Ana Sayfa

Geri
Eş-Şehîd (c.c.)

(Her zamanda ve her yerde hâzır ve nâzır.)

    Şehîd, şâhidin mübâlâğasıdır. Şâhid, bir hâdise vukua gelirken, orada hazır olup, hâdisenin vukuunu gözleriyle gören kimseye denir. Fakat hâdise yerine uzak olanlar, gözleriyle göremiyeceklerinden, başka vâsıta ile hâdiseyi öğrenseler bile, onlara şâhid denmez.
    Allahu teâlâ işte bu sûretle, kullarının görmedikçe bilemiyecekleri bütün hâdiseleri bilir, onun için her şeye karşı Allah hem şâhiddir, hem şehîddir. Allah her yerde hazır ve nazırdır demek, her şeye ve her zerreye yakınlığı birdir demektir.
    Yakın olduğu için, yapılan her işi görmekte ve söylenen her sözü işitmektedir.
    O zâten mutlak sûrette her şeyi biliyor. Bu yönden O'nun adı Alîm'dir. Hâdiselerin esrârını, iç yüzünü bilmesi yönünden, ( 'nun adı Habîr'dir. Dış yüzünü bilmesi yönünden de adı Şehîd'dir. Şu halde başkalarının yanında yapmaktan çekindiğimiz kötü işleri, tek başına kaldığımız vakit yapacak olursak, her zamanda ve her yerde hâzır ve nâzır olan Allahu teâlâ'ya ehemmiyet vermemiş oluruz. Allah'ın her yerde bulunduğuna ve her işi gördüğüne inanmış olanlar ne temiz, ne dürüst insanlardır. Çünkü onlar kimsenin yanında kötülük yapamadığı gibi, tek başına kaldığı ve hiç kimsenin görmediği, duymadığı yerde dahi bir kötülük yapamaz. Hattâ kötülük yapmayı içinden dahi geçiremez. Çünkü Allah Alîm'dir. Habîr'dir, içimizi de dışımızı da aynı sûretle görür ve bilir.
    İbn-i Mes'ûd radiya'llâhu anh, bâzı arkadaşlariyle Medîne civânnda bir mesireye çıkmışlardı. Oralarda koyun gütmekte olan bir çoban gördüler, çobanı yemeğe da'vet ettiler. Fakat çoban oruçlu olduğunu söyliyerek özür diledi. Kırlarda yaşayan genç bir çobanın ramazandan başka günlerde böyle -oruçlu bulunması dikkat nazarlarını çektiğinden, yarı lâtife yarı da imtihan kasdiyle, kendilerine bir koyun satmasını ve koyunun yarı etini de kendisine hediye olarak bırakacaklarını söylediler. Çoban:
    - "Koyunlar benim değildir ve benim koyun satmağa salâhiyetim ve me'zûniyetim yoktur." dedi. Bunun üzerine asıl imtihan noktasına-basarak:
    - "A canım! Koyunların sâhibine bu hayvan telef oldu deyiverirsin." deyince çoban yüksek sesle:
    - "Eyna'llah; demiş ve geçip gitmiştir. (Eyna'llah: Allah nerededir? demektir).
    Sonra İbn-i Mes'ud bu koyunları sahibinden satın alarak hepsini de çobana bağışlamıştır. Bu sûretle çoban kazandığı imtihânın semerisini daha dünyâda iken tatmağa başlamıştır İbn-i Mes'ûd arasıra Medine'de bu çobana rastlayınca ona:
    Eyna'llah? diye takılır, lâtife edermiş, İşte Müslümanlık... İşte Müslümanlar.
            KULLARA YARAŞAN:
    Bu çoban kıssasını örnek tutarsak, meselâ, bir hâkim, herhangi bir te'sir altında hak ve adâletin hilâfına bir hüküm vereceği sırada, yâhud bir san'atkâr aldığı bir işi yaparken, iş verenin farkına varmıyacağı sûrette, o iş için daha kolay, daha ucuz bir hîle yolu bulabilir, İş verenin zararına olan bu hîleyi kullanacağı zaman, Allah'tan korkarak veya utanarak bundan vazgeçmesi ne büyüklüktür!..
    Bir doktor, bir me'mur, bir tüccar, hâsılı her meslekten her insanın, kanunların mes'ul etmiyeceği ve fakat Allah'ın râzı olmıyacağı fırsatlardan, Allah için (başka değil) nefsini çekmesi ne dürüstlük, ne temizliktir. Allahu teâlâ ancak böyle kullarının kefîli, vekîli ve yardımcısıdır.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın