Ana Sayfa

Geri
Eş-Şekûr (c.c.)

(Kendi rızâsı için yapılan iyi işleri daha ziyâdesiyle karşılayan.)

    Şükür; iyiliği iyilikle karşılamak demektir. Şükür, Allahu teâlâ'ya karşı kulun yapması gereken bir vazifedir. Çünkü Allah onu yaratmış ve sayısız ni'metlerine müstağrak kılmıştır ve bu ni'metlere karşı kullarını şükran veya küfran yollarından herhangi birini seçmek üzere serbest bırakmıştır.
    Kul şükrederse Allah onun şükrünü karşılıksız bırakmaz. Kul serbestliğini şükür yolunda kullanır; elindeki ni'metleri Allah'ın râzı olacağı bir surette sarfederse, Allah onun da şükrünü karşılıksız bırakmaz. İyiliği daha geniş iyiliklerle karşılayarak ni'metini arttırır. İyiliklerin çoğalmasına meydan verir. çünkü Allahu teâlâ Şekûr'dûr. Ni'met, esâsen kendisinin olduğu halde, şükreden kullarına mahz-ı lûtfundan, ni'metlerini arttırarak şükür muâmelesi yapar.
            ŞÜKRAN YOLUNU TUTANLARIN ALÂMETLERİ VE AKIBETLERİ:
    Kendilerine gelmiş olan ni'metleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak Allah'tan olduğunu i'tiraf ederler. Çünkü onlar hediyeyi getiren uşaklara değil, gönderen efendiye bakarlar. Gönüllerinden inanmışlardır ki, ni'meti yaratan, kısmet eden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertip eden ancak Allah'tır. O halde teşekkür edilmeye lâyık olan O'dur.
    Şükran yolunu tutanlar, vücutlarının her uzvunu ne iş için yaratılmışsa ancak o işlerde çalıştırırlar. Meselâ, neslin teselsül ve devâmı için ihsan edilmiş bir uzvu, neslin kuruması için kullanmadıkları gibi, hakikatlerin keşfi ile Allah bilgisi kazanmak için bahşedilmiş akıl ve zekâ nûrunu, mefsedetler tervici ve hakların iptâli için kullanmazlar. Allah'ın verdiği her ni'metin kıymetini bilir ve o ni'metten kendi heveslerine göre değil, Allah'ın irâdesine ve rızâsına göre faydalanırlar. Allahu teâlâ Şekûr olduğu için, verdiği ni'meti kötüye kullanmayan bu sadâkatli kullarını sever. Sevdiği için onlara yardımeder. İşlerinde muvaffak kılar, ni'metlerini de arttırır. Çünkü, şükrü yerine getirilen ni'metleri arttıracağına dâir Allah'ın kat'î va'di vardır.
            KÜFRAN YOLUNU TUTANLARIN ALÂMETLERİ VE AKIBETLERİ:
    Bunlar da gelmiş olan ni'metleri örterler. O ni'metlere dâir ağızlarından bir kelime olsun işitilmez. Halleriyle, tavırlarıyla gûya kendilerine böyle bir ni'met verilmemiş gibi davranırlar. Hak yoluna bir para sarfetmezler, fakat şeytan yoluna hiç gözünü kırpmadan binlerce lira dökerler... Böylelerine "Kâfir-i ni'met" denir ki, nankör demektir. Allah verdiği ni'metlere karşı bu sûretle nankörlük edenleri sevmez. Sevmediği için onları himâye etmez. Kendi nefisleriyle, arzularıyle başbaşa bırakıverir. Onlar da hevâ ve heveslerine kapılır. Bütün ni'metleri o uğurda çürütürler. Zarardan zarara, felâketten felâkete uğrarlar. Eğer bu zarar ve felâketlerden de akıllanmazlarsa kapıldıkları bu hevâ ve heves cereyanları onları nihayet ebedi helâk ve hüsrana sürükler ve bitirir. Böyle bir âkıbetten Allah'a sığnırız.
            KULA GEREKEN ŞEY:
    Sıhhatini korumak, mevkiini kuvvetlendirmek için, Allahu teâlâ'ya şükretmesini bilmek ve elinden geldiği kadar bunu yerine getirmektir. Sermâyesinin tükenmemesini, bilâkis çoğalmasını isteyen ticârethâne sâhipleriyle, müessesesinin yıkılmamasını, bilâkis uzun ömürlü olmasını isteyen fabrikatörlerin dikkat nazarlarını çekerim. Bu işin hakikî sigortası budur.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın