Ana Sayfa

Geri
Es-Semî' (c.c.)

(İyi işiden.)

    Allahu teâlâ işitir. Yüreklerimizdeki sözleri, ellerimizin hafif dokunmasından husûle gelen sesleri işitir. Mesâfeler O'nun işitmesine perde olamaz. Kâinatın her noktasında işitilmek şânından olan her şeyi işitir. Birini işitmesi, ötekilerini işitmesine engel olamaz. Her hâdiseyi ayni derece açık olarak işitir.
            İNSANLARDAKİ İŞİTME SIFATI:
    Allahu teâlâ'nın işitmeşine benzemez. Evvelâ insanların işitmesi, görmesi de birçok şartlara bağlıdır. İşitme cihazı dediğimiz kulaktaki bir takım teşkilât, hava ve havanın ihtizâzı gibi ki, bu şartlardan birine ârız olacak sakatlık, işitme sıfatını derhal yok eder. Sonra bütün bu şartlar tamam olduğu takdirde de, ancak belli bir mesâfe içindeki sesleri, sözleri işitirler. Onun dışındakileri değil. Daha sonra, işitilecek hâdisenin de belli bir ölçüye tâbi olması şarttır. Meselâ, işitme cihazının tahammül edemiyeceği kadar şiddetli gürültüler, kulak zarının patlamasına sebep olur. Allahu teâlâ'nın işitmesi hiçbir şarta, hiçbir kaydatâbi değildir.
            MUTLAK KEMÂL, İZAFÎ KEMÂL:
    İşitme sıfatı bir sıfat-ı kemâldir. Çünkü bunun zıddı olan sağırlık bir kusur, bir eksikliktir. Fakat bilindiği gibi kemâl, iki türlüdür: Mutlak kemâl, izâfi kemâl. Mutlak kemâl kayıtsız, hudutsuz, şartsız olmak lâzımdır. Meselâ, işitme sıfatı bir kayıt ile mukayyet, bir hudud ile mahdut, bir şart ile meşrut bulunursa, o zaman mutlak değil, ancak nisbî ve izâfî bir kemâl olur. Kâinatta bir lâhza içinde milyarlarca işitilecek hâdiseler vuku buluyor ve bu hâdiseler ezelden ebede kadar anbean hiç kesilmeden değişip duruyor. İşte bunlardan hiç birini kaçırmadan ve hiç biri ötekine mâni olmadan, hepsini birden ayni zamanda ve ayni vuzuhla işitip duran zât Semî'dir. Yoksa birini işitip, milyarlarcasından haberi bile olmayan değil. Fakat bir sıfât-ı kemâl olan işitme kuvvetinden, insanda velev ki, bir zerre olsun bulunduğu için, yine bir kıymeti vardır. Fakat bu kıymet, onun mutlak kemâle bir kılavuz olmasındandır. Onunla asıl kemâle erilir. Eğer bizde bu kadarcık olsun işitme sıfatı bulunmasaydı, daha doğrusu Allahu teâlâ kendi kemâl sıfatını bize sezdirmek için, bizde bu sıfatın izlerini, nişanlarını yaratmış olmasaydı, Allahu teâlâ'nın Semî' sıfatını anlamak için hiçbir yol bulamazdık da bu sıfât-ı ilâhiyye bize kapalı kalırdı. Bizdeki işitme kuvvetinin kıymeti, bu sıfât-ı ilâhiyyeye tercüman olmasından ve onu bize öğretmiş bulunmasından ötürüdür. İşte bizim "Kemâlât" dediğimiz sıfatların hepsinin de mâhiyeti budur. Onun için Esmâü'lHüsnâ'dan herhangi bir ismi (kemâl-i mutlak ma'nâsı mülâhaza olunarak) mahlûka söylemek, hem şirk koşmak, hem yalancılık etmektir. Allah'ın hiçbir isminde hakîkî ma'nâsiyle benzeri yoktur. İnsanlardaki bütün kemâlât hakikî kemâl değildir, mecazdır, yani yoldur. Onunla hakikate geçilir.
            KULA GEREKEN ŞEY:
    Mahlûkâtta görüp te bir kemâl sandığı herhangi bir ma'nâya bağlanıp ta ona kul ve köle olmamalı. Belki ondan derhal Allahu teâlâ'nın nâ'mütenâhî kemâl ve cemâline istidlâl ederek bütün varlığıyle O'na bağlanmalı ve ancak O'na kulluk etmelidir.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın