Ana Sayfa

Geri
El-Vedûd (c.c.)

(İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızâsına erdiren, yâhud sevilmeye ve dostluğu
kazanılmağa biricik lâyık olan.)

    Arapçada bu vezindeki kelimeler, yerine göre iki türlü ma'nâ ifâde eder: seven sevilen. Burada her iki ma'nâ da mümkündür. Evvelki ma'nâya göre, iyi kullarını çok seven, onları lûtf ve ihsânına garkeden demek olur. İkinci ma'nâya göre, sevilmeğe lâyık ve müstehık olan ancak O'dur demektir.
    Allahu teâlâ kullarını çok sever ve sevdiği içindir ki, onlar için nâmütenahi fuyûzât kaynaklarını açmıştır ve bu kaynaklardan faydalanmak istiyenleri sevmiş, gafletle bunlardan istifâde etmek istemiyenleri yermiştir.
            FÜYÛZÂT NEDÎR?
    Zihnimizin Allah'ın açtığı bu kaynaklardan başka hiçbir yerden alamıyacağı, hiçbir vâsıta ile bulamayacağı bir takım yüksek hakîkatlar elde etmesidir. Ancak şu da var ki, bu füyû -âttan faydalanmak için îmân şarttır. Muhakkak ki, Allah teâlâ inanmış gönüllerin îmân zevkinden kazanacakları halleri, farz kıldığı ibâdetlerde depo etmiştir. Feyz istiyen, ibâdetlere koşsun. Bâzı ağızlardan işitiliyor ki, bizim için, ibâdete lüzum kalmamıştır. Çünkü ibâdetler insanı Hak'ka ulaştırıcı bir vâsıtadır. Biz ise Hak'ka ermiş ve dâima Hak ile berâber kalmışızdır. Bu söz yalandır. Şu eklif dünyâsında, insanı ibâdetten müstağni kılacak hiçbir mertebe ve makam yoktur. Sevgili okuyucu! Şunu düşünelim ki, eğer böyle bir mazhariyet olsaydı, evvelâ Peygamberimiz, o mübeccel metbûumuzla As -Sâb-ı âlîlerinde vâkı' olurdu.
    El-Vedûd ism-i şerifinin ikinci ma'nâsına göre, Allah sevgisi, gönüller için biricik hedef, dostluğu kazanılmak için her türlü fedâkârlık, seve seve göze alınacak tek ve yüksek bir gâyedir. Çünkü O'nun dostluğunu kazanan, her şeyi kazanmış ve artık başka dost aramağa ihtiyâcı kalmamıştır. Bilindiği gibi, sevmek idrakten doğar, yâni idrak olunan şeylerdeki kemâl ve yüksekliğe gönül akıverir. Bizde idrak cihazları muhtelif olduğu için, her idrak cihâzının kendine mahsus sevdiği, meylettiği şeyler vardır. Hepsinin bilittifak âşık olduğu şey biricik sevgili olur. Allahu teâlâ kendini bilen nezih ruhların biricik sevgilisidir. Çünkü bütün kemâlât Ondadır, İdrak kuvvetleri, müttefikan bu kemâlâtın sonsuz lezzetleriyle tatlı bir hayat içinde mesttir. Bu duyguya yükselebilen gönüllerin - acz ve za'f içinde kıvranıp durmakta olan - mâsivâya bakmağa ve onların içinden Allah'a denk olacak bir sevgili aramağa tenezzülü olur mu?
            KULA GEREKEN ŞEY:
    Bir kimsenin çoluk çocuğunu, evini, malını, ticâretini, sıhhatini, hayatını sevmesi fîtrî ve tabiîdir. Kulun bunlara düşkünlüğü, doğrudan doğruya yaradılışının îcâbı olduğundan, bunları sevmesi hakkında hiçbir zaman sevk ve teşvike, fikir ve muhâkemeye muhtâc olmaz. Fakat Allahu teâlâ'yı sevmesi fikir ve muhâkeme yoluyla hâsıl olur. Şöyle ki, sevdiği bu şeylerin hepsinin de Allah'ın olduğunu ve kendisine Allah'ın bir ihsânı bulunduğunu ve bütün bunların fâniliğini, Allah'ın bâkiliğini düşünen bir insan, ancak bu düşünceden ve idrakten sonra, Allah'ı daha ziyâde sevmeğe başlar. Bu sevgilerden evvelkisi tabiî, ikincisi kisbîdir.
    Kisbî olan sevgiyi, çalışarak tabiî olandan ileri geçirmektir, İşte o zaman Allah, Peygamber, din ve vatan muhabbeti, her şey üzerine tercih olunur. Allah'ın rızası uğrunda sevilen şeylerin hepsi de fedâ edilir ve bu fedâkârlıktan dolayı, gönüller yine ferah ve müsterih olur. Muztarip olamaz; niçin? Çünkü en sevgili şey Allah rızâsıdır. Buna da din yoluyla erilir. Onu muhâfaza edecek olan da vatandır. Bunun için bir milletin efrâdı, din ve vatan muhabbetini her şeye tercîh ederse, o millet ölmez, yaşar; dünyâ ve âhirette saâdete erer; zîrâ onların yardımcısı Allah'tır. Fakat din ve vatan kaygusu gönüllerden silinirse, hiç kimse, malıyla veya bedeniyle veya fikir ve kalemiyle bu uğurda yorulmak istemezse, o milletin başından felâketler, musibetler eksik olmaz. En nihâyet horluk ve hakirlik uçurumuna yuvarlanır gider.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın