Ana Sayfa

Geri
El-Sabûr (c.c.)

(Çok sabırlı.)

    Allahu teâlâ Sabûr'dur. Âsilerden öc almakta istical etmez, kendilerine mühlet verir. Kullarının binbir çeşit edep ve saygı dışı hallerini görüp dururken ve onları bir lâhzada yok edivermeye kudreti varken, bunu yapmıyor. Münkirler O'nun hakkında yoktur diye bar bar bağırırken, müşrikler kendine iftirâ edip dururken, yine naz ve ni'met içinde yaşamaktadırlar. Onların tahsisatını hemen kesmiyor, sıhhat ve âfiyet veriyor. Çünkü O, her şeye bir müddet tâyin etmiştir. Her şey muayyen olan seyrini tamamlayacaktır. Vaktinden evvel isti'câl etmez. Vakti gelince de bir lâhza geri bırakmaz. Allah'ın verdiği bu mühlet de şüphesiz büyük bir rahmettir. Şâyet bu mühlet içinde tevbeye gelirlerse tevbelerini kabûl eder, suçlarını bağışlar.
            BU ÎSM-Î ŞERÎFÎN (HALÎM) İSM-İ ŞERÎFİYLE MA'NÂCA FARKI:
    Her iki ism-i şerîf ma'nâca birbirine yakındır. Yalnız bu ism-i şerîf, âsiler tevbeye muvaffak olamadan dâr-ı cezâya göçerlerse, kendilerine intikâmın orada icrâ edileceğini bildirir. Halîm ism-i şerîfi ise, daha ziyâde afv ve mağfireti bildirir. Fark budur.
            SABIRLI ADAMLAR, FAZİLETLİ İNSANLARDIR:
    Yukarılarda bir iki defa tekrar ettiğimiz bir hakikati son olarak bir daha söyleyelim: İslâm ahlâkında sabır, şükür, tevekkül, tefvîz, rızâ ve teslim gibi îmânın bütünlüğünü Ve insanlığın en yüksek mevkiini bildiren ve yüce ma'nâlar taşıyan kelimelerden hakikî ma'nânın tamâmiyle zıddı bir ma'nâ anlıyorlar ve meselâ, sabırlı bir adam denince miskinlik içinde yaşamağa, hor ve hakîr kalmağa, dövülüp sövülmeğe katlanan bir şahıs anlıyorlar, halbuki bu sabır değil (tezellül)dür. Tezellül ise haramdır, yâni bir mü'min için kendini Allah'tan başkasına karşı alçaltması helâl değildir.
    Sabır, Allahu teâlâ'nın huylarından biridir. Onun için sabırlı adamlar, faziletli insanlardır. Cehâlete, zulme, buhle sabredilmez, haksızlığa sabredilmez, bunlara karşı durulur ve yoluyla izâlesine çalışılır. Sabırlı bir adam demek, dinin ve aklın kabûl edip de nefsin hoşlanmadığı veyâ nefsin arzulayıp istediği halde dinin ve aklın beğenmeyip reddettiği hususlarda, daima dinin ve aklın muktezâsına uyarak, nefsin dizginini ona göre kullanan zat demektir. Sabır büyük makamlardan bir makamdır. En müşkül işler, sabırla başarılır. En çetin ve dolaşık mes'eleler sabırla çözülür.
    Dünyânın rahat ve refâhı sabırlı elde edilir, -insan önce kendisine ağır gelen sa'y ve gayreti göstermez, uzun zamânlar . büyüklere hizmet etmek zahmetine katlanmazsa, geçim için bir hüner ve ma'rifet sâhibi olamaz ve sonraki hayatında rahat edemez. Âhiretin ebedî saâdeti de sabırla kazanılır. - "Cennet, günlün istemediği şeylerle çevrilmiştir." (Hadîs-i şerîf meâli.) İnsan onlara uğramadan Cennet'e geçemez. Bütün faziletler sabırla bulunur. Fazilet ve kemâl hiçbir vakit kolayca ve meşakkatsiz ele geçmez. Yol üzerinde para bulunur ama, ilim, ahlâk, fazilet bulunmaz. Gayretli insanlar bu uğurda nice zahmetlere uğrarlar. Gayret ve zahmetleri nisbetinde ahlâk ve fazilet sâhibi olurlar.
            KULA GEREKEN ŞEY:
    Haksızlığı, Hak'ka tecavüzü âdet edinenler bilmelidir ki, Allahu teâlâ zâlimlerden intikâmını alır. Allah'ın yakalaması çok şiddetlidir, O'nu hiçbir kuvvet önleyemez. Allah'a isyan edip dururken O'nun müsâadesine ve imhaline mâruz kalanlar, kat'iyyen buna aldanmamalıdır. Günün birinde hatır ve hayâle gelmeyen azap kendilerini sarıverir. Her halde Allah'a dönmekte, O'nun afv ü mağfiretine sığınmakta isti'câl etmek gerekir.
    Hayatta sabredilecek yerlerde sabredenlere, Allahu teâlâ hadsiz hesapsız sevap ve mükâfat va'd buyurmuştur. Bir insanın hiddetine mağlûp olmaması, birlikte yaşadığı kimselerin bazı kusur ve kabahatlerini hoş görmesi, günâh olan şeylere dönüp bakmaması, onların vereceği geçici lezzetlere aldanmaması sabır olduğu gibi, ilim ve fazilet yolunda, memleket uğrunda, rahatını, uykusunu, malını ve hattâ icâbında canını fedâ edivermek de sabırdır. Allah'tan gelen ve define çâre olmayan felâketler, hastalıklar ve kazâlar vardır. Onlara tahammül etmek ve o gibi hallerde eline, diline sâhip olmak, bağırıp, çağırmamak, yakasını paçasını yırtmamak, başını, göğsünü dövmemek, rast geldiğine dert yanmamak ve hattâ yüzünü bile ekşitmemeğe gayret etmek de sabırdır. Hak'tan kuluna musibet gelir. Hiç şüphe yok ki, ecri de berâber gelir. Sabrederse o ecri alır, edemezse musibet birken iki olur. Biri musibetin kendisi, öteki de kaçırmış olduğu ücrettir. Halbuki Hak'tan gelen ücreti kaybetmek, musibetin bizzât kendisinden daha ağırdır.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın