyaç denilen görülmez, tutulmaz iple birbirine bağlamıştır. Her insan başka insanlara muhtaçtır; tek başına yaşıyamaz. Onun için her ni'metin ele geçmesinde, insanlar birbirlerine yardımcı, vâsıta, bir sebep, bir mecra olabilirler. Fakat hiçbir zamân, hiçbir ni'metin halikı ve sâikı olamazlar. Ni'meti yaradan da Allah'tır, sevk eden de... Allah'ın bu sayısız ni'metlerinden daha büyük bir ni'meti de şudur ki: İnsanlara bu fânî ni'metleri, bâkî ni'metlerle değiştirme yollarını bildirmiş olmasıdır. O halde bu kadar kârlı kazançtan kaçmak için, insanda bulunması lâzım gelen gafletin kalınlığı ve derinliği nasıl ifade edilir?
            KULA GEREKEN ŞEY:
    Yalnız Allah'tan korkmak ve yalnız O'na karşı alçalmak, yâni yalnız Allah'a karşı kendini hor, hakir görmek ve her umduğunu da, yalnız O'nun lütuf ve kereminden beklemektir. Bu hal büyük bir mertebedir. Allah'ın birliğine inanmış olanlann tam nişanı da budur. İnsanlardan beklediği bir şey olmayan, her hâceti için Allah'tan başka merci' bilmeyen bir gönül. Allah'a yalvarmakta ve Allah'a hâlini arz etmekte ne yüksek bir samimiyet taşır. Böyle gönüller için elbette Allah kâfidir. Onları himâye eder, lûtfuyla muâmele buyurur. Onun için hakikî tevhid ehli (tevhid ehli, Allahu teâlâ'nın zâtında, sıfatlarında, ef al ve icraatında, birliğine inanmış olanlardır.) olanların kimseden ne pervası vardır, ne de umduğu... Hakîki insanlık ölçüsü işte budur. Tevhid ehlinin öyleleri vardır ki, ayağına altın dökmekle başına kılıç tutmak birdir; ne sevinir, ne de yerinir.
    TENBlH: Bu ism-i şerif, Allahu teâlâ'nın hususî sıfatla-rındandır. Zü'1-Celâl-i ve'1-tkrâm sıfatı, Allah, Er-Rahmân ism-i şerifleri gibi, Allahu teâlâ'ya mahsus olan ve O'ndan başkası için velev ki mecâzen olsun kullanılmayan sıfatlardandır.
    "(Yâ Ze'1-Celâli ve'1-tkrâm) diye ısrar ediniz" mealinde bir hadîs-i şerîf vardır. Bu ism-i şerifin Ism-i a'zam olduğunu söyleyenler de olmuştur.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın