Ana Sayfa

Geri
El-Reşîd (c.c.)

(Bütün işleri ezelî takdirine göre yürütüp dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere âkıbetine ulaştıran.)

    Reşîd, mürşid ma'nâsınadır. Mürşid kelimesi başlıca iki ma'nâ ifâde eder. Birincisi doğru ve selâmet yolu gösteren demektir. Bu ma'nâca (El-Hâdî) ism-i şerîfiyle berâber olur. İkincisi hiçbir işi boş ve faydasız olmayan, hiçbir tedbîrinde yanılmayan, hiçbir takdirinde hikmetsiz bir şey bulunmayan zât demektir. Burada ma'nâ budur.
    Küçük, büyük işlerin kumandası ancak Allahu teâlâ'mn elindedir. Her iş O'nun irâdesi ve tedbîriyle meydana gelir ve yine O'nun takdiri çerçevesi içinde neticelenir. Allahu teâlâ'mn tekvînî olan tedbirleri, kâinâtın idâresine ait emirleridir. Her şey bu tedbirlere göre ve tam bir mecburiyet içinde vazifesini yapıp durmaktadır.
    Teşriî olan tedbirleri ise, mükellef olan insanların saâdet ve refâhı için bilhassa Kur'ân'da gelmiş olan emirlerdir, bunlarda cebir yoktur, dinî işlerin cebirle değil, insanların irâdeleriyle yapılması istenmiş ve bu iş onların ihtiyârına bırakılmıştır. Onun için bir kulun, irâde-i cüz'iyesini kullanmadan aradığı sevap husule gelmez. Şu halde insanların, kendileri için va'd buyurulan saâdet ve refâhı bulmak istiyorlarsa, kendi arzulanyle Allahu teâlâ'nın teşriî olan emirlerini yerine getirmek, bu sûretle rızâsına ermek için niyet etmeleri ve gayret göstermeleri lâzımdır.
            KULA GEREKEN ŞEY:
    İşlerinde ve muâmelâtında hayırlı ve kazançlı tarafı tutabilmek için tedbirli ve uyanık bulunmaktır. Bu da akıl gibi Allah'ın en büyük ihsânı olan hassayı terbiye ederek, çahştırmak ve nefsi, aklın idâresi ve baskısı altına almakla olur. Akıl, insanı hayvandan ayırt eden bir kuvvettir. Vazifesi Allah'ın kanunlarını anlamak ve onların hükümlerine göre vücut makinesini idâre etmektir. Bu akıl her insanda varsa da, ancak işlerini, sözlerini aklının idâresiyle yürütenlere akıllı denir. Yoksa yalnız kendisinde akıl bulunana değil. Biz kendi kendimize akıllı adam olmakla ve hayrını, şerrini bilenlerden bulunmakla iftihâr eder, kimsenin aklını ve icrâatını beğenmeyiz. Fakat emin olunuz ki, zengin, fakir, âlim, câhil binlerce insan içinde, aklına göre yürüyen pek az kimse bulunur. Ötekiler hep aklı lüzumsuz bir şeymiş gibi bir tarafa atarak, nefislerinin arzularına göre giderler. Akıllarından faydalanamadıklan için bunlara akıllı denmez.
            AKLIN TERBİYESİ:
    Hiç aklı olmayana deli derler. Bunlar bir şeyle mükellef değildir. Fakat aklı olup da onu terbiye edemediğinden, yerli yerinde ondan faydalanamayanlara ahmak denir, sefih de denir. Aklın terbiyesi ilme bağlıdır. Onun için âslâm dininde kadın, erkek her ferdin hususiyetine göre, din ve dünya ilmi öğrenmesi farzdır. Akıl, ilimle kuvvetlenince, sâhibine dâimâ olan biten işlerin nereden çıktığını ve hangi yollardan akıp geldiğini dikkat nazarına aldırır. Her hâdisede Allah'ın irâdesini, kudretini sezdirir, O'nun rızâsı için çalışmayı sevdirir. Onun için büyükler demişler ki: İhsân-ı Ilâhî'nin en hayırlısı akıl, âfetlerin en zararlısı cehldir.
            NEFS VE ISLAHI:
    Nefs insanın içinde şiddetli bir istek kaynağıdır ki, insan bununla işine gelen, hoşuna giden her şeyi kendine maletmek, nerede ve kimin elinde olursa olsun çekip almak, işine gelmeyen her şeyi yok etmek ister. Bu istek hayvanlarda da bulunduğu için, insanla hayvan arasında müşterek sıfatlardandır, İçimizde mütemâdiyen fışkınp duran bu istek kaynağının arzuları mutlak sûrette verildikçe, o sırnaşık insanlar gibi, daha ziyâde arsızlanır, verdikçe azar, onu imlâya getirmek güç olur. sâhibini de yener. Onun için nefsi Allah'ın râzı olacağı hudutlar içinde tutarak taşkınlıktan, fâsit heveslerden alıkoymak lâzımdır. Bu da nefsi, aklın hükmü ve idâresi altına almakla olur. İnsan doğduğu günden i'tibâren, işine geleni çekmek, gelmeyeni atmak için çalışmaktadır. Bu hal insanların mayasında vardır. Eğer bu olmasaydı âlemin nizâmı bozulurdu.
    Şâyet bu kuvvet aklın baskısı altına alınmayıp serbest bırakılırsa, yine âlemde herc ü merç hâsıl olur.
    Akıl, nefsin isteklerini gözden geçirir, A'.ah'ın rızâsına uygun olanlarını kabûl, olmayanlarını reddeder. Aklın eli, nefsin dizginini tutarsa, kötü yollara bırakmaz, hakka bâtıl, bâtıla hak dedirtmez. Nefsini aklının baskısı altına alabilenler hakikaten büyük insanlardır. Mes'ut olanlar da bunlardır. Çünkü onlardan mahlûkat mutazarrır olmaz, memnun olur. Halkın memnun olduğundan Hak da râzı olur.

Ali Osman Tatlısu


 
Sayfa hakkındaki görüş ve düşüncelerinizi
e-mail ile yollayın