Ana Sayfa

Geri
El-Vâhid (c.c.)

(Tek... Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde aslâ
şeriki -ortağı- veyâ nazîri -benzeri- dengi bulunmayan.)

    Allahu teâlâ zâtında birdir; O'nun yarattığı ve ayakta tutuğu bir mahlûk, hiç O'na denk olabilir mi? Sıfatlarında birdir; hiçbir sıfatının benzeri başkasında yoktur. Mahlûkatta, bilhassa insanlarda O'nun sıfatlarının benzeri değil, izleri ve nişâneleri vardır ki, onlardan Allah'ın yüce sıfatları sezilir ve îmân edilir. İşlerinde birdir, her şeyi yaratmakta tedbir ve idârede hiçbir yardımcıya ihtiyâcı yoktur. Maddî, ma'nevî sebepler, kendiliklerinden hiçbir şeyde müessir olamazlar. İsimlerinde birdir. Esmâü'l-Hüsnâ'sından hiçbir isminde hakîkî ma'nâsiyle benzeri yoktur. Hükümlerinde birdir, hâkimiyet münhasıran O'nun sânıdır. Sevâbı, ıkâbı, helâli, haramı tâyin etmek ancak O'na mahsustur. Şu haramdır, şu helâldir demiye, Allah'tan başka kimsenin selâhiyeti yoktur. Bu sayılan hususlarda Allah'a bir denk bulunabileceğini kabûl etmek şirktir. Şirk yaradılmışlar içinde herhangi birini, bu hususların herhangi birinde Allah'a benzetmek veyâ Allah'a ortak tutmaktır. Bunun neticesi o mahlûkun da Mâbutluğunu kabûl edip ona tapmaktır.
    Allahu teâlâ Vâhid sıfatiyle muttasıf bir ilâhtır, İlâhlıkta tektir. Ondan başka, hak olarak hiçbir ilâh yoktur. Amma insanların kendi kendilerine uydurdukları, yâni ilâhlık pâyesi verdikleri yalan ve bâtıl ilâh çoktur. Onun için biz "Lâ ilahe illâ'llah = Allah'tan başka ilâh yok" dediğimiz zamân, dünyâ yüzünde bir takım putların birçok kimseler tarafından mabut ittihaz edildiğini inkâr etmiş olmuyoruz, belki bunların hak olmadıklarını bütün dünyâya ilân ve ancak hak mabut olarak bir Allah isbat ve kabûl etmiş oluyoruz. Müşrikler puta tapar, ateşe, güneşe, insana tapar, veyâ herhangi bir mahlûku kendi kendine ilâh yapar; ilâh olarak tanır ve ona tapar. Böyle yapmakla onlar da Allahu teâlâ'yı inkâr etmiş olmuyorlar, yalnız O'nun yarattığı herhangi bir mahlûku mâbudlukta O'na ortak tutmuş oluyorlar ve bu işi de kendi kendilerine yapmış oluyorlar. Yoksa buna ne Allah'ın emri var, ne de bir peygamberin. Allahu teâlâ insanların şirk bataklığına batmalarına râzı değildir. Onun için şirkin afv olunmaz (yâni tevbesiz olarak) bir suç olduğunu bildirmiştir ve bütün peygamberler, fikirlerden bu şirk sapıklığını kaldırmak için gönderilmiştir. Bugünkü Hristiyanlar Allah'ın üç olduğuna inanırlar. Onların bu i'tikâdı da kitâbî değildir. Meşhur İznik kongresinde toplanan papazların ekseriyetle verdikleri bir karardır.(Hâdiselerin sevk ve icbâriyle Hıristiyanlığı kabûl etmek zorunda kalan Roma Kayseri tarafından, Hıristiyanlık dîninin neden ibâret olduğuna karar verilmek üzere, yurdunun dört bucağından çağırdığı büyük, küçük binlerce râhip, vaktiyle büyük ve ma'mûr bir memleket olan iznik'te toplanmıştı. Allah'ın üçlüğü ve enâcîl-i erbaa (dört incil) orada ekseriyetle kararlaştırıldı ve ona göre Hıristiyanlık ilmihâli yazıldı.)
                KULA GEREKEN ŞEY:
    Allahu teâlâ, insanı şerefli olarak yaratmıştır. Şu halde insana yaraşan şey, bu şerefi muhâfaza etmektir. Bu da Yaradan'ı bilmek, yaradılmışı bilmek ve herbirinin hakkını yerine getirmekle olur. Şirke sapan bir insan, bu hakları birbirine karıştırmıştır. Herhangi bir mahlûka baş eğmeyi, ona karşı alçalmayı kabûl eden korkak, ürkek ve Allah'ın verdiği izzeti, cehâletle zillete çevirmiş, kötü bir şahıs olmuş demektir.
    Müşrik bir şahsa soruyoruz: Aylıkla çalıştırdığı uşağının, servetinde, şerefinde kendisiyle ortak sanılmasına ve onunla berâber tutulmasına tahammül edebilir mi? Pek tabiîdir ki, hayır diyecek. Halbuki o servet ve o şeref, o şahsa Allah vergi-sidir, onun, ona sâhipliği âriyettir, geçicidir. Sonra uşağı da kendisine servetinde ortak olmasa bile, diğer birçok cihetlerde ortaktır. Hiç olmazsa mahlûk olmakta berâberdir. Böyleyken, kendisi için kabûl etmediği berâberliği nasıl oluyor da Allahu teâlâ hakkında kabûl ediyor, âciz, muhtaç, fakir bir mahlûku O'na denk tutuyor da tapınıyor?

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın