Ana Sayfa

Geri
Es-Samed (c.c.)

(Hâcetlerin bitirilmesi, izdırapların giderilmesi için tek mercî'.)

    Samed Mesmûdü'n-ileyh ma'nâsına "yüsmedü ileyhi fi'l-havâici" demektir. Kapısına hâcet sâhiplerinin akın ettikleri şerefli zâtâ, (Samedü'1-kavm) derler. Bir sıkıntıya düşen, bir müşküle çatan insan, bu vaziyetten kurtulmak için bir halâskar arar. Bu herkes için tabiî bir haldir. Aranan halâskar, sıkıntının nev'ine göre değişir. Bu, ya bir âlimdir veyâ bir zengindir veyâhut bir makam ve selâhi-yet sâhibidir. Çünkü bir ilim mes'elesinin çözülmesi için, bir zengine müracaat edilmediği gibi, bir sermaye buhrânından dolayı da. sırf ilimle uğraşan bir zâtâ baş vurulmaz. Şurası yüksek ihtisas sâhibi bir doktorun kapısıdır denir. Bu kapı uzaktan, yakından gelen hastaların merciidir. Ötede yüksek bir makam sâhibinin bulunduğu söylenir. Bu zât o kadar meşgûl ki, ziyâretçilerinin kendisiyle görüşebilmeleri için sıra, nöbet, gün ve saat beklenir, işte bunların hepsi de (Samedü'I-kavm) dır. Çünkü, gece gündüz her birinin kapısına, uzak uzak yerlerden nice hâcet sâhipleri doğrulup gelmektedir.
    İçimizde bu çeşit şerefli insanların olması ve hâcet sâhiplerinin ihtiyâçlarına'göre merci' bulunması da, Allah'ın büyük bir ni'metidir. Allahu teâlâ onların herbirini bir çeşit ihtiyâca cevap verecek duruma yükseltmiş ve onlarla asıl kendi samediyetini göstermiştir. Allahu teâlâ her dileğin biricik merciidir. Yerde, göklerde bütün hâcet sâhipleri, yüzlerini O'na döndürmekte, gönüllerini O'na bağlamakta, el açarak yalvarmalarını O'na arzetmektedirler. Her şey O'na dayanır ve her şeyin mercîi ve maksûdu ancak O'dur.
            KULA YARAŞAN ŞEY:
    Hâceti, insan eliyle bitmişse de, hâcet bitiren insan, o kudreti kazanmak için uzun zamânlar emek vermiş, çalışmış, Allah da onun emeğini boşa gidermemiş, ona bir meziyeti ihsan buyurmuştur. O halde hâcet sâhibine yaraşan şey, hâcetini bitirene karşı teşekkür ve böyle insanları yaratıp yetiştirdiğinden dolayı da Allahu teâlâ'ya hamd-ü senâ etmektir. Meselâ, iki kişi farzedelim; biri Allahı unutmuş, sırf esbâba tapıyor... Öteki Allah'ı biliyor. Evvelki şahıs hastalandı. Kısa görüşlü doktorlarla tedâviye çalıştı, düzelemedi; çok ızdırap çekti, nihÂyet uzak bir bölgede bulunan hastalığın mütehassısını öğrendi. Onun geniş bilgisiyle hastalıktan kurtuldu. Şimdi coşkun bir sevinç içindedir. Teşekkür için husûsî sûrette doktoru ziyaret etti. Bir hâtıra olmak üzere fotoğrafını aldı; büyüttü, altın yaldızlı çerçeve içine koydurdu; evinin i'tinâlı bir yerine astı. Akşam sabah doktorun gölgesini ziyaret etmektedir. Fikrince hastalığın iyileşmesinde biricik müessir doktordur. Şâyet hastalık nüksederse doktor hazır. Öyleyse doktorla ilgi kesilmemeli, hastalığa karşı böyle bir siper bulmuştur. Artık ondan korkusu yoktur. Doktorla münasebeti devâm ettirmek için her fırsattan istifade ediyor, samimiyet mektupları, hediyeler, teşekkürler... "Fakat Allah'tan bütün bütün gaflet içindedir. Allah'ı anmak ve O'na hamd ü senâ etmek ne aklına geliyor, ne diline. Halbuki bütün bunları yaratan ve muvaffak kılan asıl O'dur. Derken bir gün acı bir haber, doktor ansızın oluvermiş... Şimdi adamcağızın gönlünde çeşitli ızdıraplar kaynaşmaktadır.
    Allah'a inanmış olan ikinci şahıs da, ayni sûrette hastalanmış ve aynı yollardan ve aynı ellerden tedavi görmüştür. Bunun fikri de şudur: Allah kendisine şifâ vermiş, tekrar sıhhat ni'metine kavuşturmuştur. Doktor, eczacı, ilâç hep o ni'metin husûlü için birer vâsıta olmuştur. Doktoru, eczâcıyı o da sever, teşekkür eder, hediyeler gönderir. Fakat hakîki minnet ve şükranlarını Allah'a arzeder de "Yâ Rab! Sana hamd ü senâlar olsun ki, kulların içinde derdimin inceliklerini görebilecek insanlar yarattın ve ona göre de devâlar ihsan buyurdun" der. (Diğer hâcet sâhiplerini de bu ölçüye göre düşünmelidir.)

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın